Anasayfa / Genel / Tufan’dan Önce - Tufan’dan Sonra

Tufan’dan Önce - Tufan’dan Sonra

                                                                  “Olağanüstü kuvvetli fırtınaların hepsi bir olup saldırdılar,

Aynı anda Tufan ibadet merkezlerini kapladı.”


Benim, eski  toplumun ilişkilerini  anlama çalışmam özel olarak  ‘Sümer’leri öğrenme  isteği olarak şekillenmedi….Bugünkü toplumu, onun davranış ve inanç kaynaklarını kavrama çabası içinde, yazılı kaynaklar bakımından bilinen en eski uygarlık alanı olarak, Mezopotamya topluluklarına  zamanla ulaştım.

 

Bu geç kalmış bir çalışmadır. Sadece kendi bakımımdan değil fakat…

 

Avrupa aydınlanmacılığı, dine karşı tutumunu politik nedenlere  çok dayandırmıştı. Marksist formasyona bağlı akımlar içinde, eski topluma karşı, eli-yüzü düzgün bir çalışmaya yönelimin  bulunmuyor olması  bir rastlantı değil. F. Engels’in, sağlığında keşfedilen Turuva’ya karşı gösterdiği ölü suskunluğu, orada, kendi teorilerinin eksik temellerine yönelmiş  tarihsel  bir yanıt  bulunuyor olmasına bağlıydı herhalde. Turuva’nın keşfiyle aynı zaman diliminde ortaya çıkan Amerikalı Morgan ve Darvin’in eserlerine  kapılarını sonuna kadar  açan Engels, Turuva’nın keşfini "ölü suskunluğuyla"  geçiştirmişti.

 

Turuva'nın keşfi, bir hayaller toplamı olarak ele alındığı ölçüde, mitolojinin sonudur gerçekte; başlangıcı değil!  Oysa  "mitoloji" kavramına öylesine kötü anlamlar yüklenmiştir ki, onu kullanmaktan korkuyorum.

 

Eski toplum, o "mitolojilerde" kendi tarihini anlatır. O toplumlar, kendi tarihlerine üstelik, yapısal düzenlenişinin devamı için, çok sıkı bir şekilde bağlı kalmak da zorundaydı. Yazının olmadığı toplumlarda bu, sözel ilahi, şarkılar biçiminde, ezberlenmesi kolay tarzlarda, babadan-oğula, nesilden nesile aktarılıyor olmalıydı. Her topluluğun veya  tercih ettiğim kavramlarla, her “toplum birim”in kendi özel bir “tarih çetelesi” ve buna bağlı “tarih anlatımı” bulunuyor olması çok doğaldı.

 

Birey, orada, ancak, bu tarih çetelesi ve bu tarih anlatımı ile birlikte var olabilir. Çünkü, onun toplum birim içindeki ve toplum birimler karşısındaki bütün hak ve ödevlerinin anahtarı,  aidi olduğu toplum birimin tarih çetelesinde ve  tarih aktarımında bulunuyordu.

 

Dünyanın  en köklü, en zengin müzik kültürlerinden birisine sahip olan Araplar arasında ‘müziği yasaklama çabası, Muhammed’in “gericilik yapma” isteğine bağlı şekillenmiş olamaz herhalde.. Bunu, nihilizmi, bir tür  kişilik kaybı olarak yaşayan ve  başkalarına da yaşatmak isteyen Altan  soykutüğüne sahip türden kişiler düşünebilir...

 

Kuran’ın kendisi de bir şarkı, ilahi türü anlatımdı ve MS. 7. yüzyılarda bir dizi farklı ilah arasında  bölünmüş toplulukları birleştirmek için, farklı ön kaynak tanrılarına övgüler, yergiler, dua veya beddualar İslam tarafından yasaklanmak istenmiş olmalıydı..Onların tarih aktarım biçimlerinin ilahiler halindeki devamı, merkezi yeni bir din için sakıncalı görülmüş olmalıydı. "Namaza Çağrı" diye nitelenen Ezan'ını bile 5 ayrı vakit'te 5 farklı müzik makamı olarak farklı okuyan,her farklı tanrıya farklı makamlarda ilahi okuma biçimindeki eski Mezopotamya kült geleneklerine dayanıyordu.  İslam'ın  bu  "müzik yasağı"ndan  sonra, 1400 yıl sonra bile, müziğin Arap yaşamında, ekmek kadar  vazgeçilmez parçası olarak  güçlü bir şekilde bulunmaya devam ediyor olması, zaten bu yasağın eski mantığını ve derin temellerini az-çok ortaya koyar.

