‘Baş tıraşı’ konusunda, doğrudan başın alın kısmının üstünün tıraş edilmesine bağlı olarak karşılaştığımız biçim, ‘alın yazısı’ için yer açılan kısımla ilgili görünüyor. Bunun biçimini, somut olarak aşağıdaki resimde görüyoruz.
Hammurabi yasasında yer alan saç kesme biçimleriyle ilgili hukuki kavramların -2. binli yıllarda Anadolu’dan Mezopotamya’ya kadar yaygın olarak uygulanan saç kesme biçimlerine ait olduğu anlaşılıyor.
S.31
Resim 19 a,b
Hasanoğlan (Ankara) Gümüş heykelcik.
Baş altın yaprakla kaplı olup üst gövdedeki çapraz şeritler de altındandır.
Saçlar altın kaplar gibi stilize edilmistir.
MÖ. 2100-2000 yılları.
Ankara.Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Hasanoğlan heykelciği,yakın görüntü..
Alının üst kısmındaki saçların kazınmasının gerekçesi, kadın ve erkek ayrımı olmaksızın, kişinin aidi olduğu toplum birim sembolünün alına dağlanması ve-ya mühürleme (tatouage ), damga biçimiyle olmuş olmalı.
Erken dönem topluluklarında ‘Alın Yazısı’, değiştirilemez bir kaderdi. Böylece birey kendisi doğmadan evvel kararlaştırılmış olan toplum birim aidiyetini sürdürmek ve devam ettirmekle yükümlüydü. Bu, evlilik dâhil, kişinin bütün hak ve yetkileri alanında geçerli idi. “Alın yazısı” deyiminin Eski-Yeni Ahit’ten Kuran’a kadar yaygın kullanımı, erken Mezopotamya kültü içinde bu uygulamanın derin etkisini gösteriyor.
Bireyin, aid olduğu topluma bağlı olması dışında yaşama şansının bulunmadığı eski toplumda, öldürmek kadar etkili olan ceza, ilgili kişinin alnındaki ‘kaderi’ne kara zifti (çok bulunan ve bilinen bir madde idi) sürerek, onun aidiyet belirlenimini yok etmek gibi bir uygulama olarak görünüyor. Suçlu sayılan şahsın alnına sürülmüş bu madde, belki giderek ‘çamur-kil’ halini almış olabilir. “Alına kara yazı” motifi ; “alın aklığı”, “çamur atma”, “aklanma” bunlarla ilgili olabilir. Geçici bir süre, aidiyet damgası kapatılarak topluluk dışına itilen bu ‘kirli’ şahıs, daha sonra ‘aklanarak’ topluluğuna geri dönebilme sansına sahip olabiliyordu belki.
Bu tür ‘kara’ ve ak’ alın yazısının hangi metotlarla uygulanabildiğini tam bilemiyorsak da, “alın açıklığı” kavramının, nedensiz olmadığını, yayınladığımız heykel bulgularda görüyoruz. Şimdi ‘Alnın karışlanması’ biçiminde kullanılan tehditvari söz, eski toplumun alın tıraşının, belki köleleştirme tıraşı için ölçü biçiminin “karış” olarak kullanılmış olabileceğine de işaret ediyor. “Karış” gerçekten de eski bir ölçüm değeriydi.
“Kader” kavramı, erken yaratılış ilahilerinden itibaren yer aldığına göre, bu uygulama hayli eski olmalıydı.
Başlangıçta, sadece kendi içinde yasayan toplum birimlerde belki gerekli görülmeyen bu uygulama, karşılıklı ilişkilere girildiği andan itibaren çok önemli bir ayraç, belirlenim vurgusu olmaya başlamış olmalıdır. Bu topluluklarda çocuk, daha dogmadan, giderek erkek veya kız olma olasılığına bağlı olarak, hangi toplum birime ait olacağı (bu uygulamanın çok sonraki uzantısı burçlardır) saptanmıştı. Çocuklara ilişkin ritüeller, sonra giderek karmaşıklaşan ilişkilerde aidiyet değiştirme seremonilerini anlatır.
