Eski genel tarih, genel bir döküm halinde ele alınsa, orada, sonuçta ortaya çıkan durumlara yol açan başlangıçtaki amaçların veya uygulamaların, çoğu kez öngörülemediği ortaya çıkar.
Bu kuralın, S. Demirel için bir 'tevarih' yazılsa, sadece çoğu kez değil, her seferinde öyle işlediğini göreceğiz. Belki de Demirel'in ünlü 'dün dündür, bugün bugündür'ü de, bu yüzden ona tam uyuyor.
Yakın zamanda, üniversitede türbanla okumak isteyen kız öğrencilere "Arabistan’a, İran’a gidin." önerisinde bulunan Demirel'in de, birçok konuda, bu arada 'laikliğin önemi' konusunda da, hidayete erebilme hakkı var elbette. İsterse 80'inden sonra olsun. Ama bizim de bunları saptama; sonradan, kişilerin, partilerin öngörüsüz tutumlarıyla yarattıkları kendi ejderhaları ile savaşma tarihini öğrenme ve bunlardan ders çıkarma ödevimiz var.
**
T.Alkan bugün şöyle yazmış:
Dün bir haber çıktı. Meğerse okullarda namaz kılınmasını serbest bırakan bir genelge, Demirel'in değişmez Milli Eğitim Bakanı Nahit Menteşe tarafından 1977 yılında çıkarılmış! Menteşe şunları söylüyor: "Genelge yürürlükte olamaz. 1977'de o günkü şartlara göre çıkarılmıştı. Müsteşarımız Abdurrahman Demirtaş, çocukların ibadet etmesi ve bu konuda serbest olmaları konusunda genelge yayımlamıştı. Bağcılar Lisesi'nde yaşananları doğru bulmuyorum. Öğrenciler camilere gidebilir. Din istismarı yapılıyor!"
Ne imiş 1977'deki şartlar? Milliyetçi Cephe mi? Selamet Partisi ile koalisyon ortaklığı mı? Demirel'in din sömürüsünden medet uman politikası mı?
Süleyman beyin (en çok imam-hatip lisesi açmakla övünen, elinde Kuran'la seçim meydanlarında nutuk atan Süleyman Demirel'in) nasıl bir din sömürücüsü olduğunu bu olayla bir kez daha görüyoruz. Gerçi Cumhurbaşkanı olunca değişti (Erdoğan'dan başkaları da değişiyor işte), laikleşti, ama bir zamanlar yaptığı din sömürüsünün hâlâ bedelini ödüyoruz.
Haa, Süleyman bey şimdi 'Ben böyle bir genelge anımsamıyorum' diyecektir. Onun muhteşem hafızasını bilenler elbette buna inanmaz. İşin tuhafı zamanın Milli Eğitim Bakanı Menteşe bile suçu Müsteşar'ının üzerine atıp bu işten sıyrılmak istiyor: 'Genelgeyi Müsteşar yayımlamış!'
Ve AKP'yi suçluyor:
'Din sömürüsü yapılmaktadır!'
Efendim?
Erdoğan ve Erbakan gibi politikacıların hangi ekolden geldiği açık seçik belli olmuyor mu?
**
Demirel'i yuhalamak
25/05/2007
Bilgi Üniversitesi öğrencisi 20 yaşında bir delikanlı. Karşısında 80 yaşını devirmiş Demirel. Kaç kez başbakanlık yapmış, cumhurbaşkanlığı yapmış, darbe görmüş, umur görmüş bir insan. O gencin Demirel'den öğreneceği bir şey yoktur diyebilir miyiz?
Ama genç kızgın, bağırıyor: "Dedem de seni dinledi, babam da, ben de, yeter artık!"
Paradoks denen şey bu olmalı: Halkımız Demirel'i dinlememesi gereken zamanda dinliyor, dinlemesi gereken zamanda da 'dinlemem!' diye isyan ediyor! Olacak şey değil!
Demirel'e sadece Bilgi Üniversitesi öğrencileri değil, daha önce Bilkent ve Ankara Üniversitesi öğrencileri de karşı çıktı, protesto etti. Ben bu tür 'yasakçı' tavırlara ve protestolara karşıyım. Pek çok nedenden.
