Süleyman Ateş ve 'İnsan'ın 'Yaratılış'ı..

 

Kuran'da Adem Neden Farklı Maddeler'den Yaratılmıştı? /

26.4.2009

 

“İlk insan”ın  neden ve nasıl yaratılmış olduğuyla ilgili olarak Kuran, o kadar çok  ‘madde’yi birbirine karıştırmıştır ki, sonunda,Tanrının karşımıza çıkardığı ‘Adem’in hangi Adem olduğu sorusunu sormak zorunda kalırız. [ Kuran'da 'İnsan' ( Neden) Farklı Madde'lerden Yaratılır ?  ]


İslam ilahiyatçılarının da yüzyıllardır içinden çıkamadıkları bir konudur bu.


Çünkü,bu noktada Kuran, şunları söyler:


"Allah her canlıyı su’dan ..”

"…(ve ) su’dan bir beşer (insan) yarattı…"

"..  insanı çamurdan…."

 "… toprak (Turâb) tan …"

" ..bardak gibi (pişmiş,Fahhar)

kuru çamurdan yarattı. "

"Andolsun ki, biz insanı

çamurdan süzülmüş bir hülasadan …."
"….. cıvık ve yapışkan çamurdan …"
"… kuru bir çamurdan, suretlenmiş

ve değişmiş bir çamurdan yarattık."

(Rahman;Hud;Taha; Nuh;Secde; Nur; Furkan; Mü'min;Saffat;Hicr)

 

Burada elbette,eski tablet yazımlarına bağlı olarak, “Toprak”tan yaratılmış bir Adem’in “Beşeriyet”ten yaratılmış bir Adem olarak yazılmış ve söylenmiş olabileceğini hesaba katmak gerekli idi. Çünkü, eski Akado-sammaru tabletlerinde  Toprak-Yeryüzü anlamı taşıyan  Erşetum kavramı  , Beşeriyet (‘insaniyet’) kavramıyla aynı etimolojik köke dayanıyordu. Erken dönem toplumlarının ‘insanlık’ anlamıyla kullanıp,bu ‘insanlık’ arasından yarattığı bir ‘oğul, Dum, Adem’, yanlış bir okumayla, Beşeriyet’in oğulu olmaktan çıkabilir ve ‘Topraktan,Yeryüzünden yaratılmış bir oğul,Dumu,Ademu halini alabilirdi ki,muhtemelen de böyle olmuş olmalıdır.Zaten,Adem’i yaratmak için ,her şeye vakıf tanrı’nın,topraktan çamur,çamurdan pişmiş toprak; cıvık ve yapışkan çamurdan hülasa  elde etmek ile falan bu kadar uğraşması pek anlamlı olmazdı!


Su’dan, Çamur’dan, Alevüyon veya Kil’den yaratılma anlatımları da, eski toplumun farklı tanım ve kavramlarının zamanla değişik algılanmasına bağlı olduğunu inceliyoruz zaten.

 

Bize ‘insan’ kavramını veren  ve  dinsel metinlerin ‘İlk İnsan’ın dişisi olan ‘Nisa’ kavramının, Eski Ahit’te, “benim kanım ve benim  etim” anlamıyla verilmesi  üzerinde de    pek durulmuş değildir. Bölgedeki topluluklarının  önemli bir bölümü bakımından ,diyelim ki,Babilliler bakımından,eski takvimin başlangıç  ayı olarak kullanılan Nisan,herhalde ‘İnsan bayramı’,  kökeni et, kan, kemik kavramlarına bağlı olan bir  İnsan’ın yaratılışının kutlanması  olarak ele alınıyor olmalıydı. Bu tarihteki törenin  Hıristiyan Paskalyası olarak önemsenmesi de, bu ‘insan’ ile önsel İnsanoğlu İsa’lar arasında bağ kurulması gerektiğine işaret eder. 1 Nisan şakalarına kendini kaptıran bilim dünyamız, eski gerçeğin  kalıntılarının sırta yapıştırılan  şakadan ‘balık’ sembolerinde yaşadığını, umalım bir gün görecektir.

