Öküzün Boynuzunda Duran Dünya…

Ekrem Akurgal’ın  çalışmalarına saygı duymalıyız. Fakat  aynı zamanda, onun insan bilim bakımından son derece zayıf yorumlarına da  karşı çıkmak zorundayız.

 

Gerçi o tamamen kendine özgü yorumlarda pek bulunmuş değildir. O, daha çok uluslararası otoritelerin söylemlerine dayanmış ve böylece kendisi de uluslar arası otoritelerimizden birisi olmuştur. Çünkü Akademik dünyada fikir düzeltmek, çok güçlü bir çaba gerektirir. Buna karşılık var olan dogmaları, yeni cümle veya kelimelerle savunmaya devam etmek  daha az zahmetli bir yoldur.

 

Bay Akurgal’ın  eski toplumu, özel olarak incelediği Hititleri, onların kurum ve kavramlarını daima günümüzün değerleri ile yorumlamaya çabalaması, sadece ilkel yanılgıların tasvip edilmesi ve sürdürülmesi ile sonuçlanmıştır. Bunların akrabalık kavram ve ilişkileri ile olan kısmına  değinmiştik.

 

Aşağıdaki yazısında bay Akurgal, bu kez çok daha köklü bir hatanın sürdürülmesinde rol alıyor. Bu  önyargı, eski toplumdaki inanç sıralamasında «hayvan biçimli»,  «hayvan» olan tanrılara inancın erken, ilkel dinlere ilişkin olduğu; buna karşılık «insan »,  «insan biçimli» tanrılara inancın daha geç, modern döneme ait olduğu şeklindeki bir önyargı... Bay Akurgal bu dogmaya dayanarak vargısını ilan eder:

« Böyle olduğuna göre bu eserlerin, yani  âlemler ve güneş kurslarının, Hatti uygarlığına yabancı, hala hayvan şekilli  tanrılara tapan ilkel bir topluluğa yani Hind-Avrupalı Hititlere ait olması gerekir. Çünkü yukarıda gördüğümüz gibi Hattiler bu ilkel inanç    dönemini aşmışlar ve  anthropomorf, yani insan şekilli oldukları şüphesiz olan ve hepsinin özel bir adı bulunan erkek ve kadın tanrılara tapmakta idiler… »

 

Böylece hayvan sembollere tapınan Hind-Avrupalı topluluklar Hattilere göre « ilkel bir inancın » sahibi olarak tanıtılmış olur…

 

Eski toplumun incelediğimiz dinleri, ‘yaratıcı’ bir “olağanüstü varlığa” dayanmadığı gibi, ‘düşler’, ‘fanteziler’ dünyasına da dayanmaz; hiç olmazsa kaynakları, ortaya çıkış dönemleri bakımından… Dinler, bu toplulukların sadece karşılıklı ilişki biçim ve kurallarının bir anlatım ve kabul anayasası olarak şekillenmiş ve giderek gelişmiş,ruhanileşmiştir..

 

Mezopotamya topluluklarının incelediğimiz tarihlerinin hepsinde istisnasız olarak, erken dönem tanrıları ‘insan biçimli’, daha doğrusu doğrudan doğruya, karşılıklı ilişkilerin onayı sırasında, ayinsel olarak, kurban edilmiş insan yöneticilerden meydana gelmiş görünüyor. Bu nedenle ,buradaki anlatımlarda, başlangıçtaki tanrılar, ‘tıpkı’ insanlar ‘gibi !’ sevişir, çiftleşir, uyur, yemek yer, içer, tarla sürer, hasat toplar, ahır temizlerler. Eski toplum, bir başka tanrısal  yapıyı düşünemediği için bu böyle değildir. Tersine, tanrılar bizzat insanların kendileri oldukları için bu böyledir.

Tarihlerini tanımaya başlamamızdan  bir süre sonra, eski toplum tabletleri, bu tanrıların ‘ateşle’ ve  ‘su’ ile olduğu kadar hayvan ve bitki dünyası ile de iç içe geçmeye başladığını gösteriyor.

Mesela, kadın timsali, güzeller güzeli İnanna, Şammarru-Gök topluluğunun  önünde

« Enlil Baba'nın yaban ineğiyim ben! »

diye, haykırmaya başladığında, insan tanrılar dünyasından, artık hayvan ve bitki tanrılar dünyasına geçilmiş olduğunu da ilan etmiş oluyordu.

