Anasayfa / Genel / Sözde Evrimci İslam !

Sözde Evrimci İslam !

Türkiye'de İslamizasyon süreci  hızla yol alıyor...

Tübitak’ın dinci-islami yönetiminin  Darwin yasakçısı gerici uygulamasına  karşı çıkalım derken , bir de devreye “Evrim teorisi Batı’nın değil, Müslümanlarındır...” diyen  Yaşar Nuri Öztürk  girdi.

Şöyle demiş o da :

“…. Darwin, evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten çaldı. Evrim teorisi Batı’nın değil, Müslümanlarındır...

Miskeveyh’e göre, yüksek alemden nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekamül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Bu süreçte hayat eserini ilk kabul eden varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki tohumsuz ürer. Otlar gibi...

Nihayet evrim, üzüm ve hurma ile tekamülün son sınırına varmış olur. Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştır. Hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesidir.

Hayvanlar aleminde ilk mertebe, kısmen hareket edebilen, sadece dokunma duyusu bulunan sedef ve salyangoz gibi hayvanlardır. Evrimleşme, köstebek ve benzeri dört duyu sahibi hayvanlarla devam edip, beş duyu sahibi, terbiye edilebilir hayvanlara ulaşır. Bu mertebede at ve şahin tipiktir. Evrimleşmenin insanlık mertebesine bağlanma noktasında maymunlar ve benzeri gelişmiş hayvanlar görülür.”

Radikal’de yazan Türker Alkan,  Y. N. Öztürk’ün bu iddialı iftirası karşısında biraz şaşkın, şöyle diyor:

“Evrim konusunda iddiası olmayan Mevlana’nın evrimi anlatan bir şiirini anımsıyorum. Hayvanların bitkilerden, insanların da hayvanlardan türediğini çok güzel mısralarla anlatıyordu. Ama kimse kalkıp da Mevlana evrim kuramını ilk bulan kişidir demedi, diyemez de.”

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=926084&Yazar=T%DCRKER%20ALKAN&Date=14.03.2009&CategoryID=97

 

Agnostizmde karar kılmış görünen sayın  Türker Alkan, aslında  biraz  daha düşünse, Yaşar Nuri Öztürk’ün İbn Miskeveyh’inden çok önce,neredeyse  bütün  “insan soyları”nın“Kayın” ağacından ve-ya  Kurt’tan… vb.  gelen “kök ecdat” anlatımlarının bulunduğunu görebilirdi.

Aslında,  kendi anlatımlarına bakılırsa, tarihteki soy “kütüğü”, herhangi bir hayvan veya bitki’ye dayanmayan herhangi bir insan topluluğu yok gibidir…

Günümüzün modern toplulukları arasında bile  “Horoz”un, “Ayı”nın, “Eşek”in, "Kartal"ın  vb. ulusal semboller düzeyinde kullanılmaya devam ediliyor olması, geçmişte Troie’da At , Hattuşa’da Aslan , Nemrut’ta Kartal sembollerinin kullanılmış olmasından bağımsız değildi zaten.

Göbeklitepe çalışmaları, eski Mezopotamya toplulukları arasındaki hayvan/bitki totem  ayrıştırmasının  günümüzden 10 bin yıl önce çoktan gerçekleşmiş olduğunu çok açık bir şekilde kanıtlıyor. Göbeklitepe’de karşılaştığımız totem hayvan semboller ( in bir bölümü) günümüzün burçları olarak kullanıldığı gibi, İslam öncesi geç dönem Harranlılar arasında “kardeş hayvanlar” olarak anılmaya hala devam ediyorlardı.   Bkz: ( <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> “Eski Harran’da...Kurban" )

Eski toplumun kendisini değişik hayvan ve-ya bitkiler ile eşitlemesinin temel nedeni insan kurbanına ve yamyamlığına son vermekti. Bu yüzden de, eski toplum kendini “öküz”, “inek”, “koyun”, “kuzu” … ile veya “elma”, “hurma”, “üzüm”, “zeytin”, “palmiye” ile, “fasulye”, “fındık”, “fıstık” ile, hatta “sakız ağacı”, “kayın ağacı” ile büyük bir sevinç ve minnetle eşitlemekte duraksama göstermemiştir. “Kütük adam”, “kalas adam”, “kazma adam”, “eşek adam”, “inek adam ve "öküz- adamhiç de nedensiz kullanım alanı bulmuş değildirler.