Önce ilkeden başlayalım: Üniversite, düşünce özgürlüğünün mabedidir. Orada her düşünce serbestçe savunulabilmelidir. Düşüncelere, zor ve zorbalıkla değil, karşı görüşlerle müdahale edilmelidir. Bir konuşmacıyı dinlemek istemezseniz, çıkar gidersiniz. Ama konuşmacıyı zor kullanarak susturma hakkınız yoktur.
Demirel gibi bir devlet adamının susturulduğu bir yerde, sıradan bir vatandaşın söz hakkı hepten yok sayılacaktır. Üniversitelerinde zorbalık olan bir ülkede demokrasinin sağlıklı işlemesi de olası değildir.
İkincisi, basit bir davranış kuralıdır, fakat ben önemsiyorum. 80 yaşındaki Demirel, bu üniversiteler tarafından konuk olarak çağrılmıştır. Genç öğrencilerin konuklarına daha saygılı olması gerekmez miydi? Biliyorum, bu satırları okuyan genç okurlarımdan bazıları, 'Haydi oradan, sen de onun gibi moruklamışsın' diye düşünecektir. Olabilir. Ama ben insanların birbirine saygı ve sevgiyle davranmasını önemsiyorum.
Üçüncüsü, genç ve kızgın öğrenciler hangi Demirel'i yuhaladıklarının farkında mıydılar? Aslında birden çok Demirel var. 'Genç Demirel' dini sömüren, elinde Kuran'la miting meydanlarında nutuk atan, 'Tesbih çeken elle tetik çeken el bir olur mu', 'Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz' diyen, iki kez Milliyetçi Cephe'yi kuran ve kan dökülmesine yol açan bir politikacıydı. Danıştay, Anayasa Mahkemesi, üniversite özerkliği.. gibi kurumlardan nefret etti.
Ama olgunluk çağındaki Demirel, laikliğe, yargıya, özgürlüklere saygılı bir lider görüntüsü çizdi. Ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmelerin nedenlerini araştıran, sorgulayan, çözümler üreten yeni bir Demirel çıktı karşımıza.
'İyi de biraz geç değil mi? 80'inden sonra gelen olgunluğu kim ne yapsın?' diyeceksiniz? Haklı olabilirsiniz. Ama böyle bir olgunluğun içeriği ve geçirdiği süreç, kimsenin işine yaramasa bile üniversite gençliğinin işine yarar değil mi?
Gelin görün ki, bunun için gençlerimizin soru sorması, verilen yanıtları dinleyebilmesi ve kendi yorumlarını yapabilmesi gerekiyor, değil mi?
Ne var ki bunu yapabilmek için bilgi, beceri ve zekâya gereksinmeleri var. İnsanları yuhalamak ise hem daha kolay, hem de daha fiyakalı duruyor. Daha erkekçe ve asice.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222214
Üniversiteliler, artık Demirel'i duymak istemiyor
"Sizi dedem dinledi, babam dinledi, şimdi de ben dinliyorum. 45 yıldır sizi dinliyoruz, artık yeter!"
Hatırlayacaksınız ODTÜ'lüler, hemen ertesi gün, Demirel'in Güniz sokaktaki evinin önünde ellerinde "Bu ülkeye yakışmıyorsunuz", "Deniz Gezmiş'lerin katili", "ODTÜ burada, Morrison Demirel nerede?" yazılı pankartlarla protesto gösterisi yapmışlardı.
"Katiller dışarı!"
Demirel 3 hafta kadar önce de Ankara Üniversitesi'ndeki konuşmasında 40 kişilik bir öğrenci grubu tarafından "Siz demokrasi katilisiniz. Biz üniversitemizde katil istemiyoruz. Öğrenciler değil, katiller dışarı" sloganlarıyla protesto edildi.
Protestolara rağmen Demirel konuşmasını sürdürmek isterken, öğrenciler alkışlar, ıslıklar ve sloganlarla Demirel'i engelledi: "İdamların altına imza atmadınız mı? Okulumuzdan defolup gitmenizi istiyoruz. Hâlâ bu ülkenin sırtından inmiyorsunuz!"
Bir süre kürsüdeki koltuğunda oturarak protestoların sona ermesini bekleyen Demirel, yarım saatin sonunda konuşmasını yarıda bırakarak kürsüden inmek zorunda kaldı.