Tarihsel sıralamada, Mezopotamya toplumları,'insan-tanrıdan' sonra 'hayvan-bitki Tanrı' dünyasına geçmiştir; tersi değil!  Onlar için modern olan, kabul gören dogmatik düşüncenin  tam tersine, 'hayvan-bitki Tanrı' dönemi idi. Bu yüzden de, topluluklar, hiç tereddüt etmeden, insan-tanrılardan, hızlı bir şekilde, hayvan-bitki tanrılar dönemine doğru geçiş yapmışlardı.Bunların içinde sadece “İnsanoğlu tanrı” motifli İsacılığın ön kaynaklarından birisi, “İnsan tanrı” (İsa’da olduğu gibi..) inanç ve uygulamasına devam etmiş görünüyorlar. Çölde Tanrıyı “sönmeyen çalı-meşe ateşi” haliyle gören Musa’nın  kavminin bile “altın dana”ya tapıyor olmaları, Tanrının kat ettiği süreci görmeye yeter!


Eski toplumun, kısa bir süre içinde bütün tanrılarını, bütün yaratıcı ‘atalarını’ hayvan ve bitki dünyasına taşımalarının sağlam bir nedeni vardı. O da, insan kurban ediminin, onu  bir hayvan veya bitki ile yer değiştirterek, son bulmasını sağlamaktı.


Bu nedenle genel bir kural olarak söyleyebiliriz ki, bütün kutsal hayvan ve bitkiler, bütün haram hayvan ve bitkilerden başka bir şey değildir veya haram hayvan ve bitkilerin listesi, eski hayvan ve bitki tanrıların da listesini verir. Bütün burç hayvan ve bitkilerinin çok kısa bir zamanda bütün toplumları sarmasının nedeni, eski insanın  hayvan ve bitki dünyasında kendi insan-tanrı kurban edimlerine son verme çözümünü keşfetmiş olmalarıydı.


Bu nedenle, Eski Ahit’in “güzel yiyecek”leri, kurban hayvan veya “kırmızı-yeşil mercimek”lerden oluşuyor ve bazı Hıristiyan yortularında mutlaka “mercimek” yeniliyor ve dilimize “mercimeği fırına vermek” olarak ulaşan deyim,eski ritüellerin “güzel yemeği”nin cinsel ilişkiyle tamamlanması özelliğini anlatmış oluyordu.


Bu nedenle Yezidilik “marul” veya “fasulye” yasağına tabi oluyor; İslam “hurma”yı, insanların “halası” kabul ediyordu…


Bu temel noktaları kavrayamadan, eski inançların kökenlerini ve tarihsel sıralamasını yerli yerine oturmak mümkün değildir.

 

İnsan’ın ve insan tanrıların ( ki, bu basit anlamıyla İsa’da devam eden bir gelenektir. Bir ‘İnsanoğlu’, öteki “İnsanoğullarını” kurtarmak üzere, ötekilerin ‘günahları’, yani kurban edilme yükümleri namına, kendisini kurban etmesi eylemidir. Ayrıca buradaki “İnsan”,sadece belirli bir topluluğun insanı’dır; Şimdiki anlamıyla bütün “İnsanlık”ın değil!)   hayvan  ve bitki haline dönüşüm süreci, onların belirlenim sembollerinin de, saç-sakal  biçimlerine bile etkide bulunacak şekilde değişmesine yol açmıştır.


Bunları da bütün farklı  şapka, saç, sakal biçimlerinde  buluyoruz. Eğer bir topluluk erkekleri bıyık bırakmıyorsa ve bu günümüz ölçülerinde bu tutum ‘modern’lik olarak algılanıyorsa, bu durum, ilgili topluluğun gerçekten modernlik özelliğinden değildir; atalarından devraldığı bir geleneğin sürdüğü bir anda, uygun ortamla buluşmasındandır.

 

Bu noktaları  meydana çıkarmadan ne ‘eski toplumu’,ne ‘kötü doğu toplumlarını’ ve ne de uygar batının tarihsel kaynaklarını anlayabiliriz!


Keçi sakalı’nın niye “keçi sakalı” ve Öküz boynuzu biçimindeki bıyıkların niye “öküz boynuzu bıyığı” halinde “kuaffe” edildiğini de…!

 

******

"Dünya Bir Öküzün Boynuzları Üzerinde Duruyor"

 

 

Anadolu Kültür Tarihi

Ekrem Akurgal

TÜBITAK Popüler Bilim Kitapları 67

3. Basım Nisan 1998,s.23/27

 

 

 

 

Alacahöyük, Mahmatlar ve Horoztepe'de kral mezarlarında  bulunan ve kutsal bir anlam taşıdıkları  kesin olan hayvan heykelcikleri şeklindeki âlemlere Güney Rusya' da Maikop Uygarlığı' nda da rastlanması ilginçtir. Öyle anlaşılıyor ki çoğunlukla Boğa ve geyiklerden oluşan bu heykelcikler, dinsel törenlerde bir sopanın üzerine yerleştirilip rahipler tarafından taşınıyordu. Hitit sanatında görüldüğü üzere  boğa en büyük Tanrı olan gök tanrısının simgesi idi.