Kadını kısrak, güvercin, fıstık veya  marul ile eşitleme  davranışının ardında , kendi öz evlatlarını başkalarına “itiniz olsun…” diye tanıtan şimdiki  bir bölüm babaların davranışının altında  aynı temel sosyolojik olgular yatar. İlgili bölgeler daha yakından izlendiğinde, orada hala “tavuk/civciv/yumurta” tapınması; üzüm kutsaması, zeytin yağ tapınması, köpeğe ve güvercine kutsiyet verme gibi davranışlar olduğu görülecektir.

Hitit kayıtlarında “köpeklik kurumu” ("Köpeklik etmek"!)  bulunduğuna; Enuma Eliş’te  ve Avesta’daki  toplumun bir “köpek kast sistemi”ne göre düzenlenmiş olduğuna dikkat çekmeye çalışmıştım. Ne yazık ki, Turan Dursun gibi araştırmacılarımız Avesta’da insanı anlatmak üzere kullanılan köpek kavramından hayvan köpeği anladıkları (ki, bu  ilgili toplum birim tarafından zamanla birbirine bilinçli olarak geçirilmiştir..)  için  ne eski toplumsal sistemleri ve ne de “din”lerin genel olarak  yapılarını  anlayabilmişlerdir.

Alevi/Bektaşi edebiyatında da karşımıza çıkan “at”dan, “Hurma”dan gelmiş olma anlatımlarının ardında, Darvin’in ortaya koyduğu tarzda  “evrim”i kabul etme değil, eski toplum birimlerin kullandıkları totemlere göre, ve bu  totem döneminin  yaşanması sürecine bağlı kalan bir “soy ağaç” anlatımı, tarihsel bir totem sıralaması,  bulunur. Bu nedenle de “nefes”,  eski toplumun anlatım tarzına göre, mesela şu aşamaları yaşayarak “kamil insan”a gelir:

“Orada önce madene (?!) uğrar.

Madenden murad mercandır.

Sonra nebata uğrar.

Nebattan murad hurmadır.

Sonra hayvana uğrar ki hayvandan murad at’tır.

Attan insana gelir ve ahsen-i takvim ile mükerrem olur.”

 Bkz : (  Kuran'da Adem Neden Farklı Maddeler'den Yaratılmıştı?-2  ) <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h2 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:2; font-size:18.0pt; font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

 

Burada Yaşar Nuri Öztürk gibi uydurmacı prof.ların  iddiasını  doğrulayabilecek bir “evrim teorisi” bulunabilir mi?

Şu sıralar, Patronu  Aydın Doğan’la   hükümet arasında çelişme arttığından beri, açık AKP dostluğu biraz limonileşmiş görünen  İsmet Berkan da, İslam’ın Evrim teorisiyle ilişkisi hakkında uydurmacı prof.larla kolkola girerek, güya İslam’a modern bir kanal kazandırmaya çalışıyor. Şöyle demiş köşesinde:


.. evrim teorisi İslam’la çelişmez, hatta İslam’ın zaten içindedir.”


Üstelik aynı makalesinde, İ.Berkan ,“İslam’a göre Allah ‘Ol’ demiştir ve evren de olmuştur” da  diyebiliyor ve gayet ciddi bir yüz ifadesiyle "İslamın içindeki evrim teorisi"nden  bahsedebiliyor!

İ. Berkan veya Ertuğrul Özkök gibiler, zaten, her şeyin bilgeleri olarak “hazır-nazır” yaratılmış Allah  yaratıkları gibi sanırlar kendilerini!

 Keşke kafaları biraz daha az kuruntulu ve biraz fazla  “evrimci” olsaydı…


Belki o zaman Berkan, “Ol” diyerek  evreni yarattığı farzedilen aynı Allah’ın , mesela  Adem’i neden    bir parça et-kan pıhtısından, bir miktar su’dan veya   avuç içindeki cıvık/kuru çamurdan, vb...  "yaratma"ya (fakat bir seferde!, Evrimci falan değil!)  ihtiyaç  duymuş olabileceğini de  düşünebilirdi!


 Ondan sonra da, Adem babamıza derin bir uyku verip ,Havva’yı yaratmak için, ille de Adem’in  kaburgasına veya  uyluk kemiğine neden  ihtiyaç duymuş olabileceğini  falan da…!


***

Radikal’deki Oral Çalışlar için de bir kısa açıklama…

Aşağıda kendisine ilettiğim metin var..

Yanıtlarsa onu da yayınlarız..

