'Medeniyetler çatışması' - 'Medeniyetler İttifakı' ...
Hürriyet gazetesinin manşet olarak yansıttığı Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner’in açıklaması, beni Türkiye’nin iç koşulları yönüyle çok fazla ilgilendirmiyor.
Uzakta bir adamın, yaşı ve enerjisi itibariyle bunlara ayıracak fazla vakti yok artık. Beni mesela, Tanrının ‘yaratılış’ sürecinin 7. gününü niye ‘tatil’ ettiği ve ‘dinlenmeye çekildiği’ bir bakıma daha çok ilgilendiriyor şu ara ve aslında tam da bu nedenle dünyadaki gelişmeler bağıntısında, dinlerin oynamakta olduğu şu anki özellik bakımından E.Taner’in açıklamasının bu yönü, zaten ele alacağım konuyla uyuştu.
Yazmayı istediğim asıl konu, Saddam’ın öldürülmesinin, Müslüman dünya ile Hıristiyan dünya arasındaki çelişmeleri artıran ve öte yandan ise İslamın içindeki mezhep bölünmesini derinleştiren temel politikaya bağlı olması idi. Şimdi artık, dünyadaki olaylara “dinlerin mücadelesi ve ittifakı” çizgileri üzerinden bakmak lazım. Nuray Mert bunlara 'komedi', 'tiyatro' falan derken çok yanılıyor.
Dünyanın ulaştığı bugünkü nokta, aslında çoktandır izlenen ‘ulus devlet’ çözülüşünün kaçınılmaz sonucudur.
Sermayenin tamamen küreselleştiği bir dönemde Ulus devletlerin sınırlarını ‘kapalı’ tutma şansları kalmamıştı zaten. ‘Ulusaşırı tekelci sermayeye’ karşı her türlü yasal önlem, hülle yoluyla olsa bile -geçenlerde ‘Türk vatandaşlığını’ hatırlayan bir ABD vatandaşı üzerinden alışverişi yapılan TV kanalı, basın karteli gibi falan- boşa çıkarılabiliyor artık... Kaldı ki, buna istekli, dış dünyaya 'korumalı', iç pazarı kaptırmamaya çalışan bir ulusal burjuvazi de yok genel olarak ortalarda. Tersine, ‘ulusallığı’ sadece kimlik kartında kalmış, onu bile üzerinde bir ağırlık olarak taşıyan, enternasyonal para ilişkileri içinde bulunan zenginler var artık. Bunlar da, kapıların, sınırların kapanmasını değil, bütünüyle açılması yanlısı.
Yarım asır önceden kalmış bir kaç gazete yazarının ‘ulusal ekonomi’ üzerine yazıları, ilginç antik bir esere bakar gibi karşılanıyor artık. Bu, dünyanın her yerinde böyle, genel bir süreç olarak. Bu nedenle bütün eski partiler yeniden başka değerler etrafında şekilleniyor; dünün sağcısı sol; solcusu sağ, tipik eski değerler bakımından, hale gelebiliyor. Çünkü artık dünyaya bakılan pencereler, yer değiştirmiş durumdalar...
Doğal özellikleri bakımından ulusaşırı bir sermaye, devletin ‘sosyal’ karakteriyle, toplumun sosyal yükümlülükleriyle ilgili değil. Bu 'yükleri' taşımaya niyeti ise hiç yok. Oysa 5 bin yıl önceki toplumlar bile, dul’una, gazisine, yetimine bakmayı kendilerine görev addediyorlardı...
Dünyanın en eski sosyal kurumlarından olan posta taşımacılığı bile, şimdi bütün dünyada parça ‘özel sektöre’ devrediliyor.
Eğitim, hastane, emeklilik, sağlık sigortaları, bankalar falan da…
Bundan sadece 25 yıl kadar önce Calp'ın aldığı oyların tamamı "sattırmam efendim!" dediği Köprüden ötürüydü oysa! Şimdi ne Calp'ı tanıyan kalmıştır ortalarda, ne de o kırık sesiyle ‘sattırmam efendim’ini anımsayan!