 

İlahilerin erken anlatım  döneminde,Mezopotamya’daki  ‘insan’ların sadece iki temel  bölümü ile karşı karşıya bulunduğumuzu vurgulamakta yarar var. Çünkü, bizim şu anda kullandığımız ‘İnsan’ kavramımızın etimolojisinde  ‘et, kemik, kan’ anlamları bulunur ve bu ‘İnsan’,hiç de  Ağaç tapımcısı topluluğun var ettiği  ‘Kişi’ kavramıyla tanımlanan  ‘birisi’ ile,bu anlamdaki ‘insan’ ile  bir ve aynı olan varlığı tanımlamıyordu. Eski menkibelerin ve eski konuşma tarzlarının “Ey Kişi oğlu!”, “Ey İnsan oğlu!”,“Ey Adem oğlu!”  biçimli farklı hitap tarzları, aynı ‘insan’a hitap etmez. Çünkü bunlar,farklı toplulukların kendi insan tanımlarıydı ve genel ‘insan’  anlamıyla bunların eşitlenmesi,çok daha sonra, geç dönemlerde ve giderek  gerçekleşmiştir.

 

Bu bakımdan,etten-kemik’ten olan İnsan ile,Ağaç topluluğundan  olan Kişi,Yaşayan Oğul’lar anlamıyla var olan topluluklar,Adem oğulları veya Lullu tanımıyla ‘insan’ hiçbir şekilde,içerik bakımından,tek  ve aynı ‘insan’ı anlatamazdı.

 

Başka bütün gerekçeler bir yana konsa bile,  dikkatli her okuma,Eski Ahit’te,özel isim gibi devreye giren Adem’in, birkaç satır  ilerde ‘Adam’a ve oradan da ‘İnsan’ sözcüğüne dönüşmüş olduğunu fark etmeye yetebilir.


Çift dilli hazırlanmış tabletlerde, ‘adam’ anlamlı kavram, “Sümer”ce “lulu”, Akadça ise “awelum” karşılığı olarak veriliyordu.

 

Hitit yazıtlarında ise “Hattuşalı” demek için,kelime kelime  “Hattuşa şehrinin  insanı, adamı, Lu’su”  tanımlamasının kullanıldığını görüyoruz: “Lu URUHattusumna”.

 

Erken kıralları,yani ittifak döneminin “ilk insan”larını sıralayan ve ses veya anlam tercümeleriyle yeniden ve yeniden yazılmış ve bize kadar ulaşmış listelerde şu durumu  görüyoruz:

Sümer Kıraliyet Listesi

Beros Listesi

Eski Ahit Listesi

A(l)-lu-lim

Aloros

Adem

A(l)-la(l)-gar

Alasparos

Seth /Şit

 

Allulim ve Allalgar,İncil’lerin “Gök’ten ve Yer’den yaratılmış ilk iki insan’ının  tanımlarına denk geliyor olmalıydı. “Sümer Kıraliyet listesi”ne göre, Kıraliyet makamı önce,Gök’ten Eridu’ya inmiş ve  kıral olarak Allulim hüküm sürmüştü.Muhtemelen rotasyonel sisteme göre,makam yine Eridu’da kalmak üzere de,daha sonra kırallık makamına  Allalgar,Alalagar  geçmişti.


İncil’lerimiz bizi bir noktada daha bilgilendirir:

“İlk İnsan Yer’den, yani Toprak’tandı; İkinci İnsan ise Gök’ten..”


Eski Ahit de, bu noktayı, ilk ‘insan’ olarak Adem ve ikinci ‘ilk insan’ olarak da Seth-Şit’i yazarak  kendi listesinde belirginleştirmiştir. Seth, muhtemelen Satan, Şeytan’ın bir yazım biçimiydi.

 

Kuran’ın anlatımında ise, ‘ilk ve ikinci yaratılan’a ilişkin bu  yaklaşım tam olarak tersine döner:

Aktarıma  göre, Adem’den önce, Tanrısal  alemde melekler (ve onların arasındaki Şeytan) vardı.Tanrı, Yeryüzü’nde Adem'i  kendisine  halife yapacağını, konuyu meleklerle istişare ettiği bir toplantıda açıklamışa  benzemektedir:

“Hani Rabbin bir vakit meleklere:
‘Ben, Yeryüzü’nde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım’ demişti de,

(Melekler de):  ‘Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan, sana ortak koşmaktan ve eksikliklerden tenzih edip dururken Yeryüzü’nde  bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimseler mi yaratacaksın?’ demişlerdi.”