 ****

Sayın Çalışlar,

"TÜBİTAK siyaset alanı olursa " başlıklı yazınızı

"Bilim alanı bilime, inanç alanı inanca, siyaset alanı da siyasete bırakılsa sorunlar bu kadar içinden çıkılmaz hale gelmeyecek." diye bitirmişiniz.

Tayyip beyin "Herkes işine baksın!"ının güzel bir  özeti gibi adeta!

Aynı yazı içinde bu kadar hatalı fikri nasıl buluşturabiliyorsunuz!

"Aydınlanmacı" konferansa katılmamış  ve oralarda "radikal islam" hakkında laflar etmemiş olsanız, şimdi "radikal laik"çiler üzerine yazdıklarınıza pek bakmayabilirdik... ama

ateistlik, anti-fundemantalistlik falan adına konuşmuş veya hala konuşuyor olmanız  sizi takip etmemi gerektiriyor.

"Ulusalcı" diye hakkımda dedikodu yapmış olmanız ise, işin tuzu-biberi...

Bu tutumlarınızı,  sol'dan RTE  destekçiliği yapmanızı kınıyorum.

Bilimciyi ve ilahiyatçıyı  siyaset alanına sokmayı yasaklayan zihniyetiniz dolayısıyla,

RTE'den elbette taltif alırsınız ama, buna değer mi?

Siz karar verin...

Selamlar,saygılar..

Safa Kaçmaz

Aydınlanma Konferansı'nda Oral Çalışlar
Oral Çalışlar: Aydınlanma Konferans'ından Riyad AB'sine!
İlhan Selçuk'a "Ergenekon", Oral Çalışlar'a Başbakan Uçağı! Oral Çalışlar'ın Uçuşları...  
Ha o AB, ha bu AB ! Yaşasın Küresel Sermaye!

Oral Çalışlar: Aydınlanma Konferans'ından Riyad AB'sine! İlhan Selçuk'a "Ergenekon", Oral Çalışlar'a Başbakan Uçağı!

********************************************************

 

****

Maymun mu, hurma mı?

Türker Alkan

Evrim konusunda iddiası olmayan Mevlana’nın evrimi anlatan bir şiirini anımsıyorum. Hayvanların bitkilerden, insanların da hayvanlardan türediğini çok güzel mısralarla anlatıyordu. Ama kimse kalkıp da Mevlana evrim kuramını ilk bulan kişidir demedi, diyemez de.
 

Diyemez, çünkü evrim kuramı bilimsel yöntemlerle doğrulanabilecek veya yanlışlığı gösterilebilecek varsayımlara dayanmaktadır. Mutasyon yoluyla doğanın çok sayıda seçenek sunduğu, bu seçeneklerden çevreye uyumda en elverişli olanların yaşamaya devam ettiği, diğerlerinin ise yok olduğu tezleri vardır. Bu tezleri fosiller sayesinde doğrulayabilir veya yanlışlayabilirsiniz.
Ama Miskeveyh’in dediği gibi Allah’ın nefesinin bitkilere ve hayvanlara girerek evrimi gerçekleştirdiğini nasıl kanıtlarsınız? Veya çürütürsünüz?


Hele ‘Hurma bitkilerin üst kademesi, hayvanların ilk basamağıdır’ türünden genellemelerin ciddiye alınacak yanı yok. Böcek yiyen bitkilerden söz etse belki bir derece inandırıcı olabilirdi.


“Darwin maymunlardan geldiğimizi söylüyor, o halde evrim kuramını savunanlar maymundur, bizi Allah kendi suretine benzer yarattı, evrime inanmak sapkınlıktır” diye senelerdir nutuk atıp yazı yazanların, artık işi daha da zor. Yaşar Nuri Öztürk hocaya inanırsak, çözmemiz gereken yeni bir ikilem olacak: Bir dede
olarak hangisini tercih ederdiniz, maymunu mu, hurmayı mı?

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=926084&Yazar=T%DCRKER%20ALKAN&Date=14.03.2009&CategoryID=97

Türker Alkan: Aydınlanma Konferansı Konuşması( Mart 1997)

 

**

TÜBİTAK siyaset alanı olursa

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=926122&Yazar=ORAL%20%C7ALI%DELAR&Date=14.03.2009&CategoryID=98

Oral Çalışlar

 

Darwin’in ‘Evrim teorisi’nin TÜBİTAK’ın dergisinde kapak yapılıp sonra çıkarılması büyük tartışmalara yol açtı. Böyle bir tartışma bugün neden böylesine bir duyarlık yaratıyor? Sebebi ortada, toplumun bir kesimi, AK Parti iktidarını bir din devleti kurmak istemekle suçluyor. Din devleti kurmak kadar aşırı bir endişesi olmayanlar da iktidarı ‘dini sömürmekle’ suçluyor.


