9.5.2006
29.03.05
“İnsan kurbanı taşlayarak öldürme” metodu, uygarlaşma çizgisi içinde, ‘Taşlama’ şeklinde bir edebiyat biçimine değin gerilemiş ise, gazetelerde ‘taş’, ‘taşlama’ gibi köşe başlıkları kullananların, hiç olmazsa bu sürecin nasıl yaşanmış olabildiğine ilişkin fikir edinmeye çalışmaları yerinde olurdu.
Görece geri ülkelerin onulmaz ve belki, bir yönüyle de ilerletici olan nihilizmi, bizde, kavrayış derinleştirici bir karşı çıkış çabası olarak değil, ‘tanrı sözünden tiksinme’, İslam’da ‘şeytan taşlama saçmalığı’ gibi içerikten yoksun söylem biçimleri olarak da yaşanmıştır. Din denilince İslam’ı, peygamber denilince Muhammed’i ele almak, din adamı ve din karşıtları bakımından genel, verimsiz bir buluşma noktası olagelmiştir.
Kurban sunum ritüellerinin veya hacı olabilmek için önce şeytan taşlama gibi... geleneklerin kökenlerini incelemeye başladığımızda, kendimizi, eski toplumda, insan öldürmenin kontrol altına alınması ile başlayabilmiş olan ilk uygarlaşma alanında buluruz.
Erken Sümer-Akkad dönemi, bu noktayı, üstelik bize yazılı kayıtlar üzerinden aktarmaktadır. Bu kayıtlar farklı tanrılara, farklı kurban sunulduğunu; bazı kurbanların bazı tanrılara sunumunun yasak olduğunu göstermekle işe başlıyor:
“Şamaş’ın tapınağında;
Tanrı Şakhan’a koyun sunulmayacak.
Sin’in tapınağında;
Tanrı Harru’ya inek (eti) sunulmayacak ;
Tanrıça Belet-seri’ye kuş sunulmayacak;
Tanrıça Ereş-ki-gal’a kuş ve inek sunulmayacak”
(E.Dhorme.Les Religions de Babylonie....p.226)
Burada saptanması gereken çok önemli nokta şudur: Erken Sümer tabletlerindeki tanrılar, başlangıçta, hiç bir şekilde hayvan tanımlı veya hayvanlarla ilişkili değillerdi. Sümer-Akad Yaratılış’ının erken anlatım ilahilerinde, söz konusu edilen kutsal varlıklar, erkek veya dişi oldukları bile pek belirgin olmayan ve daha sonraları ‘su’, ‘ateş-gök-güneş’-gökyüzü; kara, yer, toprak anlamıyla Yer ve Yeraltı olarak yorumlanabilecek olan kavramlarla ifade edilen maddi varlıklardı.(1)
Erken Sümer anlatımlarında karşılaştığımız ‘su’, ‘ateş’, ‘gök’, ‘yer”, ‘yeraltı’ gibi kutsal varlıklar, bu aşamada, henüz hayvan totem dönemine geçmemiş olan bir toplumla karşı karşıya bulunduğumuzu gösteriyor. Eski toplumun düzenleniş sürecinin kavranması bakımından, bu ayrım noktasının saptanması çok büyük öneme sahiptir. Hayvan motifli kutsallık kavramı, hayvan ve bitki türleri ile betimlenen tanrılar ve giderek bizzat kutsal olan hayvan-bitkiler ve hayvan-bitki tanrı-ça-lar, Sümer-Akad topluluklarında, daha sonra ve giderek ortaya çıkmıştır. Bu sürecin gelişmiş noktasında, örneğin ‘kutsal boğa’ ve ‘kutsal inek’ denildiğinde bir erkek ve dişi tanrı(ça) anlatılmış oluyordu. Bu aşamada artık tanrıların ve-ya kutsal varlıkların hayvan ve giderek tarım ürünü bitkiler olarak tanımlanmaya başladıklarını da görürüz.