Alın tıraşının, başlangıçtaki kaynağı değilse bile, kendileri bakımından, ‘Gök topluluğu’-melekler, diyelim ki İslam bakımından ‘Şeytan’- Satan, Asas, İsus toplulukları olanların, Meryem Ana’larının ikonlarına kadar uzanmış olarak, Hıristiyanlığın ön kaynakları sayılması gereken bu topluluklarda kadınlar arasında hakim bir unsur olarak kalmış görünüyor.
Baş örtülerinin saçın kâkül kısmını açıkta bırakacak şekilde örtülmesinin öbür yüzü, bu kadınların ‘alın yazgıları’nın yazılı olduğu bu kısımları açıkta bırakma zorunluğu veya alışkanlığı olmalıydı. “Zülfün”, “Zülüf”ün farklı biçimleri, (bunu saç örgüleri ve örgüleri düzenleme tarzlarından görüyoruz ) herhalde kadının kimliğini belirten bir özellik taşıyor olmalıydı.
Bulgulara bağlı olarak düşünülürse, Batı Anadolu topluluklarında bu uygulama İsa öncesi ve sonrası devrelerde, hayli uzunca devam etmiş görünüyor.
İsa’dan daha sonraki bir İncil yazısında şunları okuyoruz:
“Kadın başını açarsa, saçını kestirsin.
Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün.”
( 1. Korintliler )
Bu ifadeler, eski toplumun değerlerinin günümüz ölçüleriyle ele alınamayacağını bir kez daha gösteriyor.
Hıristiyanlığın bu kanadı için, kadının saçını göstermesi yerine, başını kazıtması daha evla olarak değerlendiriliyor. Anlaşılıyor ki, başın örtünme nedeni, kadının saç tellerinin gizlenmesi değil, saç tıraş veya düzenleme (‘süs’!) biçimlerinin gizlenmesiydi.
Eski toplumun bu mantığı yakalanınca, Muhammed’in, “kadınların ziyneti” ifadesi (‘süs’ eşyası da denilen bu araç veya damgalar, eski toplumda kadının sosyal konumunu ve toplum birim aidiyetini belirleyen sembollerdir ), elbise ve saçla birlikte, aynı değerde bir “kapatılma” konusu olarak ifade etmesinin anlamı açıklığa kavuşur. Kadın, kendi üzerinde cinsel hak talep eden öteki toplum birim erkeklerine karşı ‘saç teline bağlı’ şehvet uyarıcılığını değil, o erkeğe kadınlık yapma görevi veren toplum birim aidiyet sembollerini gizlemeliydi. Böylece de ‘erkeklerin şerrinden’, yani cinsel ilişki isteğinden uzak kalabilecekti.
Eski toplumda, önceki kutsal adak uygulamalarının, giderek ceza hükmü özelliği de kazanmaya başladığını görmüştük. Genel bir kural olarak, önceki kutsal genel davranışlar toplumun fiili kullanımından çıktıkça, din veya din dişi hukukun ‘ceza’ alanına girmekte veya bu uygulamalar ‘çok kutsal’ halde dini kast arasında sürmektedir. Burada da önceden “alın yazgısı” genel uygulamasına olanak sağlamak için kullanılan baş (ın belirli bölgelerini) kazıtma, sonradan belirli zamanlarda, giderek yılda bir kez ‘baş kazıtma’, ‘saç tıraşı’ halini almış olmalı. Bu arada, kölelik uygulamasının gelişmesine bağlı olarak, eski doğal uygulamanın, artık ‘kölelik belgisi’ olarak da kullanılmaya başlandığını da görüyoruz. Bu belgi, Hammurabi kanunlarında “berber suçları” bölümünde açıkça ifade edildiği gibi, tıraş biçimiyle bile ortadan kaldırılabilirdi. Bu bakımdan Kuran tefsirlerinde hala:
“Müminler ister hacca yapsınlar ister ‘umre, ihrama girdikleri andan haccın veya umrenin bittiği ana kadar saçlarını kesmekten ve hatta düzeltmekten kaçınmakla da yükümlüdürler”
diye yazılmaya devam edilmektedir. Saçın düzeltilmesi, (herhalde elin başa götürülmesi bile bu düzeltme refleksi kapsamındaydı) neden dini bir edimin anlamını bozabilir? Çünkü bu dinsel edim ile ‘saç tıraşı’ iç içe bir konu olarak kavranmıştı da ondan.