Türkiye’de bir din devleti kurulabilir mi? Bunu tartışabiliriz. Ancak şurası bir gerçek ki, bu toplum içinde bazı çevreler ülkeyi kendi dini inançları doğrultusunda yönetmek istiyorlar. Bu çevreler kendilerini AK Parti iktidarına yakın hissediyorlar.


Bazı çevrelerin kendi inançları doğrultusunda ülkeyi yönetmek istemeleri başlı başına yasadışı bir istek değildir. Yaklaşımlar düşünce ifade etme sınırları içinde kaldıkça tehlikeli bir durum yoktur.


***

Çağdaş demokratik devletler, tartışılması, değiştirilmesi mümkün olmayan din kurallarıyla yönetilemez. Bu nedenle laiklik gelişmiş, devleti yönetmekle dini inançlar arasında sınırlar çekilmiştir.

Laiklik, Avrupa’da kilisenin siyaset alanındaki egemenliğine karşı mücadele içinde şekillendiğinden, dini bağnazlıkla çatışmıştır. Bu çatışma sırasında laiklik yanlıları da aşırı sert noktalara gitmişlerdir. Bu nedenle Fransa’daki laikliğin dini kurum ve inançlarla ilişkisi daha sert ve mesafelidir. Almanya bu noktada daha değişik bir yaklaşım içindedir.

Türkiye’de de dindarlarla laikler arasında sert dönemler yaşandı. Bu sertlik etki tepki içinde iki tarafı da katılaştırdı. Son dönemdeki Darwin tartışmalarını bu kamplaşma içinde okumak gerekiyor.

***

Bilimin kurallarıyla, dinin kuralları çok farklıdır. Dini kurallar, dini inançlar, tartışılmadan kabul edilir. Dinde asıl olan inanmaktır. Bilim ise içinde şüpheyi ve sürekli araştırmayı barındırır.

Darwin ‘Evrim Teorisi’ canlıların nasıl evrildiğine ilişkin çok önemli bir bilimsel tezdir. Bu tezin bir yanı da kaçınılmaz olarak dinin dünyanın varoluşuna ilişkin tezleriyle farklılık taşıması. Kutsal kitaplarda dünyanın ve insanlığın nasıl oluştuğuna ilişkin saptamalar bulunuyor. Darwin’in teorisi ise bilimsel açıdan canlıların gelişim sürecine ilişkin bulgulardan söz ediyor.

Bilimle dini karşı karşıya getirmek doğru değildir. Dindar bir bilim insanı, kutsal kitapların tezlerine bir inanç olarak bağlılığını sürdürebilir. Ancak eğer bu kimse bir bilim insanıysa, bilimsel araştırmalar sırasında önündeki bilgi ve bulgulara göre hareket eder, inançlarını bu araştırmalara karıştırmaz.

TÜBİTAK’ta ve TÜBİTAK’taki olayın yol açtığı tartışmada yapılan temel yanlış, bilimi kutsal kitaplara rakip görmek veya kutsal kitaplardaki inançlarla bilimsel verileri yarıştırmaya kalkmaktır. TÜBİTAK bir bilimsel araştırma kurumudur. Orada sorular sorulur, şüpheler ifade edilir, önceden sonuçlarını bilemediğimiz araştırmalar yapılır. Bunların bir kutsal inanca uyup uymaması kaygısı taşınmaz, çünkü yeri orası değildir.

***

Türkiye’deki temel sıkıntılardan birisi laikliğin de, dindarlığın da aşırı siyasallaşmasıdır. Dindarlar kendilerine siyaset alanında yer açmak isterken, inançlarını da siyaset alanına taşımaya çalışıyorlar. Laiklik konusunda aşırı duyarlı olan kesimler, laikliği bir fetiş olarak siyaset ve bilim alanına taşıyorlar ve her şeyi laiklikle ölçerek bir değerlendirme yapmaya çalışıyorlar. Kendini laiklik üzerinden tanımlayan kesimin Bilim ve Teknik dergisindeki olaya gösterdiği tepkilerin bazıları, gereğinden fazla romantik bir tondaydı. Bilimselliğin romantik bir tonda yüceltilmesi, Türk modernleşmesine özgü bir paradoks.