 

Eski Mezopotamya toplumları arasında, “Sümer” ses değerleriyle  okunan kavram ile ifade edilen  bir toplum var olmuş mudur? Bu sözcüğün bize bir “Avrupa hediyesi” olduğunu düşünüyorum. Onların niyetlerinden bağımsız olarak böyle bir sözcük, eski Mezopotamya topluluklarının, kendi kendi ata kültürlerinden koparılmasına yol açmıştır ve tarihin izlenmesinde  kesinti yaratmıştır. Çünkü bu algılama tarzında, Avrupa hediyesi “Sümer”ler, torunlarının arasındaki izlerini, kavramlarını, varlıkları bir çantaya toplayıp, serap dünyasına uçuverirler. Böylece gerideki “barbar Ortadoğu”lularla hiçbir alışverişleri kalmaz…

 

Gerçek tarihte ise, bu böyle olmamıştı. Olamazdı da zaten. Onlara ilişkin asıl bilgileri ortaya çıkaran, bize tanıtan, kişisel olarak benim bu alandaki çalışmalarımda  daima başvurduğum kaynak konumunda bulunan Avrupa bilim dünyasına her zaman müteşekkir kalacağız. Ama artık, onun eski topluma, “Sümer” adı verdikleri topluluğun yanlış tanıtımına karşı çıkmadan, bu alanda daha fazla  ilerleme  olamaz. Nitekim neredeyse  son yarım yüzyıldır bu alandaki çalışmalar, daha ilerisine gidemediği  bir noktaya gelip dayanmıştır.

 

Bize ‘Sümer’ adıyla ulaşan bu topluluk “ateş-güneş kült topluluğu” ve  sadece bir dildeki ifadesi olarak, “Sam” veya “Şam oğulları”  olmalıydı ki, bunu bütün “kara renk” motiflerini kutsal sayan topluluklar  üzerinden de izleyeceğiz*.

 

Bunların torunları, günümüzde de Ortadoğu dâhil, var olmaya devam etmektedirler. Dolayısıyla  “Sümer” dil ve kültürü seraba karışmış değildir. Tabii ki, dönüşmüş, karışmış, bozulmuş bir halde varlık sürdürebilirdi ama, kaybolma teorisi sadece “tarihte kopukluk” yaratma teorisidir ve Ortadoğu toplumlarının küçümsenip aşağılanmasında kullanılmak  için yaratılmışa benzemektedir.

 

Eski  Şammarru-Akad  tabletlerinin yeni bir yorum temelinde, çalışma  araçları olarak  kullanılması çok önemli. Bunlarsız ne eski ve ne de dolayısıyla yeni dinler anlaşılabilir. Bunlarsız ne eski toplumun ekonomik, siyasi, askeri örgütlenme temelleri ve ne de dolayısıyla şimdiki ‘küresel toplum’un ekonomik, siyasi, dini  örgütlenme özellik ve yönelimleri  çözümlenebilir.

 

Gelgelelim, yeni peygamberler olarak ortaya çıkan bay  Hardt ve bay Negri, İmparatorluk’larında en fazla eski Roma’ya kadar sürebilen bir yolculuk yapmışlardır. Oysa gümüş’ün  'para' karşılığı olarak ortak değer kullanımı  ilk kez  bu toplumlarda  görünmüştü. Altın  ile gümüş madenleri  bu toplumların hayatında başlangıçta ise, sadece  dini  nedenlerle  bulunuyordu. Ayni verginin  ilk biçimleri de  tamamen bir dini edim  halindeydi  ve  onu    Eski Ahit'in Âdem’le Havva’sının ilk oğullarının tanrıya sundukları  ürünlerinin 'ilk ağız’ı olarak da, “insan kurban”ın yerine geçmek üzere de oluşmuş bitki-hayvan totem sunu ve kurban edimleri olarak  görmeye başlarız.

 

Bir kaç gündür, Archiv Orientalni’de yer alan  bazı çalışmaları yayınlıyorum. Bunlar alanlarındaki ender çalışmalardır ve bize, -3. ve 2. binli yıllar arasında, o toplulukların gerçek ekonomik yaşam ve ilişkilerine, işçi ücretlerine, “kölelik düzeni”ne geçişin, bir önceki koşullara göre, bir uygarlık adımı olarak nasıl şekillenmiş olabileceğine ilişkin, benim çok etkilendiğim, olguları aktarırlar.