 

Anlaşılıyor ki,Melek’ler  bu yeni düzenlemeden pek memnun olmamışlardı.Hatta Adem’in karar dinlemeyeceğini,kan dökeceğini,daha Allah onu yaratmadan bilmişe bile benziyorlar.Allah’ın ise  onları, “Her halde ben sizin bilmeyeceğinizi bilirim” diye terslemesinin pek yerinde olmadığını, yaratıldıktan sonra, Adem’in  yaptıklarına bakarak, söyleyebiliriz.

 

“Rabbin o zaman meleklere demişti ki:

‘Ben çamurdan bir insan yaratacağım.

Artık onu düzenleyerek (hilkatim) tamamlayıp da,

onun burnuna  ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona  secdeye kapanın.’

 

Bunun üzerine İblis Şeytan’dan  başka bütün diğer  melekler Adem’e secde etmişlerdi.Şeytan-İblis ise, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu.

 

Allah: ‘Ey İblis iki elimle (bizzat kudretimle)  yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa Yüce’lerden mi ,(Gök’lerden mi) oldun?’

diye hışımla  sorunca da,İblis-Şeytan’da da demişti ki:

 

“Ben ondan hayırlıyım. Beni ateş’ten, onu ise çamur’dan,toprak’tan yarattın."

 

İblis Şeytan’ın bu akıl dolu bilgece tarihsel açıklaması, Tanrı’yı zor durumda bırakmıştı. Şeytan’ı doğrulamaktan başka çare bulamayan Tanrı,herhalde biraz da utanarak,onu, Adem’den çok daha önce ve kavurucu bir ateşten yaratmış olduğunu,Tanrı-melekler meclisinde,herkesin önünde, itiraf etmek zorunda kalmıştı.

 

“Akıl” yönünden  Adem’in Tanrısını utandıran, “kovulmuş”lardan  kılınınca,Kıyamet’e kadar Adem’in yoldan çıkarıcısı olmasına izin vermeye Tanrıyı yine  ‘akıl’ dolu açıklamalarıyla ikna eden bu Şeytan, Hiristiyanizmin erken  İsa’larından birisi olmalıydı.Hiristiyanizmin bir bölümünde,Akıl ve Raison dolu yaratıcı olarak gördüğümüz bu İblis,hiç kuşkusuz islam’da “Ateş’ten yaratılan Şeytan” haliyle karşımıza çıkacak olan ,İnciller bakımından da Gökten(Ateşten)  yaratılan insan’ı olmalıydı.

 

Eski Ahit’e göre de, ‘ilk insan’ Adem, ‘İkinci İnsan’ ise Şit,Seth yani Satan,Sataran’dı. “Alasparos”  tanımın eski Grekçe tercüme karşılığını,bileşik kelimenin ikinci bölümüyle,  ‘Sparos’ yazımı halinde  buluyoruz. Yuvarlak, Küre ve  erkek fahişeliği anlamına da ulaşan Top kelimelerine herhalde,Sparos  yazımın anlattığı ‘Sphere’ üzerinden ulaşılmıştı. 

 

Allal-gar kavramında ise, (Gar, Bahçe )Sargon’un bakıcısının da ‘mesleği’ olarak gördüğümüz  ‘Bahçe adamı’nı, Kır’ın, Ova’nın, Arazi’nin, Kazma ve Çapa’nın  adamını bulmak  herhalde yanlış olmayacaktır.

 

Bunlar bize,Dünya  kavramı ile Bahçe-Edin,Edn geçişmesinin muhtemel güzergahını anlattığı gibi,Hiristiyan din görevlisi Curé’lerin, gündelik dilin ‘erkek fahişe’ anlamı verdiği  ‘top’ ile kurulan  bağlantılarına da açıklık getirecektir.Çünkü  ‘Sphere’ aynı zamanda atmosferik,atmosphérique özellik  taşıyordu ve bu yanıyla  atmosferdeki havaya ilişkin olarak  “rüzgar,yel” noktasına doğru da ulaşmış ve Enlil’imizi o dönemde bu özelliğini öne çıkararak  yaşayan topluluk da,onu “rüzgar,nefes” olarak tanımlamış olmalıydı.