Bu dönem, topluluk varlıklarının birer hayvan(bitki) totemle birbirlerinden ayrıştırıldıkları aşamadır. Yenileri, eskileri takip ettikleri için, birbirine ulanarak karışmış bir yapı sunan ilahilerin dikkatli bir sınıflaması ve analitik analizi; bunlardaki anlatımların farklı toplumsal dönemlere ilişkin olduklarını gösteriyor. Toplum bilim yasalarına yeterince vakıf olmayan “Sumer uzmanları”mız, tarihin bu sürecini de yeterince anlayamamış, saptayamamış ve dolayısıyla yansıtamamışlardır. Sayın M.İ. Çığ’ın, kendisinin “bilimkurgu” diye tanıttığı ve ‘masal kitabı’ özelliğindeki aktarım düzeyi, nerede bulunulduğumuzun çarpıcı örneklerini oluşturur.
“Sümer” adı verilen topluluklarda, ‘su’, ‘ateş-gök’, ‘toprak’ kavramları ile ifade edilen o döneme ilişkin kutsiyet kavrayışının, ( bu kavramların başlangıçtaki hallerinin beyaz, kırmızı, kara, yeşil gibi renk ayırımı ifadeleri de olduğuna değinmiştik) son derece “maddi varlıklar”dan başlayarak, doğrudan doğruya hayvan (ve bitki) dünyasına doğru evrim göstermiş olmasının nedeni, hiç de, eski toplumun “bitki ve hayvan dünyası karşısındaki acizliği, korkusu” vb. değildi. Hayvan ve bitki toteme geçiş süreci, eski toplumun bir gerileyişinin değil, uygarlaşmasının göstergesidir. Çünkü eski toplum, bünyesinde taşıdığı insan kurban sunum ve tüketim edimini, yani kutsal yamyamlığı, sadece, bu hayvan ve bitkiler aracılığıyla aşabilecekti. İnsan kurban yerine sunulan hayvan kurban olarak boğa, öküz, eşek, koyun, keçi, domuz, balık... ( ve tarımsal ürünler) toplumsal ilişkilerde hem karşılıklı paylaşım düzeninin örgütlenmesinde, bundan daha önemlisi, insan kurban sunumunun ortadan kaldırılması yönünde ilerleyebilmek için gerekliydi. Kurban ritüellerinde hayvan kurban objesinin bir insan gibi ( insan olarak) ele alındığını gösteren kalıntıların gerisinde, toplum birimlerin, kendilerini hayvan (ve bitki ) totemler aracılığıyla ifade etmeye başladıkları dönemin yaklaşımı bulunur.
Eski toplumun, hayvan (ve bitki) totemler halinde örgütlenebilmesinin ön koşulu, bu toplulukların hayvanları evcilleştirebildiği ve giderek tarımcılığa başladıkları döneme ulaşabilmiş olmalarıydı. Dolayısıyla bitki-hayvan totem dönemi, eski toplumda toplayıcılık dönemine değil, yerleşik ve yarı-yerleşik hale geçiş dönemine denk düşer.
Bu geçiş sürecinin, bütün alanlarda, ne ölçüde bilinçli olarak yaşandığını saptama olanağımız yok. Fakat kandaş her toplum birimin sadece kendi topluluğunu ‘insan’,öteki toplulukları ise başka tür bir yaratık olarak görme doğal mantığının, bütün bu gelişmeleri hazırlayıcı bir zemin yaratmış olduğunu tahmin edebiliriz. Erken Sümer kayıtlarının “akrep insan”, “balık insan” vb. biçimli geçiş dönemi tanımları, ‘akrep’, ‘balık’, ‘domuz’, ‘eşek’, ‘köpek’, ‘koyun’, ‘inek-boğa-öküz’ hayvan isimlerinin çeşitli toplulukların tanımlanması olarak kullanılmış olduğuna işaret eder niteliktedir. Erken dönem tanrı-ça-larının ‘ad’ kökenlerinde “Hurma salkımın Hanımı” gibi anlamları görüyoruz. Bu ayrımı, kutsal kitaplarda “insan ve melek”, “insan ve ejderha”, “insan ve cin” topluluğu tanımları üzerinden izleriz.