"3 nesildir dinliyoruz"
Ankara'daki 2 protesto da yeterli olmamış olacak ki, Demirel bu kez de İstanbul'da şansını denemek istedi. Ancak Bilgi Üniversitesi'nde de öğrencilerin yoğun protestosuyla karşılaştı.
Bir öğrenci Demirel'e, "Sizi dedem dinledi, babam dinledi, şimdi de ben dinliyorum. 40 yıldır sizi dinliyoruz, artık yeter" diye haykırdı ve dedelerinden dinlediklerini Demirel'in yüzüne vurdu: "40 yıllık siyasi döneminizde Deniz Gezmiş'ler idam edildi. İncirlik Üssü açıldı. Türkiye, ABD'ye daha bağımlı hale getirildi. Sivas'ta 37 insan diri diri yakıldı..."
Demirel, bunlara da şerbetlidir: Ayaklarını yere vurarak konuşmasını engellemek isteyen öğrencilere "Beni burada konuşturmazsanız, başkaları da sizi başka yerde konuşturmaz" diye karşılık verdi. Yaşanan gerginliğin ardından konferansa bir süre ara verildikten sonra, Demirel konuşmasına Rektör Aydın Uğur'un müdahalesiyle devam edebildi.
Tepki gösteren gençlerin çoğu, Demirel'in "icraatlarını" hatırlamaz bile. Ama hafızalarını kazımaya kalkarsanız, çorap söküğü gibi gider işte böyle!
Hem zaten son dönemde demokratik tepkilerimizi sokaklara dökülerek yüksek sesle göstermeyi de alışkanlık haline getirmeye başladık...
11. Cumhurbaşkanı mı?
Ama 9. Cumhurbaşkanı bu sıralar "bir bilen" rolünde ortalıkta görünmekte ısrarlı. Belli mi olur, belki 11. Cumhurbaşkanı olarak önümüzdeki aylarda yeniden Çankaya Köşkü'ne taşınmanın bir formülü bulunur!
Demirel bugünlerde, kendi yakınlarını yine aday listelerinin ön sıralarına yerleştirmek için de sahnede. AKP Başkan Vekili Salih Kapusuz'un ifadesine ben de aynen katılıyorum: "Sayın Demirel için önemli olan, her ne şekilde olursa olsun, kendinden söz ettirmektir. Ülkede gerginlik artarmış, ne gam!"
Öyleyse protestolara ve konferansın yarım kalma ihtimaline rağmen üniversite turlarına devam!
http://www.milliyet.com/2007/05/24/yazar/tamer.html
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen "Ülkemizde ve dünyada 2007" konulu konferansta, dünyada ve Türkiye’de son dönemde gelişen olayları değerlendirdi.
Demirel, konuşmasının ardından "Şimdi sıra sizde, buyurun beni sorgulayın" demesi üzerine, salondaki bir grup öğrenci sıralara vurarak ve alkışlayarak protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Bir öğrenci "45 senedir sizi dinliyoruz. Bu ülke ABD’ye sizin zamanınızda bağımlı hale getirildi" diye bağırırken, bazı öğrenciler ve öğretim üyeleri de protestocu grubu susturmaya çalıştı.
Slogan atan gruba seslenen Rektör Prof. Dr. Aydın Uğur, "Dinlemek istemeyenler lütfen dışarı çıksın. Burada dinlemek isteyenler de var.
Biz ev sahibiyiz. Sayın Cumhurbaşkanımıza lütfen saygılı olalım. Eğer amacınız toplantıyı sabote etmek ise amacınıza ulaştınız" dedi.
Protestocu gruba bazı öğrencilerin de tepki göstermesi ve salondaki öğretim üyelerinin araya girmesiyle, salonda sessizlik sağlandı ve sorulara geçildi.