Damga, başlangıçta toplum birimlerin farklarını ifade etme aracı iken, topluluklar arası ilişkide bu ayrılıkların vurgulanması, belirgin kılınmasını gerektirirken, anlamlıydı. Fakat topluluklar arası doğal kaynaşma, sentezleşme sürecinde, giderek, eski doğal belirlenim sembolleri bu birliğin önüne engeller çıkarmaya başlıyordu.
Bu dönemde, toplulukların, “öldürmeyerek yaşatma” anlamıyla bir ‘köle’lik uygulamasını başlatmış olduğunu, eski aidiyet sembollerinin “köleliği belirleme aracı” halinde evrim geçirmiş olduğunu görüyoruz. MÖ. 2. bininci yıllarda, köleliğin kurumlaşmaya başlaması bir uygarlık adımıydı.
Böylece toplumun, giderek büyük dinsel topluluklar halinde bütünleşmekte olan eski küçük toplumsal birimlerin varlık sembolleri, artık “ortak tanrı”larının önünde ayrılık sembolü halinde işlev görmeye başar. Bu esnada, kaynaşma döneminde, eski ayrılık, farklılık bildirim öğelerinin gizlenmeye başlanmış olması da anlaşılır. Hıristiyan Hac işleminin, ‘kapanma’, ‘pelerin giyme’ eylemi olarak anılmasının nedeni budur.
Bir dini mekâna, erkeklerin başını açarak, buna karşılık kadınların başını örterek girmesindeki ortak temel özellik, bu davranışla her ikisinin de, ait oldukları topluluk simgelerini gizleyebiliyor olmalarıdır.
Korintliler’in ifadesinden anlıyoruz ki, o dönemde, artık, kadının arınmak için, (belki yılda bir kez?) saçlarını kestirmesi artık, uygun görülmemeye başlanmış bir durumdaydı. O kadının, hem saçını kestirmesi, Tanrı (lar) önünde bir kişilik kaybı, sembolik ölüm-yokoluş ve dolayısıyla arınma idi. Aynı biçimde başını örtmesi de bir ‘gizleme’ haliyle ‘kişilik kaybı’na yol açmaktaydı ki, bütün ‘arınma’ türlerinin temelinde sembolik ‘ölüm (ve sonra dirilim)’ motifi yattığı için, eski toplumun yaklaşımına uygun olmaktadır.
**
S.376
Resim 221
Kadin basi.Didyma Apollon tapinagindan.MO.55O.Ion tarzi.
**S.396
Resim 243
Genç kadın başı.
Mermer.Izmir’de bulunmustur.
Hadrianus donemi.
MS 119-137
**
**
S.390
Resim 237
Babeia heykeli.
MO.63-62
İslamda Kurban'da Baş Tıraşı Yasağı ve Nedenleri...
Eski Toplumda 'Saç Kesme'..
“elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti”
: «Kel Oglan» Motifleri Uzerine
Kuran’da Saç Tıraşı
"Ey anamın oğlu, saçımdan sakalımdan tutma!”
Incil'de Kutsal Baş Tıraşı Ritüeli
Saç Kesim Biçimleri Ve ‘Alın-kader yazısı’...
Eski Toplumda Boynuzlu-Kulaklı Tanrılar..
saç-şapka-takı
Eski toplumda saç-şapka biçimleri
Saçı Kesim Biçimleri Ve ‘Alın-kader yazısı’...
Hitit şapka biçimleri...
Saç Biçiminde Totem Etkileri...
Eski Toplumda Alın Saçı Kesim Biçimi
'Saç-sakal' Ve Erkek-Kadın Türbanı
Bir Yas İşareti Olarak Saç-Sakal Kesme
Bir Yas İşareti Olarak Saç-Sakal Kesme-(Yorumlar)
Saç Tıraşı Ve Kâhin Giysisi Olarak ‘Başlık’-Takke..






