“Yaratılış Bilmecesi”ni Çözmek !
Eski İlahilerin ve onlara dayanan Tevrat veya Kuran’ın,
‘cahil eski toplum’ tarafından nasılsa üretilmiş efsane ve-ya uydurma’lara dayandığına yönelik bir kör inanç,
Türkiye kamuoyunda uzun yıllar önce Turan Dursun tarafından,din’i islamla eşitleme eğilimi halinde yansıtılmıştı.
Turan Dursun'un bu "samimi çabaları"nın,
sonuçları itibariyle, önemli teorik tahribatlar yarattığını
artık ortaya koymak gereklidir.
Dinsel gelişmenin önüne geçme çabasında, din’lerin eski kaynaklarını tanımak bugün çok daha önem kazanmaktadır..
Bu ilahilerde ,‘Yeryüzü’ ve ‘Gökyüzü’ kavramları da öylesine somut, elle tutulan ve doğal bir şekilde ele alınır ve anlatılır ki, o anlatımlarda, Gökyüzü’nden bahsederken birden bire Kazma’ya geçmek hiç bir anormallik yaratmaz.
Çünkü,burada sözü edilen Gök ve Yer, Akkado-sammaru toplulukların bir öteki tanımı,bizzat kendileriydi."Yukarı Mezopotamya" ile "Aşağı Mezopotamya" topraklarının bir tanımlama türüydü. ‘Kazma’ ise,Türkiye’de şimdi bile eğitilmemiş bir kişiyi tanımlama deyimi olarak kullanılır ; dolayısıyla 'kazma', Gılgameş’in ikizi, rakibi, ittifakdaşı Çiftçi-köylü Enkidum’un bir anlatım biçimi, Adem'in çiftçi olan varyantı, yani eğitilmemiş bir "insan" tanımıydı. Belki de bu nedenle, burada anlatılan Adem "yaratıldığı" sırada "gözü kapalı"ydı ve henüz "bilgelik" kazanıp "gözleri açılmamış"tı. Kelime anlamıyla "karagöz", yani gözü kapalı,cahil, kaba-saba birisi idi."Çoban" ve "Çiftçi" arasındaki atışma ve çelişmelere, bütün eski kaynaklardan itibaren rastlanır.
Avrupa’nın ‘Aydınlanma’ döneminin en ünlü eski beyinlerinden günümüzün din ve doğu uzmanlarına kadar herkes (yakın zamana kadar hepimiz ) bütün bu eski dinsel anlatımlarda, erken Mezopotamya toplumlarının gerçek tarihini bulmak ve aramak yerine, onlarda sadece ‘efsane ve-ya uydurma’ keşfedebilmişlerdi. Eski İlahilerin ve onlara dayanan Tevrat veya Kuran’ın, ‘cahil eski toplum’ tarafından nasılsa üretilmiş bu tür efsane ve-ya uydurma’lara dayandığına yönelik böyle bir kör inanç,Türkiye kamuoyunda uzun yıllar önce Turan Dursun tarafından, din’i islamla eşitleme eğilimi halinde de yansıtılmıştı. Turan Dursun'un bu "samimi çabaları"nın, sonuçları itibariyle önemli teorik tahribatlar yarattığını artık ortaya koymak gereklidir.
Şimdi Aydın Erdoğan gibi yazarlar tarafından sürdürülen bu genel çizgi, ‘Akkado-sammaru’ tarihinden, Enuma Eliş’ten, eski tabletlerdeki dinsel anlatımlardan, eski toplumun örgütlenme ve ilişki tarzlarından tamamen bağımsız bir ‘İslamiyet’i ‘Bilim’le karşılaştırma çabası içinde ‘cilt’leri doldurmaktadır. Boş laflar yazmanın örneğidirler bu ciltler. Fakat,Tevrat’tan bağımsız bir Kuran; Enuma Eliş’ten bağımsız bir Tevrat, bilimsel bakımdan incelenemez. Bu, temel bir metot konusudur ve A.Erdoğan gibi "aydınlanmacı" ve "bilimci"ler işte özünde bilim karşıtı metotlarla böyle bir güya "ateist" mücadele yürütüyorlar.
A. Erdoğan, bu alanda eğer bir parça araştırmaya yönelirse, daha ilk anlarda, İslam’ın çerçevesi ve deyimleri içindeki ‘mantık’ alanında kalarak oluşturduğu cilt’ler dolusu kitap sayfalarının, bölümlerinin adım adım anlamsızlaşıp yürürlükten kalkmak zorunda olduğunu görecektir. Umalım ki o, bunu bizzat kendisi görsün…
Kuran’ın tanrısı,anlatıma göre, Gök ve Yer bitişik iken onları birbirinden ayırmış ve ‘yaratılışı’ böyle gerçekleştirmiş ise, artık biliyoruz ki, bu temel kavramların yer aldığı erken ilahiler Enlil dönemlerine aitti ve Muhammed’den en az 4000 yıl öncesinde sözlü ve daha sonra da tabletlerde yazılı olarak bulunuyordu. Böyle bir durumda, A.Erdoğanların yaptığı gibi, "Yerin Gökten ayrılması" sözleri üzerinden sadece Muhammed’e vurarak İslamı eleştirmek ve yapılan bu işi de, "din eleştiriciliği" olarak farzetmek, oldukça çocukça bir çabadır ve bilinçlenmek isteyen kitleler bakımından ise hedef saptırıcıdır.