Devletin ‘ekonomiden elini çekmesi’ isteği, devletlerin sosyal alanları adım adım terk etmesiyle sonuçlandı...
Öyleki, eğer kapısında kocaman bir ‘hürriyet, eşitlik, kardeşlik’ yazan sosyal, hukuk, laik Fransa devleti, çoktan tamamen boşalmamış ise, içinde bulunduğu AB ve önceden kazanılmış hakların yüzü hürmetinedir…
Bir anda ortaya çıkan ve belki, bir anda da sonuçlanacak bir süreç değil bu. Ama artık toplulukları, küresel ekonomiye uygun olarak küresel dinler ifade etmeye başlamıştır ve bu süreç şu anda ilerliyor.
Dinlerin sosyal alandaki gelişimi, iktidarı ele almak gibi kaçınılmaz bir sonuç da yaratıyor ve dinleri iktidardan uzak tutan türdeki laik modeller doğrudan dinsel bir tehdit altına giriyor.
Bütün dünyada olan bu gelişmeden Türkiye yoksun değil elbette.
Türkiye öte yönden, ABD’nin şahin kanadının yürüttüğü, dünyayı dinsel, mezhepsel bakımdan ayrıştırarak bütünleştirme ve yenileme politikasından en çok etkilenecek ülkelerden birisi. Batıya karşı “ılımlı Sünni İslami bir cumhuriyet”, “Sünni Müslüman dünyanın önderi olarak Türkiye”, daha buna adımını atmaya başladığı anda, mezhep çatışmasının da ortasına düşmüş olacaktır. Türkiye, eğer Sünni-alevi çatışmasını, hiç olmazsa Cumhuriyet döneminde fazla yaşamamış ise, bu, onun laik yapısındandı ve Alevi yurttaşların bu laik yapı ile nerede ise bütünleşmeleri, onda kendilerini koruyan bir özellik bulmalarından ötürü olmuş olmalıdır.
Bugünkü sorunlu haliyle de olsa, laik yapının ortadan kalkması düşüncesi bile, herhalde onları hayli tedirgin edecek ve güvenceler arama kaygısına itecektir. Bu güvencelerin şu anda İran’da, Suriye’de, Lübnan’da bulunabileceği anlaşılır.
Saddam’ın idamının hemen ertesinde, bu idamın, Irak’ı bir daha bütünleşmemek üzere ayırmak politikasının ürünü olduğunu açıklamıştım. Aslında ne yüksek diplomatlarla omuz omuza bilgi alışverişi içindeyim, ne de, bir kaç haftalık El Fetih misafirliğinden ‘ortadoğunun büyük uzmanı’ payesini, bizzat kendisi kendisine veren Çandar’ların sahip olduğu türde 'dostluk' ilişkilerim var. Eğer imanlı bir ABD dostluğuna talip değilseniz; eğer, eski ‘emperyalizm, ulusal kurtuluş çağı...’ vb. bantına takılıp kalmamış iseniz; eğer dünyadaki temel çelişmelerin ne yönde geliştiğine bayat teorilerle değil, algılayıcı bir gözle bakabiliyorsanız, göreceğiniz tek şey, toplumların dini temelde yeniden şekillenmekte olduğudur.
Saddam’ın idamını "ABD’nin aptalca bir politikası daha" diye niteleyen Soli Özel’in, bu değerlendirmesinin pek "akıllı" olmadığını söylerken yola çıkmış olduğum noktalar bunlar idi.
İyi şeyler de yazan E.Şafak da, başlangıçta, Saddam’ın alelacele idamını ABD’nin geçmiş pisliklerinin ortaya çıkmasını önleme kaygısına bağlamıştı. Fakat durum o değildir. Bu nedenle de, bir hafta kadar sonra yazdığı bugünkü (dünkü) yazısında, artık daha iyi bir noktaya gelmiş ve Saddam’ın idamının, aslında Irak'ın bütünlüğünün idam kararı olduğunu açıklayarak, tutumunu düzeltmiş görünüyor.