 

Burada gördüğümüz bütün temel  kavramların,sadece mevcut dini kitaplarda değil,eski Yunan dinbilim ve felsefeciğinde de  kullanılmış “ilk yaratıcı arkhe”ler arasında bulunduğuna, sadece  geçerken yeniden dikkat çekmekle yetinelim.

 

 

Akado-Sammaru ittifakının gelişmesine bağlı olarak,artık bu dönemdeki  topluluk tanımlarının, giderek Oğul,Evlat ,Dumu, Maru,Marum,Martum,İbn’i kelimeleri bazında ele alınmaya başladığını görüyoruz.Bir topluluğa ait olan ‘birey’ler, “X şehrinin oğlu”, Dumu Eriduki , Dumu Bad Tibiraki tarzında veya Lu URUPalāumna =Palu şehrinin Lu’su,Palulu,haliyle tanımlanıyordu.


Burada  kullanılan  her özel tanımlamanın içeriğini ortaya çıkardıkça ; Palu, Bad-Tibira veya Eridu’nun kendi içinde var olan özel anlamlarını çözümlendikçe, farklı  “oğul” ve “Lu”ların  bağlandığı erken  kökenlerde, ateş, su, toprak,hava,renk ayrımlarının yanı sıra,hayvan ve bitki totem ayrışmasına bağlı değişik varlıkların bulunduğunu da görmeye başlayacağız.

 

Doğal olarak, o topluluklarda  totem olarak ,öküz,inek veya eşeğe tapan bir topluluğa ait  oğul’un, kendini sıpa, dana, kuzu, oğlak olarak nitelemesi son derece normal ve anlamlıydı. Mesela Gudea, çözümleyemediği bir rüyasını danışmak için Tanrıça Nanşe’ye (muhtemelen Nanşe’nin rüya yorumcusu sözcüsüne) başvurduğunda, rüyada gördüğü ‘erkek eşek’in bizzat kendisi olduğunu hemen öğrenmişti.


"Göğün yabani ineği", ejderhası olmak ise kusursuz İnanna’lardan birisinin en temel  özelliğiydi zaten. Dumuzi ise ,‘eza serüveni’ne başladığında elleriyle ayaklarının yılan olmasını çok istemişti.


Firavun’un büyücüleri önünde Musa’nın asa’sını yılan’a çeviren Enki’nin en önemli özelliklerinden birisi de ,onun iki omzundan inen yılanlardı. Eski  totem ayrışması döneminde, bir hayvan veya bitki ile bağlantısı olmayan tanrı  hemen hemen kalmamıştı. Bu nedenle onlar  İnek’liklerini, Öküz’lüklerini, Boğa’lıklarını, Eşek’lik ve Köpek’liklerini,en az Aslanlık değerindeki  övgüsel  ifadelerle yansıtmaktan hiç çekinmiyorlardı.


Su-il-la metninde,Ur şehrinin  tanrısı  Sin’e  övgü cümleleri şöyleydi:


Amar-ban-da si-gur4-gur4-ra    Vahşi boğa, kalın boynuzlu,

a-ur šu-du7 su6 za-gin-na         Eksiksiz uzuvları mükemmel,

su-su hi-li la-la ma-al-la-ta       Sakalı Lacivert Taşından  olan!


Bu aynı ilahide, Sin, “meyva”, ürün  ile de eşitleniyor ve Eski Ahit’te “çekirdeği meyvesinde bulunan”,dolayısıyla kendi kendine,kendi içinde üremeye (bu ifade ediş tarzı, toplum birim düzeyinde, “iç evliliğe” ve “iç yamyamlığa” bir  atıf olabilir ) yönelik  bir vurgu temelinde:


[ Ey Meyve!