 

Güneş kurslarının ortasında duran boğa, geyik ve aslan çeşidi hayvanlar (Resim 13.15.16) hiç şüphe yok ki theriomorf (hayvan biçimli)  tanrıların sembolleri idiler.

İnsanoğlu ilk önceleri gökten düşen meteorlara (Huwasi, Baitylos) ve daha başka fetişlere, daha sonra da  güçlü olan ya da kutsal olduklarını sandıkları hayvanlara tapmıştır.

 

Demek oluyor ki Alacahöyük âlemlerinde (Resim 13, 14) ve "güneş kursları "nda yani dinsel sancaklarda görülen hayvan heykelcikleri (Resim 13.15.6) tanrıları tasvir etmekte idiler. Böyle olduğuna göre bu eserlerin, yani  âlemler ve güneş kurslarının, Hatti uygarlığına yabancı, hala hayvan şekilli tanrılara tapan ilkel bir topluluğa yani Hind-Avrupalı Hititlere ait olması gerekir. Çünkü yukarıda gördüğümüz gibi Hattiler bu ilkel inanç dönemini asmışlar ve  anthropomorf, yani insan şekilli oldukları şüphesiz olan ve hepsinin özel bir adi bulunan erkek ve kadın tanrılara tapmakta idiler.

 

Alacahöyük güneş kurslarının, hayvan şekilli  tanrıları ve onlarla birlikte evreni (kâinatı) taşıdıkları şüphesizdir. Bunlardan bir tanesinde bir çift boğa boynuzu üstünde, türü pek bel­li olmayan bir havyan heykelciğinin etrafını çeviren çelenkten  ışınlar çıkmakta olup, âlemin toptan görünüşü güneşi andırmaktadır (Resim 13). Bu örnek göz  önünde tutulursa söz ko­nusu sancakların evreni canlandırdıkları kanıtlanmaktadır. Nitekim Anadolu'da M.Ö. ikinci bin boyunca egemen olan  ve kendilerini  "ben güneş" deyimi ile adlandıran  Hitit

Krallarına ait güneş anlamına gelen hiyerogliflerin  de etrafında bir ışın sırası ile süslü

bir çember yer alır (Resim 66, 67). Kaldı ki ışınsız  çelenk biçimli âlemler de gerçekten

gökyüzü yuvarlağının çember biçimindeki görünümünü yeterince  canlandırmaktadırlar.

Bu evren kuşağının ortasında yer alan

heykelciklerden her biri bir tanrıyı simgelemektedir. Boğalar en

Büyük tanrıyı (Gök Tanrısı’nı) temsil etmekteydiler.

 

Rahipler, dinsel törenler sırasında bir sopanın

ucuna taktıkları bu simgeleri geçit alayının önünde

taşıyorlardı. Âlemlerin birçoğunda ev­rendeki

Yıldızları (satellitleri) tasvir ettiklerini düşünebileceğimiz

Küçük boyda çembercik­lerden oluşan sallantılar da bulunuyordu

(Resim  14). Rahipler ellerindeki. Bu sopaları

salladıklarında, tepedeki sallantılar ses çıkartmaktaydılar.

Rahipler belki de böylece dikkatleri üzerlerine çekiyorlar, yerine

göre bir duanın bittiğini ya da başlayacağını vurguluyorlardı.

 

Bütün bu kral âlemlerinin hepsi  çift boğa boynuzu üstünde yer almakta, yani onlar tarafından taşınmaktadırlar. Bu durumu göz önünde tutan bu satırların yazarı, söz konusu âlemleri bugün bile yaşayan bir Türk masalı ile bağlamıştır. Hemen hepimiz bize anlatılan masal­lar arasında şu bir tanesini dinlemişizdir:

''Dünya bir öküzün boynuzları  üzerinde durur ve öküz başını salladığında deprem olur".

**

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'İnsanlık'a-1

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-2

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-3

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-4

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-5

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'İnsanlık'a-6

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-7

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-8

Hayvan Kurban ve Bitki Sunu'lardan 'insanlık'a-9

antropolojik analize ilişkin

"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim

"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim -2

"Antropoloji":Kurban-Sunu ve İnsanbilim -3

 

 

Eski Toplumda ‘Haram Hayvan’ Kuralının Mantığı
Deve Neden Tevrat'da Yasak,Kuran'da Helaldir?

Yamyamlıktan Uygarlığa Geçişte Kurban..
Hayvan-Bitki Totem Adlarına İlişkin Bazı Sorunlar
Totem Hayvan-Bitki'den Burçlara...
Eski Ahit'te Hayvan Yağı,Kan,Kanlı et yeme Yasağı
Tufan’dan Sonra Tanrı’nın Nuh`la Antlaşma Koşulu

***************************************************************************************************

Yorum Yaz