Hayat zaten düzeltir insanların yanlış sözlerini, davranışlarını, yeter ki siz inatla söylediklerinizde, yaptıklarınızda direnmeyin!
Müsteşar Emre Taner’in “gelecekte birçok ulus devlet ve milletin, hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı” bir süreç tespiti bu bakımdan son derece doğru bir tespittir.
Öyle anlaşılıyor ki, hamasi nutuklar yerine, dünyadaki gelişmenin bu şekilde gerçekçi tespiti, sağlam bir çalışmaya dayanmaktadır.
Bay Çandar’ların uyduruk ABD dostu “Nostradamusvari” kehanetleri bu değerlendirmelerin yanından bile geçemiyor!
Fakat yine de burada, basına yansıyan açıklamalardan yola çıkarak söylemek doğru olursa, eksik kalan bir yan var: Yıkılan, dağılan ulus devletler hangi temelde yeniden şekillenmektedirler?
Buna, dinler ve mezhepler diye yanıt verilmesi gerekli.
Bu ise, önümüzdeki dönemde haritaların dini bayraklarla süsleneceği ve savaş kitalarininin önünde peygamber sancaklarının dalgalanacağı anlamına gelir.
Bundan korunmak mümkün mü veya ne ölçüde mümkün? En ciddi konu bu galiba...
Sosyalizm-kapitalizm arasındaki savaşa (ve ittifaka) karşı 80 yıl dayanan ülkeler, 'bir sabah vakti' ( o kadar da değil tabi! SB’ nin yıkılacağını söyleyenler vardı) ummadıkları bir dünyaya gözlerini açabilmişler ise, laik ulusal sosyal devlet üçlüsünü, birlikte savunabilirlerse, şimdiki ulusal devletler şu anda Ortadoğuda yoğunlaşan bu girdabın, hiç olmazsa yıkıcı etkisinden belki uzak kalabilirler.
Değilse.
Siz sağ, ben ‘selamet’ !
http://toplumvetarih.blogcu.com/1625832/
Ölüm cezası, ceza değil, cinayettir.
***
MİT'ten 80'inci yılında önemli uyarılar
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209303
Taner'in 'Değişime ayak uyduramayan ulus-devletler egemenliğini yitirecek' saptaması dikkate değer
06/01/2007
***
Medeniyetler komedisi
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=204726
Nuray Mert
16/11/2006
*******
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5728871_p.asp
***
MİT'ten çarpıcı mesajlar
5 Ocak 2007
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5727063.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=3
http://www.ntvmsnbc.com/news/396129.asp
*****
Yargısız infaz
http://www.sabah.com.tr/2006/12/31/yaz08-40-109.html
**
Mezar ötesinden
http://www.sabah.com.tr/safak.html
'Küresel' Dünya 'Küresel' Din İstiyor!
Ya Savaş’acak Tanrılar, Ya Da Barış’acak!
PAPA XVI. BENEDİKT'İN KONUŞMASI'NA EK
Cumhurbaşkanı Sezer'in Konuşması
Barzani, Erdoğan ve MGK Sonuçları
'Laik Devlet'ten 'Ümmet Cemahiriyesi'ne Geçiş Sürecindeki Türkiye
Ümmet Cemahiriyesine Doğru…Yeşil Gıravatlılar...
Dini devlete doğru giderken...
"İki Türkiye" bir Olgu Değil mi?...
ABD'nin zihin dünyasında Kürt sorunu
Türkiye: 'İslami Cumhuriyet' Yolunda
Türkiye’den Musul’a kadar islami birlik !
Uluslardan Ümmetlere Ve Mit Açıklaması
Genelkurmay Başkanlığı'dan Muhtıra!
Siyasal Rejim Tehlikesinin Temelleri..
"İki Türkiye" bir Olgu Değil mi?...
islami,lümpen 'demokrasi'den Demokrasi çıkar mı?
Karşı Karşıya Olan Büyükanıt ve Hükümet mi?
Türkiye'de 'askeri darbe olur mu' ?