Kendi kendine meydana gelen;

Boylu, poslu ; bakması güzel,

Cinsinin bolluğuna doyulmayan! ]


olduğu açıklanırken; böylece  Ay tanrısının hem hayvan ve hem de bitki-ürünle olan ilişkisi anlatılmış oluyordu. (Sümer Dili Ve Grameri,s.52-53)


“Tanrı Mesih Kuzu İsa”mız ise, Müjde’si sırasında, dişi bir eşeğin erkek sıpa’sının sırtına binerek Kudüs’e girmeyi, gelenek yönüyle,çok  önemsemiş görünür.


İsacı toplulukların bazıları, İsa’yı, “Yeryüzü ve Gökyüzü’nde “Kuzu’nun egemenliği”nin sembolü olarak  yüceltmiş; “Kuzu’nun egemenliği”nin yaklaştığını birbirlerine müjdelemişler ise ; Giridi Resmi Ali Baba, “At’tan gelen bir insan soyu  tanımlaması”nı derin bir ulviyet  içinde  anlatmış ise, bu benzetmelerin hiçbiri,ortaya çıkış nedenleri bakımından, nedensiz veya cehalet kaynaklı değildi.

 

 

*-*--*

İnsan, Kişi, Adem, Ululu, Nitah Gibi 'İnsan' Türleri Üzerine Kuran'da Adem Neden Farklı Maddeler'den Yaratılmıştı? / 1 Kuran'da Adem Neden Farklı Maddeler'den Yaratılmıştı?-2

*-----*-*-*-*--*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

 

 

 

 

***

 

Süleyman Ateş ve  'İnsan'ın 'Yaratılış'ı..

İnsanın yaratılışı (1)

 

 

SORU: Tarık Suresi 6-7’nci ayetlerde “atılan bir sudan yaratıldı, belle kaburgalar arasından çıkar o su” buyurulmaktadır. Ancak orijinal metinde “o su” kelimesi yok deniyor. Ancak çoğu mealde böyle çevrilmiş. Bu ayet ateist sitelerde Kur’ân’ın insan sözü olduğuna kanıt olarak sunuluyor. “O su, belle kaburgalar arasından çıkmaz” deniyor. Bu konuya açıklık getirir misiniz? (Cenan And)

CEVAP: Ayetin orijinali: Hulika min main dafık. Anlamı: İnsan tazyikle atılan bir sıvıdan yaratıldı. “Ma” kelimesi su ve sıvı anlamına gelir. Burada anlatılan, insanın bel bölgesinden gelen sperm sıvısından yaratıldığıdır. Bunda yanlış olan ne var ki? “Ma-i dafık” sperma denilen sperm sıvısıdır. İnsanın, bu sıvının tamamından değil sadece bir cüzünden yaratıldığı Kıyamet Suresi’nde anlatılır. İsterseniz “Çağdaş Tefsirimde” Kıyamet Suresi’ne yaptığım açıklamayı okuyun. Kur’ân anlatımının kısa bir özetini sunmak istiyorum.

“45- O yarattı iki (cinsi oluşturan) çifti: Erkeği ve dişiyi, 46- Atıldığı zaman nutfe(sperm)den” (Necm: 23/45-46), “37- Kendisi, dökülen meneden bir nutfe (sperm) değil miydi? 38- Sonra alaka (embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, ona şekil verdi. 39- Ondan iki (çift(i), erkeği ve dişiyi var etti” (Kıyamet: 31/37-39) ayetlerinde gerek erkeğin, gerek dişinin, babadan giden spermden yaratıldığı açıkça belirtilmektedir. Çünkü Kıyamet Suresi 39’uncu ayette “mihu” zamiri, nutfeye değil meniye gitmektedir. Eğer nutfeye gitseydi, zamirin dişil olması gerekirdi. Oysa zamir erkildir. Bu ayetlerde geçen nutfe de sperm sıvısıdır. Spermle yumurtacığın karışımı olan nutfe-i emşac değildir. Demek ki erkek de dişi de babadan giden meni hayvancıklarından yaratılmaktadır. Meni hayvancığının türü, insanın cinsiyetini belirlemektedir.