Topluluk yaratılış anlatımlarında, ana ve baba yanından hiç olmazsa bir tarafın hayvan veya bitki olmuş olması olgusu da incelediğimiz bu totem geçişmesini doğruluyor. Her sosyal kurum gibi totemizm zamanla bozulmuş, belki her türden hayvan ismiyle özdeş topluluklara doğru yayılmış ise de, başlangıç dönemindeki toplulukların kullandığı hayvan-bitki totemlerinin tam listesini, kullanılan kurban sunu türleri ; 12 hayvan-bitki totemli burçlar ; ‘yaşam yiyecekleri’ ve ‘yaşam içecekleri’ ; kutsal ve haram yiyecek-içecekler üzerinden dikkatli bir çalışmayla, hiç olmazsa yaklaşık olarak, ortaya çıkarabilmemiz mümkündür.
Kutsal anlatımlarda “Tufan” olarak aktarılan ve bir örneği bize ‘Tanrının suda boğması yoluyla yok ediş” olarak ulaşmış olan olay, Sümer-Akkad topluluğunda yaygın ve sistemli olarak kullanılan bir kurban sunum biçiminin tanımıydı. Anlatımdaki Tanrılar, “yok ediş” için mutlaka ‘Tufan’ istiyorlar ve bunu da ‘suda boğarak öldürme’ biçiminde düşünüyorlarsa, bu tutum nedensiz değildi. Sonradan ‘seller-sular’ biçimiyle yorumlanacak olan Tufan, Sümer-Akad topluluklarında törensel bir insan kurban sunum ve hazırlık biçiminin tanımıydı. “Kıyamet” olarak da tanıdığımız anlatımlar,bu tür Tufan’ların,insan kurban ve yamyamlık törenlerinin tanımlarıydı.
Sonuçlandırılması Bay Kramer tarafından yapılan bir tablet çözümlenmesine göre, bu dönemdeki Sümer-Akkad toplulukları, kendilerini yönetirken uyulması gereken bir dizi kuralları daha o zamandan oluşturmuş durumdaydı. Bay Kramer, haklı olarak bunları, “kutsal kanun ve kurallar”, me’ler olarak yorumlamıştır. Bu ‘me’ler, o dönemdeki toplumun hukuksal ve yönetimsel ana çerçevesi hakkında son derece önemli bilgileri yansıtmaktadır. Bu listede kanunların bir tanesi olarak yer alan Tufan, tanrıların bir defaya mahsus bir cezalandırma eylemlerinin aracı değildi. Tersine, Akado-sammaru ilahilerinde me’ler arasında sıralanan ‘Tufan’, topluma yön veren ve sistemli olarak uygulanması gereken kutsal uygulama kurumlarından birisi idi ve sistematik olarak uygulanan bir işlemdi.(2)
Anlatıcı toplum birimimiz bu Tufan’da ‘insan’ olarak yer almış ise, öteki topluluklar da ‘hayvan, kuş, sürüngen’ler vb. olarak yer almışlardı. Böylece Tanrı-lar-ın, neden sadece ‘insanları’ değil de, “hayvan, kuş, sürüngen ve deniz yaratıklarını” da cezalandıran bir Tufan yapmış oldukları açıklığa kavuşur. Bize aktarılan Tufan, değişik toplulukların, insan, hayvan, kuş, sürüngen ve deniz yaratığı olarak birlikte gerçekleştirdiği toplu, kutsal, bir insan kurban sunum töreni olmalıydı ve anlaşılıyor ki,hayvan totem dönemine ait bir anlatımdı. Bu Tufan’ın katılımcıları kurban ayininin hem hedefi, hem de düzenleyicileri olarak görünüyor.