TÜBİTAK ne dindarların, ne de laiklerin iktidar mücadelesi alanı değildir. Orası bilim insanlarının siyaseti geri plana iterek çalışmaları gereken bir kurumdur. Bugüne kadar böyle mi oldu? Tabii ki hayır. TÜBİTAK aşırı laiklik kaygıları olanlarla, İslamcılar arasında bir iktidar kavgasının aracı haline geldi. Oraya siyaset girdi.

AK Parti iktidarı bu kadar siyasallaşmış bir kurumu kaçınılmaz olarak kendisine yakın insanların yönettiği bir yere dönüştürdü. Daha önce de tersi bir anlayış egemendi.

Bilim alanı bilime, inanç alanı inanca, siyaset alanı da siyasete bırakılsa sorunlar bu kadar içinden çıkılmaz hale gelmeyecek.

 

*********

 

Mehmet Aydın yüreğime su serpti ama...

İ.Berkan

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=12.03.2009&ArticleID=925689

 

***
Burada uzun uzun evrim-yaratılış konularına girmeyeceğim, daha önce onlarca kez bu köşede yazdım. Ama bir konuyu bir kez daha hatırlatmadan edemeyeceğim.

Dün Prof. Dr. Ali Alpar’ın Radikal’deki yazısında da belki dikkatinizi çekmiştir, Darwin’in evrim teorisi, bütün semavi dinlerle DEĞİL sadece BAZI semavi dinlerle çatışma halinde.

Adıyla söyleyeyim, o çatışma, kutsal kitaplarında ‘Yaradılış’ diye özel bir bölümde evrenin, dünyanın ve insanın nasıl yaratıldığı ayrıntılarıyla betimlenen iki dinle, Yahudilik ve Hıristiyanlıkla Darwin teorileri arasındadır.

İslam dini, ne evrenin altı günde yaratıldığı gibi özel detaylara iner ne de insanın diğer canlılardan daha üstün bir yaratık olarak dünyada bulunduğunun üstüne fazla basar.

İslam’a göre Allah ‘Ol’ demiştir ve evren de olmuştur. Bunu, İslam’ın ‘Büyük Patlama’yı içerdiği şeklinde yorumlayanlar da var. Yani, İslam’a göre Allah evreni başlatan şartları yaratmıştır ve ondan sonra evren oluşmuştur. Dolayısıyla evrim teorisi İslam’la çelişmez, hatta İslam’ın zaten içindedir.

Fakat nedense bizim bazı ‘Neo-İslamcı’ diye adlandırabileceğimiz ‘ulema’mız, Hıristiyan dünyasında, özellikle de Amerika’da üzerinde siyaset yapmaya da hayli elverişli bir zemin yaratan bu evrim-yaradılış siyasi kavgasını bizim ülkemize de taşımayı başardı. Hatta tümüyle evanjelist bir uydurma olan ‘Akıllı tasarım’ı Türkiye’de bilim dersi kitaplarına da soktu.

Oysa, İslam’ın ‘akıllı tasarımcısı’ DNA dizilimini ayarlamakla uğraşan bir tasarımcı değil, onun ölçeği çok daha makro bir ölçek, o evreni tasarlamış.
O yüzden, hem Müslüman olup hem de Darwin’le, evrim teorisiyle kavga arayanları gördüğümde artık hep biliyorum: Karşımda derdi din değil kendine ait siyasi bir gündem olan birisi var. O kişilerden en az biri de şimdi TÜBİTAK’ta yönetici-karar verici konumda.

Türk bilimciliği için ne acı bir durum!

 

'Piyasa ..adamı' İsmet Berkan

Sizce İ.Berkan “adamdan sayılır mı?”

 

 

Yeşil Gıravatlılar...

 

 

Ha o AB, ha bu AB ! Yaşasın Küresel Sermaye!

 

Belge'ler...ve Eski Toplumu Tanımanın Önemi

 

Ahmet Altan’dan Bir İtiraf

 

"Dinsizim Elhamdüllah" Çizgisinin Tartışılması..

 

Murat Belge'lerin Hıristiyanist ‘Ateizm’i ..

***

Din'ler Nasıl Eleştirilebilir?
Felsefenin Serüveni

Belge'ler, Eski Toplum ve Dinler
Belge'nin Hıristiyanlık Kavrayışı...

Murat Belge Nasıl Bir Ateist ?!

*************************************************************

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!