DEMİREL, PROTESTOLARI SESSİZCE DİNLEDİ
"İnsanların daha iyi yaşadığı bir dünyadan bahsettiniz. 45 yıldır Türk siyasetinin içindesiniz. Bugün Türkiye’nin işbirliği yapması gerektiğini söylediğiniz ABD, Irak’ta çocukları öldüren, AB ülkeleri de bu savaşa destek veren ülkelerdir" sözlerinin ardından yaşanan protestolar sırasında sessizliğini koruyan ve uzun süre salonda sükunetin sağlanmasını bekleyen Demirel, daha sonra şöyle konuştu:
"Sizi dinledim. Anlamaya da çalıştım. Düşündüm ki, bu kadar çok yanlış nasıl bir araya gelir? Bulamadım cevabını. Ben medeni bir ortamda ülkenin göz bebeği olan sevgili gençlerle konuşuyorum ve davet üzerine buraya geldim, onlara bazı şeyler söylemeye çalışıyorum. Gayet tabii ki benim söylediklerimi beğenirsiniz veya beğenmezsiniz onlar ayrı şeyler... Yalnız medeni bir toplum, tahammül ve hoşgörülü bir toplumdur.
Sizin burada müsaade etmediğiniz şeylere başka yerde de başkaları size müsaade etmez. Onun için gelin her şeyi uygarca götürelim diyorum. Soru soruyoruz, o kadar yanlış ki söylediğiniz şeyler.
Ben 45 sene Türkiye siyasetinde varım, ama 2 kere askeri darbeye muhatap olmuşum, 7 sene evde yasaklı oturmuşum. Sonra da Türk siyasetinde hiç kimse elimden tutup beni bir yerlere getirmemiş, her geldiğim yere seçilerek gelmişim ve senin söylediğin şeyleri söyleyenler de olmuş, ona rağmen halkın büyük bir çoğunluğu beni işbaşına getirmiştir. Eğer senin söylediğin günahları işlemiş olsam biz aşağılarda sürünürdük. Ya senin söylediklerin doğrudur millet yanlıştır, ya söylediklerin yanlıştır millet doğrudur. Millet doğrudur..." Süleyman Demirel, başka bir soru üzerine, Türkiye’nin son 60 yıldan beri çok partili sistemi yürütmeye çalıştığını belirterek, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıların bugünden değil, geçmişten kaynaklandığını ifade etti.
Demirel, "Bu ülkede ayrılarak değil, bir araya gelerek yürüyeceğiz. Bir ülkede birbirimize düşman olarak değil, birbirimize hakaret ederek değil, küserek darılarak değil, kol kola yürüyeceğiz. Bu hepimizin menfaatinedir. Bağırarak, çağırarak, dövüşerek, birbirinizin kolunu kanadını kırarak giderseniz çöle döneriz, hiçbir yere varamayız" dedi.
"PARTİLER BİRLEŞSİN..."
Son dönemde yaşanan siyasi parti birleşmeleri ve seçim ittifaklarına yönelik soruya karşılık Demirel, şunları söyledi:
"60’lı yıllardan sonra 2 kere askeri darbeyle karşılaştık. Siyasi parti olmadıkça siyaset yürümez. Halkla devletin irtibatları koptu, siyasi partiler güç kaybetti. Bu da ülkenin idaresini zorlaştırdı. Şimdi Türkiye yeniden bir güçlü demokrasiye dönmek istiyor. Yeniden güçlü demokrasiye dönmek demek güçlü partiler demektir. Böyle parçalanmış partilerle bir yere varamaz Türkiye. Onun için hem halkın bu partilerde, hem de partilerin kendi aralarında birleşmesi lazım. Orta sağda bölünmüş olan partilerin birleşmesi, orta soldakilerin birleşmesi lazım. Bunu Türk demokrasisi için söylüyorum.
Benim gündelik siyasetle alakam yok. Gündelik siyasetle alakam olsa buraya gelmem, Taksim’e Çağlayan’a giderim. Bunları 40 sene yaptım.
Partiler birleşsin, güçlü siyasi partiler olsun. Güçlü siyasi partilerden biri iktidar olsun, diğeri de güçlü iktidar olsun. her ülkede güçlü iktidar vardır, olmayan güçlü muhalefettir. Ben halkıma sesleniyorum; birleşin, birleştirin bu siyasi partileri. Bu seçimden güçlü bir iktidar çıksın ve ehil insanlar seçilsin. Ben gündelik polemiklerin içerisinde değilim. Çeşitli laflar her gün bana atılır ki gayet normaldir, çünkü meyveli ağaç taşlanır. Ben bunlara muhatap oluyorum, ama benim düşündüğüm sadece Türkiye’nin iyilidir." Başka bir soru üzerine de Demirel, ülkenin zaman zaman zor dönemlerden geçtiğini ifade ederek, bu şartlar altında "Acaba yıkılır mıyız?" gibi endişelerin doğmaya başladığını, bu endişelerin de ülkenin geçmişini ve gücünü iyi bilememekten kaynaklandığını ve artık herkesin bu endişelerinden ve korkularından vazgeçmesi gerektiğini vurguladı.