Kutsal, kurumsal bir insan kurban tören biçimi olan Tufan’ın, bize, tek ve büyük bir olay olarak yansıması birçok nedene bağlı olmalıdır. Büyük olasılıkla, bu kurban töreni önemli genel törenlerden birisi ve belki de ortak olarak yapılan son ortak törendi. Çünkü eski kayıtlara ve onlara dayanan Eski Ahit’e göre de, tanrı-ça-lar, bu törenin içinde, bir daha “Tufan yapmama” kararı almışlardı. Öte yandan bu Tufan, sonraki Musevi soyunun ataları olan topluluğun sürgün edilmesi ile sonuçlanmış görünüyor. İsrael atalarının müzmin sürgün özelliklerinde, eski Mezopotamya tanrılarının, bölge topluluklarının temsilcileri olarak aldıkları bu “sürgün kararı” tayin edici olmuş gibidir. Musevi topluluğun atalarını binlerce yıl ayakta tutan da, bu Tufan töreninde tanrıların onları sürdükleri alanda, ‘vaad ettikleri toprak’ motifi olmuş olmalıdır.
O donemin tapınaklarında toplu kazanların kurulduğu bir insan kurban töreni olan Tufan, daha çok Musevi topluluğu anıları üzerinden dünyamıza bir Milat haliyle ulaşmıştır.Fakat eski “Sümer kıraliyet Listesi”nde bir Milat olarak kullanılmış olduğunu ; tarihin, açık bir şekilde, “Tufan’dan önce” ve “Tufan’dan sonra” biçiminde sınıflanmış olduğunu görüyoruz.Fakat eski tarihte sayısız Tufan yani insan kurban törenleri olduğu için,anlatımların Tufan’larının aynı töreni anlatıp anlatmadığı ayrıca incelenmelidir. İslamın cehennemindeki ateş, kaynar su ve irin motifleri; doğum, ölüm, geçiş ve arınma törenlerinin kutsal kazanı; İsrael’in gezgin (Tanrı ile) Buluşma Çadırı’nın girişine yerleştirilen sembolik kutsal kazanı,Tufan’da da uygulanan eski yamyamlık ediminin kalıntılarını yaşatır. (3)
Bir kural olarak, şunu söyleyebiliriz ki, hayvan-bitki totemle tanımlanan toplum birimlerde, totem tabusu, bu topluluğun kendi içinde yamyamlık edimini yasaklama anlatım biçimlerinden birisidir. Toplulukların totem hayvan veya bitkilerini kurban olarak sunmaları, yemeleri veya tabu addetmeleri onların iç yamyamlık özelliklerinin nasıl biçimlenmiş olduğunu gösterir. Musevilik veya İslam’da domuz dokunulmazlık ölçüsünde tabu hayvan ise, bu demektir ki, bu geleneklerin dayandığı domuz totemli eski toplum birim, iç yamyamlığı tam bir kesinlikle aşmış olmalıydı. Domuzun Sümer-Akad döneminin yaygın bir sunum hayvanı olduğunu, tablet kayıtlarından biliyoruz. Eğer, bazı tabu hayvanlar, ‘güç almak’, ‘kutsal hale gelmek’ vb. gibi gerekçelerle, yılın sadece belli ay veya günlerinde yenilebiliyorsa, ki bazı Asya topluluklarında böyle uygulamalar görüyoruz, bu durumda, ilgili topluluğumuz, uygarlık surecine dahil olurken, kendi topluluğundan bireyleri kurban sunmayı, radikal bir şekilde yasaklamayı becerebilmiş değildir; eski güçlü gelenekler sadece kontrol altına alınarak sınırlanmakla yetinilmiştir.
Her zaman değil, sadece, yılın, ayın veya haftanın belli günlerinde yenilmesi yasak hayvan veya öteki yiyeceklerin (örneğin yaşlı Hıristiyan firansızlar arasında, bölgelere göre, Perşembe veya Cuma günü balık yememe şeklinde kaybolmakta olan bir gelenek olduğunu biliyorum); bazı hallerde ise, belirli takvim değerlerine göre mutlaka yenilme-me-si gibi uygulamaların gerisinde, genel olarak eski iç ve dış yamyamlık izleri bulunur. Söylemeye gerek yok ki, bu topluluklar, totem hayvan-bitkiye geçmeden önce, kurban uygulamasını insan kurban olarak gerçekleştiriyorlardı.