Nutfe, kırba veya kovanın altında kalan az suya denilir. Bununla erkek ve kadının döl sıvısı kastedilmiştir. Alak Suresi’nin 2’nci ayetinde ise insanın alaktan yani rahmin cidarına tutunan embriyodan yaratıldığı ifade edilmektedir. Meni hayvancığı, rahim kanalında yumurtayı aşılar, onunla birleşerek insanın kökü olan zigotu oluşturur. Zigot bölünerek üremeye başlar, çoğalır. Kan pıhtısı gibi bir görünüm alır. Sonra bir çiğnem et görünümü verir. Aslında tüm programı kendisinde bulunan bu küçük canlının önce kıkırdak kemikleri belirir, kemikler üzerine adaleler, kaslar kaplanır. Sonra Allah onu bambaşka bir yaratık, kâmil, bağımsız bir insan haline sokar. Bilginlerin incelemelerine göre bütün hayvanlarda döllenen yumurta, döllenme aşamasından kemik oluşumu zamanına kadar birbirine benzer. Ancak bu aşamadan sonra varlığı belirlenir. Diğer yaratıklardan ayrı bir görünüm alır. İşte “Sonra onu, bambaşka bir yaratık olarak inşa ettik” cümlesi, insanın ancak bu kemiklere et giydirme aşamasından sonra diğer yaratıklardan ayrı bir hüviyet kazandığını, bağımsız bir varlık haline geldiğini gösterir. Allah daha iyi bilir.

---

 İnsanın yaratılışı (2)

Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığı insanın yaratılış aşamaları, modern bilim tarafından da doğrulanmıştır. Embriyoloji konusunda önemli bir eser yazmış olan Amerikalı bilim adamı Prof. Dr. Keith L. Moore, Kur’ân-ı Kerim’in insan yaratılışı hakkındaki açıklamasını modern bilime uygun bulmaktadır: “Ortaçağda bilim çok yavaş ilerledi. Bildiğimize göre Embriyoloji konusunda ortaçağda pek az bilimsel görüş ileri sürülmüştür.

Ancak Kur’ân müstesnadır. Müslümanların mukaddes kitabı Kur’ân-ı Kerîm insanın, erkekle kadının salgılarının karışımından (karışık bir nutfeden) yaratıldığını, meni hayvancığının, bir tohum gibi rahme yerleşip döllenmeden itibaren altı gün içinde rahmin cidarına asılıp filizlenmeye başladığını, spermin kan pıhtısı görünümüne geldiğini söyler. Ayrıca embriyonun bir sülük görünümü aldığını ve çiğnenmiş ete benzediğini de belirtmektedir. Daha önce henüz bir canlıya benzemeyen embriyo, 40-42 gün içinde insan olmaya başlar.

Kur’ân, embriyonun üç karanlık içinde büyüdüğünü söyler: 1- Dış karın cidarı (maternal anterior duvar), 2- Rahim cidarı (utarus duvarı) 3- İç rahim zarı (amnio corionic membrane) olabilir. Kur’ân’da doğumdan önce, anne rahminde insanın gelişme aşamaları hakkında öyle açıklamalar vardır ki, bunlarda itiraz edilebilecek herhangi bir aksaklık yoktur.”

(Keith L. Moore, The Developing Human. Clinically Oriented Embriology, s. 8, Philadelhia / London / Mexico City / Rio de Jenairo / Sydney / Tokyo 1982).

Şimdi modern bilim verilerinin ışığı altında Kur’ân’ın, insan yaratılışı hakkındaki ayetlerini açıklamaya çalışayım: “Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperma) değil miydi?” (Kıyamet: 31/37). Kur’ân-ı Kerîm’den nutfenin üç çeşit olduğu anlaşılmaktadır:

1- Erkil nutfe: Erkeklik bezi olan husyenin salgıladığı meni sıvısı içinde bulunan spermlerdir.

2- Dişil nutfe: Kadın yumurtalığının ayda bir salgıladığı yumurtacıktır.

3- Emşac nutfe: Spermle onun döllediği yumurtacık karışımıdır [Fertilised (döllenmiş) Ovum].

“Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperma) değil miydi?” ayetinin nutfeyle meniyi birbirinden ayırması ve nutfeyi meninin bir parçası sayması bilimsel bir mucizedir. Ayet, Allah’ın iki zevci yani erkeği ve dişiyi atılan meninin nutfesinden yarattığını belirtmiştir. Çünkü ayette, “Ondan iki (cinsten oluşan) çift(i), erkeği ve dişiyi var etti” (Kıyamet: 37/39) buyurulmuştur. Ayetteki min cer harfi, baz (cüz, bir parça) ifade eder. Onun bir parçasından demektir. Onun zamiri, nutfeye değil meniye gitmektedir.

**

İnsanın yaratılışı (3)

Necm Suresi: “O yarattı iki (cinsi oluşturan) çifti: erkeği ve dişiyi. Atılgan nutfe(sperm)den” (Necm: 23/45-46). Demek ki ceninin erkek veya dişi olmasını belirleyen menideki nutfedir (yani modern deyimiyle sperm). Bunun seçimini yapan da yaratanın kendisidir. İlahi kudret, erkek çocuk yaratmak dilerse, erkil karakterli spermi yumurtacığı aşılamakla görevlendirir. Kız çocuk yaratmak dilerse dişil damgasını taşıyan meni hayvancığını bu işle görevlendirir: “Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine erkekler bahşeder. Yahut onları çift yapar (hem erkek, hem dişi verir). Dilediğini de kısır yapar” (Şûra: 62/49-50). Gelelim bazı kendini bilmezlerin, sözde bilime aykırı buldukları ayetlere: “5- İnsan neden yaratıldığına bir baksın: 6- Atıgan bir sudan yaratıldı. 7- Belle kaburga kemikleri arasından çıkan (bir sudan)” (Tarık: 36/5-7).

Bu ayet, insanın, sulbla teraib arasından tazyikle atılan bir sudan yaratıldığını ifade etmektedir. Müfessirlerin genel kanısına göre sulb, omurganın kuyruk sokumuna yakın kısmıdır. Teraib ise iki yandan en alttaki dörder kaburga kemiğidir. Ayette insan suyunun, belle alt kaburga kemikleri arasından yani karın boşluğu arasından çıkan bir sudan yaratıldığı bildirilmektedir. İnsanın sıvısını yapan ve taşıyan üreme sistemi, alt karın boşluğunun arka kısmındadır. Ayet-i kerime, atılan suyun sulbla teraib arasından çıktığını söylüyor. Bilim de spermlerin erkeğin husyelerinde, yumurtanın da kadının yumurtalığında oluştuğunu söylemektedir. Bilimin söylediğiyle Kur’ân‘ın ifadesi arasında bir aykırılık yoktur. Ayet, atılan suyun sulbla teraibden değil, bunların arasından çıktığını söylemekle gerçeğin ta kendisini ifade etmiştir. Çünkü meni, husye bezlerinde üretilirse de sulbla teraib arasından geçen boşalma yoluyla dışarı çıkmaktadır.

*********

 

«Adem’in Yaratılışı»nın ve «Tufan»ın Tarihleri

 

«Yaratılış»tan Tufan’a..  


Sümer Oluşumu ve Larsa Kıraliyet Listesi...

Erken Dönem Kırallar Listesi

Erken Dönem Kırallar Listesi-2

Erken Dönem Kırallar Listesi-3

Erken Dönem Kırallar Listesi-4

Mezopotamya Erken Dönem Kırallar Listesi

 

 

 

'Yaratılış'ın Sümer Kaynakları...

Kuran’ın ‘okunma’ yöntemleri Enuma Eliş...'Yaratılış'ın Sümer anlatımı...

Gündelik veya Dini Kavramların Kökenleri..

Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri-2

 Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri

 “Üç Kulhü Bir Elham” veya Kuran’ın Kökenleri

Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik
Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-2
Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-3
Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-4
Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-5

Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-6

Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-7

Dinlerin Eleştirilmesinde Yöntem ve İçerik-8

   

"Üç Kutsal Din Kitabının Sümer-Akkad Yazın Kaynakları"

'Yaratılış'ın Sümer Kaynakları...

 

Enuma Eliş...'Yaratılış&#

Yorum Yaz