"TOPLUMDAKİ KAMPLAŞMALAR"
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bir öğrencinin, "geçmişte yaşanan
kamplaşmaların ağır sonuçlar doğurduğunu ve bugün de benzer bir sürecin yaratılmaya çalışıldığını, tecrübeli bir siyasetçi olarak bunu nasıl değerlendirdiğini" sorması üzerine de, toplumda bölünmelerin olabileceğini, ancak bunların kavgaya dönüştürülmemesi gerektiğini belirtti. "Halkın bir kısmını laik, bir kısmını İslamcı diye ayırmak çok yanlış. İslam bir din, laiklik ise bir düşünce ve yönetim sistemidir" diyen Demirel, laikliğin tanımının Anayasa’da yapıldığını ve herkesin bunu kabul etmesi gerektiğini dile getirdi. Demirel, "Türkiye, yüzde 99’u Müslüman bir ülkedir. Derseniz ki, bir kısmı İslamcı, o zaman demek ki diğer kısmı da böyle değil. Peki ben İslamcıysam, sen neci oluyorsun? Onun için bunu yapmamak lazım. Bu bölücülüktür. Dinle devlet ayrılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliğe karşı birtakım tezahürler, birtakım hareketler var, ama bunlara bakıp laik, İslamcı yapmak fevkalade yanlış. Kılık kıyafete bakıp, bunları laiklik karşıtı görmek de yanlış. Kılık kıyafet laikliğe değil, çağdaşlığa aykırı olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de bugün hiçbir şey yok, yönetimden kaynaklanan sıkıntılar var. Bunlar da meydanlarda dile getirildi. Herkes bundan nasibini alacaktır. Hepimiz Müslümanız ve hepimiz laik devleti benimsiyoruz" diye konuştu.
"SUÇU KİM İŞLEDİYSE SUÇLU ODUR"
Demirel, bir öğrencinin sorusuna karşılık da, "Soru sormak senin hakkın, cevap vermek de benim hakkım. Dinle..." dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
"Suçu kim işlediyse suçlu odur. Türkiye bir hukuk devletidir ve bir hukuk devletinde savcı o suçu işleyenlerin yakasına yapışır. Suçluyu mahkemeler yargılar. Suç ve suçlu bellidir. Mahkeme kararını vermiştir.
Sizin yaptığınız hariçten mahkemedir. Sorunuza karşılık söyleyeceklerim bundan ibarettir. Fazlası demagoji olur. Demagojiye de girmek istemiyorum. Ayrıca onu da iyi yaparım, onu söyleyeyim..." Süleyman Demirel, "Fikirlerimizi tam olarak ifade edemiyoruz. Bazı şeylerin bize söylenmediğini düşünüyoruz" diye konuşan bir öğrenciye karşılık da, günümüzde artık bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğunu, isteyen herkesin bu bilgilere kolaylıkla ulaşabileceğini söyledi.
Bu arada, Süleyman Demirel’in öğrencilerin sorularını yanıtladığı sırada bazı öğrencilerin araya girerek konuştuğu, salondaki diğer öğrencilerin de zaman zaman bu kişilere tepki gösterdiği gözlendi.
http://www.milliyet.com.tr/2007/05/22/son/sonsiy28.asp
http://www4.gazetevatan.com/haberdetay.asp?
tarih=23.05.2007&Newsid=120531&Categoryid=1
http://www.milliyet.com.tr/2007/05/24/yazar/tamer.html
Demirel : Hem Nalına,Hem Mıhına..İdare-i Maslahat..
Baba’ya ‘Teessüf’!-Demirel'e yanıt
Bilge ve Cahil Demirel...
Demirel'in mektubu