Erken ilahide şöyle deniyordu:
« Nimetlerin gerçek yaratıcısı,
Kararları değiştirilemeyen Efendi,
Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil,
Yer’den Gök’ü ayırmayı düşündü,
Gök’ten Yer’i ayırmayı düşündü.
Ortaya çıkan varlıkların büyümesi için,
“Gök ile Yer’in Kemiği”nde (Nippur) ... Yaydı.
Kazma’yı var etti, ‘Gün’ü yarattı,
Emeği gösterdi, yazgıyı belirledi,
….
Efendi Kazma’yı çağırdı, kaderini belirledi…»
(Kramer,Sumer Mitolojisi,Kabalcı,s.103)
Bu tür örnekler, ‘Gök’ ,‘Yer’, ‘kazma’ gibi eski ilahi temel kavramlarının,erken dönemlerde belki bir başka anlamda kullanılmış olabileceğine dair,herkes için uyarıcı işaretler olmalıydı.
Gelgelelim,ister dini inanca sahip olsun, olmasın; ilahiyatçı, tanrıtanımaz, ‘aydınlanmacı’ ve takipçi Doğu nihilistleri,‘Yer ve Göklerin yaratılması’, ‘birbirinden ayrıştırılması’ vb. konularında Eski Ahit’in kahin ve rahip yorumlarına kendilerini öyle kaptırmışlardır ki,düşüncelerinde, tabletlerin belki bir başka konuyu anlatmış olabileceğine ait bir kuşku izi bile taşıyor görünmezler. Oysa Aydın Erdoğan , ‘bilim’de ‘kuşku’nun yerini Hançerlioğlu sözlüklerinden yaptığı aktarmalarda ne de güzel yineleyip duruyordu…
Voltaire’lerden Kramer’lere kadar düşün adamlarımızın kanılarının tersine,Akado-sammaru ilahilerinin ‘Yer’ ve ‘Gök’ kavram ve kavrayışları,ortaya çıktıkları dönem itibariyle, masallara,efsanelere veya tasarlanmış kozmonogia’lara ait değildi; çok somut olarak, ‘Sümer-Akkad’ topraklarını tanımlıyordu. Bunlar, "Aşağı ve Yukarı", "Yer ve Gök" olarak da tanımlanmış Mezopotamya'da yaşanmış somut tarihe ait bir aktarım tarzının kavram ve kavrayışlarıydı.
Böyle olduğu için, mesela,bu topraklardaki ("Yer ve Gök") tapınaklara, tapınılan tanrının özelliğine de bağlı olarak, ‘Gök Dağı (Tapınağı)’ veya ‘Yer Dağı (Tapınağı)’ da deniliyordu. Dolayısıyla bu tür temel kavramlar, bilinen şimdiki anlamıyla "Yer/Gök"ü değil; çok somut olarak ‘Sümer’ ve ‘Akkad’ denilen toplulukları, onların yerleşim alanlarını, onların tapınaklarını anlatıyordu.
Eski Ahit ve Kuran’ın tanrıları,Adem’i ,Yeşillik’leri, "Gök’teki Kuşlar"ı,"Deniz’deki yaratıkları" bazan mutlaka ‘toprak’tan; bazan ‘su’dan,bazan ‘yumurta’dan falan yaratıyorlarsa ; İncillere göre "ilk insan Gökten, ikinci insan Toprak/Yer'den (veya tersi) yaratılmışsa" vb. bu tür ayrımsal kavramların varlığından ötürüdür.
Buradaki anlatımlarda "Gökteki Kuşlar" mutlaka "Toprak"tan; Adem'in bir cinsi, ama mutlaka "Toprak"tan yaratılmışlar ise, "Toprak" kavramı Asur'u, tarımcı topluluğu anlattığı için olmalıydı.
Doğal olarak, dini metinleri bu yeni okuma tarzıyla ele aldığımızda, "Yer", "Gök" gibi bazı temel erken kavramların anlattıkları,eski ateş tapımcılığının bir kalıntısı olan ‘Aydınlanmacılık’ dönemi düşünürlerinin ve onlara dayanan Turan Dursun’un, Aydın Erdoğan’ın ‘düpedüz’ anladıklarını sandıklarından tamamen farklı şeylerdi.Çok somut olarak gerçek Mezopotamya toplulukları, onların yerleşim alanları,onların iç ve karşılıklı örgütlenmele düzenleri vb. idi.