 

Dışardan baktığımız zaman, başın  arkasına iliştirilmiş  avuç içi kadar olan Yahudi Kippa’sının kutsiyetinin ve varlığının anlamını çözemeyiz. Muhammed dininde abdest alırken neden, sadece   başın ön kısmının avuç içi kaderlik kısmının “mesh edilmesi” gerektiği yönündeki kuralını da… Sadece erkek çocuk sünnetinin değil, kızlık zarının, bekâret’in kullanımının, eski toplumda  neden bir “uygarlık adımı” olarak ortaya çıkmış olabileceğini de…. Sadece  erkek çocuk sünneti ile ilgili olabileceğini varsayan uzmanlarımızın, sünnet tanımayan Ermeniler arasında da  bulup şaşırdığı Kirvelik’in, Hıristiyanlıkta vaftiz sırasında karsılaştığımız   vaftiz ‘annelik-babalık’i kurumlarıyla aynı toplumsal fonksiyona sahip olduğunu da...

 

Bu belgelerde, eski toplumun gerçek örgütlenişinin ‘mitolojisini’ buluruz ve  eski anlamıyla mitoloji hayaller dünyasından gerçek yaşam  dünyasına iner ve eski anlamını kaybeder.

 

Söylemeye gerek yok ki, bu çok geniş ve zor bir çalışma alanı. Ama şunu memnuniyetle söylemeliyim ki, eski toplumun değişik yanlarının parça parça gerçek görüntülerini sunmaya çalıştığım geçtiğimiz yıllar boyunca  Toplum ve Tarih okuyucuları için, simdi artık  İlhan Arsel’in, Turan Dursun’un yazı türleri son derece, zayıf ve hatta yanlış  bir içerik halinde görünmeye başlamış durumdadır. Bu ise geleceğe olan güven artırıcı bir işaret. Umuyor ve diliyorum ki, özellikle genç akademisyen çevreler bu çabayı devam ettireceklerdir.

 

Ben bu çalışmalarda, kendileri yazılarını yazdıkları sırada, iyi-kötü yine de geniş bir Şammarru-akad  belge yığını bulunmasına karşın, bunlardan tek bir sözcük etmeyen; bunlara dayanmak için çaba göstermeyen  bilgelerimize fazla dayanmıyor; onlardan söz etmiyorum… Gücünü, bu eski tarihe dayanmış verilerden  almayan beyinler, bir takım vargılarında doğruya  yaklaşmış olsalar da, ben, kavramlar etrafına örülen her türlü tarih ve sosyal teoriye dayanmak yerine, tanıdığımız en eski yazılı belgelere sahip  gerçek toplumun verilerine dayanmayı yeğlerim.

 

Bu eski tarihin yeniden kurgulanması gerekiyor. Bu kurgu türünde de, eski toplumun kullandığı değerleri temel almak durumundayız.

 

Eskli tarih anlatımlarında birden fazla ‘yaratılış’ türü yer aldığı gibi, birden fazla ‘Tufan’ da bulunur. Fakat bunların içinde bir tanesi bize kadar ulaşmış Tufan varyantını yansıtmaktadır ve işte o Tufan, eski tarih çizelgelerinde, sayın Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel’in   düşüncesinin tersine, bir ‘milat’ olarak da kullanılıyordu.

 

Bu Tufan’ın “milat” tarihinin yaklaşık olarak ortaya çıkarılması, bizim geriye ve ileriye doğru tarihsel hareketlerimizde  bir kolaylık sağlayacaktır.

 

Bu Tufan’ın “tanrısal bir afet” olduğu inancını sürdürmeyi, ilahiyatçılarımız isterlerse sürdürsünler. Onlara tavsiyem, Kuran’da Tufan sırasında  “kazanın kızması”, “ısınması” gibi  kavramların anlamı üzerine  biraz düşünmeleridir. “Kazan kaldırmak”, bir anlaşmazlık ifadesi ise, doğal olarak “kazan kaynatmak” da bir “anlaşma”nın ifadesi idi. Bütün eski tapınakların, eski Kudüs tapınağının önündeki “kazan”lar; gündelik yaşamın bütün ‘kazan’ edebiyatı, Bektaşiliğin kutsal kazanları, eski toplumun Tufan adını verdiği ritüel, “kutsal anlaşma”ların, “ittifak toplantı”larının aracı idi ve Muhammed’in, Tufan’ı kazanla ilişkilendirmesi bu bakımdan, eski kayıtlara bağlı kaldığı için, son derece normaldi. Yoksa o tarihlerde henüz  ‘buharlı gemi kazanı’nın bulunmadığını biliyoruz…