Değişik din veya mezheplerde köpeğin, tavşanın, domuzun yenilmesi ve-ya dokunulması yasak, tabu hayvan olmasının nedenlerini, anlamsız ‘açıklamalarda’ değil, eski toplumun totem hayvan-bitkilerle olan ilişki biçimlerinde aramak gerekir. Eski toplum, bildiği ve uyguladığı görenekleri bize iletirken, bazen ayrıntı vermiyor; çünkü o toplulukta, örneğin “kuş kurban sunumu” denildiğinde bundan “kumru veya güvercin”i anlamak ortak bir kanı halindeydi. Musa yasalarında “kuş sunumu” tabiriyle “kumru ve güvercin”in kastedildiğini görüyoruz. Eğer, günümüzde, bir erkek, sevgili eşine ‘güvercinim’, ‘kumrum’ diyorsa; sevgili eş, ilk bakışıyla, okunu, bir başka organa değil erkeğin kalbinin tam ortasına geçirmiş sayılıyorsa; bir Fıransız, kadını ‘tavuk’, erkeği ise ‘horoz’ kavramlarıyla da tanımlıyabiliyorsa ; kadına karşı sevgi ve istek ifadesi olarak ‘tavuğum, civcivim’ diyorsa ; Dostoyevski romanlarının erkeği, Rus kadınlarını ‘kuşum’ diye okşuyorsa, bütün bunlarda ‘garip’likler veya ‘anlamsız’lıklar değil, tarihsel bir destek arama çağrısını işitmeliyiz. Kutsal kitaplarda peygamberler ‘Kuş dili’ biliyor ise, “gözü açılmış olan” Beor oğlu Balam’ın eşeği dile gelip insan gibi konuşabiliyor ise ; Yunus balığı derisi giyinmiş Enki rahipleri “balık dili”nden anlayabiliyorsa ; eski kayıtları bir başka tarzda ‘okumaya’ çalışmanın ne kadar verimli olabileceğini gösteren örneklerdir. Bu çabalar, insan toplumunun bugününü, dünü anlamadan anlamak mümkün olamayacağı için de gereklidir.
Kurbanın iç organları, erken Sümer’ler döneminden itibaren tanınıyor ve sunu olarak tanrılar arasında özenle paylaştırılıyordu. Uruk’taki Anum tapınağında sunuların en değerlisi “inek yüreği” ile “koyun başı” idi. Hayvan sununun böbrek, but ve ciğerleri, özel olarak ayrıştırılıyordu. Günümüzde hemen her dilde sevgi ifade eden “kalp veya yürek” sözcüklerinin aynı zamanda “iman, inanç, itikat “ifade eden kavramlar da olması, eski toplumun geçmişteki kurban paylaşım ilişkilerinden ötürüdür.‘İman veya itikat’, ‘öyle olsun’ anlamındaki ‘Amin-Amen’ sözü etrafında kurulmuş bir ittifak sözüdür gerçekte.
Eski veya Yeni Ahit, iki veya daha fazla topluluk yerine, bir topluluğun temsilci tanrı ile yaptığı ittifak nedeniyle ‘Ahit-Akit, Antlaşma’ diye anılır. Eski Ahit, baştan aşağı, Tanrı ile İsrael topluluğu arasında yapılmış anlasmaların,bu anlaşmaların bozulmasının ve bir daha yinelenmesinin… anlatımından oluşur.
****
“7. Gün Tatili” ,Oruç’un,Bayram’ın Kökenleri
Tanrı Yedinci Günü Neden Kutsadı?
Her Toplumda Farklı 'Kutsal Gün'ün temelleri
“Hamurlu Ekmek-Hamursuz Ekmek”
Fısıh-Pesah'ında Kurban Hazırlık ve Tüketim Tarzı
Yezidi,Rum ve Ermeni ortodoks dinlerinde bazı kutsal/yasak yiyecekler
SÜRYANİ BAYRAM VE ANMA GÜNLERİ....
Bazı hıristiyan kavram ve inançları...
Sabiilerin İnanç ve İbadetleri
Yezidi İnançları..
Zerdüştçülük, Zerdüştilik,Zerdüştlük...
Rum’ların Özel Günleri ve Oruç'ları
Marul Yeme Yasak veya Gereği ...
**********************************************************************************************