Eski tabletlerin çözümleme ve tercüme zorlukları bulunuyor olsa bile, var olan halleriyle eski toplumun tarihlerini ve o tarihleri aktarım biçimlerini yine de yansıtmaktadır:
[Yukarda Gök’lerin adı yoktu
Aşağıda Yer’in adı yoktu
Yükseklik ve derinlik yoktu,
Hiçbir isim yoktu daha.
Toprak altında Abzu vardı yalnız,
İlk yaratıcı olan Tatlı Su ile
Bir de Tuzlu Su, Tiamat vardı.
Bir de döl yatağında dönen Mummu.
Birbirine karışıyordu tatlı su ile tuzlu su,
Örgülü kamışlar belirmemişti henüz,
Suları bulandırmıyordu sazlar.
Tanrıların adı yoktu,
İşte o vakit,
Sürüklenip gelmiş çamurlarla dolu suda,
Apsu ve Tiamat’tan
Tanrılar yaratıldı.
Çamurdan doğan Lahmu ile Lahamu,
Daha genceciktiler, boyları uzamamıştı,
Göklerin ufku Anşar ile Yeryüzü ufku Kişar’ı
Gök’ün ve Yer’in çizgilerini
Ufuklarda bulutları çamur’lardan ayırdılar. ]
***
[Enki,anası Nammu’ya yanıt verdi:
“Ey annem,senin ismini vereceğin (ad koyacağın) yaratık meydana çıksın,
Onun üzerine tanrıların görüntüsünü koy,
Dipsiz suyun(bataklığın) çamurunun özünü karıştır,
İyi ve prens gibi şekilleri çamurla sık,
Kol ve bacaklarını meydana getir,
(Yeryüzü ana tanrıçası) Ninmah,onun üzerine tanrıların suretini (görüntüsünü) koyacak,
O bir insan…” ]
Neredeyse burada kullanılan her temel kavramı daha önceki çalışmalarda ayrıntılarıyla ele almaya çalışmıştık. Bu yeni yaklaşım tarzı,bütün okurlarımıza, eski tarihi canlı bir şekilde anlama olanağı verecektir. Bu süreç, eski tarihçiliğe, eski felsefeciliğe, eski toplumbilimciliğe tamamen karşıt, onların geçerliliğini büyük ölçüde ortadan kaldıran bir yeni bilimin kurulmasıdır da aynı zamanda.
Şimdi artık,Eski Ahit’in anlatımlarının,erken ‘yaratılış’ varyantlarından,hatta peşpeşe gelen iki farklı yaratılış versiyonunun, özetlenmesinden başka bir şey olmadığı açığa çıkarılmıştır.
7 veya 8 farklı toplum birimin, birlikte gerçekleştirdiği "ortak Tufan"lardan, ortak karşılıklı insan kurban törenlerine katılan her farklı toplum birim için ‘yaratılış’ farklı bir şekilde yaşanıyor ve aktarımlara da öyle de yansıtılıyordu. Üstelik,Eski Ahit ve Kuran’lara, Akado-sammaru tarihi boyunca, farklı dönemlerde farklı şekillerde yaşanmış ‘yaratılışlar’ vardı. Bu nedenle, din kitaplarında ‘ol sözü’ ile, ‘akıl’ ile, ‘ateş’ ile,Su ile,toprak ile,yumurta ile vb. bir dizi "yaratılış" elemanından birbiriyle çelişir şekilde söz edilmiş ise, sadece bunları göstermek ‘din eleştirisi’ yapmış olmak anlamına gelmez.
Gerçek din eleştirisi, ancak, o farklı yaratılış elemanlarının hangi eski dönemlerin ritüel araçları olduğunun anlaşılması ve biraz zaman geçmiş olmasına karşın,o sırada bilmeleri olanaksız olan Musa’ya, İsa’ya ve Muhammed’e, gerçek tarihi anlatarak, onların atalarının asıl davranış, cinsel ilişki ve yamyamlık türlerini tanıtmakla yerine getirilebilir.
Bu yöndeki çalışmaların başlangıç noktasını,farklı bir okuma tarzıyla Eski Ahit’in ‘yaratılış’ anlatımını ele almak oluşturur.Bu nedenle, Kuran’a geçmeden önce ve geçebilmek için Musevi kayıtlarını derinlemesine tanımak gerekecektir. Aydın Erdoğan gibi yazarlar, asıl ve ön kaynakları tanımadan, sağlam ve bilimsel bir şekilde Kuran'ı eleştirebileceklerini sanacak kadar da, bilimsel kurallardan uzaktırlar.
Tevrat metininin birkaç yüzyıl önceki tercümelerini bulmak daha yararlı olacaktır ama,şimdi hayli "düzenlenmiş" yanlar taşısa da,yine de,bağrında,6000 yıl kadar önceki değerleri içermektedir:
«Yaratılış»tan Tufan’a Kadar Geçen Süre
Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra
Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra-2
Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra-3
Tufan'dan Önce- Tufan'dan Sonra-4
Tufan'dan Önce- Tufandan Sonra-5
“Yaratılış Bilmecesi”ni Çözmek !
**************************************************************************