    

Öteki tür bilim adamlarımız bakımından ise, belki bir Tufan olmasına olmuştur ama bu “Tufan” olsa olsa bir “sel felaketi”, belki bir “Tsunami” falan olabilir. Sayın Çığ da, son yıllarda pek revaçta olan “Karadeniz Tsunamisi”ni Tufan’la bağdaştırarak sunma sırasına girmiş görünüyor.

 

Olabilir… İsteyen istediğini yazsın…

 

Biz Şammarru-Akad   belgelerine tabi kalacağız ve onların Tufan’ının, önce, neden “ibadet merkezlerin”de, yani “tapınaklar”da başlamış olduğunu ele alarak, Tufan’ın, bize ulaşan biçiminin bir “insan kurban ritüeli” olduğunu; bunun yılda iki kez özel bir tören olarak yinelendiğini; bu nedenle her toplum birimin farklı bir Tufan algılayışı bulunduğunu ortaya koyacağız.

 

 

*********

 

*Şammarru tam olarak Şam+oğul, bu ise “Ateş-güneş oğlu” anlamına gelir.

Şam kavramı farklı dilerde  Sem, Od, Nar, Har, olarak ateş-güneş karşılığı olarak kullanılmış ve giderek  ‘gök’ ile de eşitlenmiştir. Kutsal yazılarda ‘gök’ bu külte ait topluluğun bir anlatım tarzı olarak yer alır. Tabletlerde   bu topluluğun oturduğu topraklar Şummeru ki enki vb. biçimlerinde de yer almıştır. Samara  kavramı oluğu kadar   'Kenan toprakları' kavramı  doğrudan "ki enki" (enki toprağı) kavramının gerçek ses değer karşılıkları olarak görünüyor. 

 

Semah ayinleri, Semitik, Semavi kavramları daima bu ateş-güneş-gök kavramlarıyla  ilgilidir.

 

Türkiye’de şimdi de kullanılan “Şom ağızlı”, “Şam oğlanı”, “Somun ekmeği”, “40 fırın ekmek-somun yemek” gibi kavramların, herhalde, bu eski kavramla ilgisi var görünüyor.

 

Somun ekmek”, bu topluluğun ön kült dönemine ait  olarak Musevi ve Hıristiyanların kutsal sofrasında bulunmaya devam eder.

 *-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Altı gün sürmüştü Tufan..!

Nuh Dileği...

Töre ve Tören Kaynakları...

 

Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra

Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra-2

Tufan’dan Önce-Tufan’dan Sonra-3

Tufan'dan Önce- Tufan'dan Sonra-4

Tufan'dan Önce- Tufandan Sonra-5

Tufan'dan Önce- Tufandan Sonra-6

 

'Tufan' Bir Ayin'di !

 

Eski Toplumda 'Veba', 'Atsineği' ,'Sağanak Yağmur' (Tufan)...

 

KUTSAL TUFAN'LAR...-1

Kuran ve Tevrat'ta 'Kutsal Tufan' anlatımı-2

TUFAN KAVRAMLARI

TUFAN SONUÇLARI...

 

«Yaratılış»tan Tufan’a..

Mezopotamya Erken Dönem Kırallar Listesi

Sümer Oluşumu ve Larsa Kıraliyet Listesi...

Mezopotamya'nın İktisadi Tarihi-4

 

“Tanrı kâinatı 6 günde yarattı” 

Veya 

“Tanrı kâinatı Neden 6 günde yarattı”

 

Tanrı Yedinci Günü Neden Kutsadı?

 

Her Toplumda Farklı 'Kutsal Gün'ün temelleri

 

“7. Gün Tatili” ,Oruç’un,Bayram’ın Kökenleri

“7. Gün Tatili” ,Oruç,Bayram...

Oruç'un Kökenleri Üzerine

 

Sümer Oluşumu ve Larsa Kıraliyet Listesi...

 

'Sümer-Akkad' Metinlerinde 'Kutsal Tufan' Anlatımı-3

 

Kutsal Yamyamlıktan, Nuh’un Gemisi’ne

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!