Anasayfa / Genel / Nihilizm ve Dinsizim Elhamdüllah!

Nihilizm ve Dinsizim Elhamdüllah!

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h2 {mso-margin-top-alt:auto; margin-right:0cm; mso-margin-bottom-alt:auto; margin-left:0cm; mso-pagination:widow-orphan; mso-outline-level:2; font-size:18.0pt; font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

Din, eski  farklı toplum birimlerin ilişki tarzlarının kurallarıydı. Yezidilik’in ‘marul’ veya ‘fasulye’ yeme yasağı, onların ‘aptallıklarını’; bir öteki Hıristiyan topluluğun ise, Yortularda  mutlaka ‘marul yeme’ ve-ya mutlaka ‘mercimek pişirme’ kuralı da onların ‘akıl’lılıklarını, ‘insan sevgisi’ni vb. göstermez; düşünülüp tercih edilmiş davranışlar değildir çünkü bunlar.

Toplumları ‘iyi toplum’, ‘kötü toplum’ diye ayırmaya  kalkışan Murat Belge’lerin “entelektüel  sınırlarını, toplum bilim yasaları değil, Batı hayranlığı ve  kendine ait olana her şeye nihilist yaklaşım belirler.

Aziz Nesin’in de, uydurma Salman Rüştü kitabını yayınlamak  için gösterdiği o derin çabalarının gerisinde aynı nihilizm yatıyordu... Kitaplarında Muhammed’in sakalına tapan imanlıları  aşağılayan Salman Rüştü’nün yaşadığı İngiltere’de soyluların veya mahkeme heyetinin başlarına geçirdikleri perukların da, özünde  saç-sakal tapımcılığı olduğunu bile bilmeden  yürütülen  böyle bir ‘din düşmanlığı’, bizim aydınlarda, özel olarak ‘İslam düşmanlığı’ alanı ile sınırlı kalır ve hemen ötesinde ise Batı hayranlığının erimiş şekerleri akmaya başlar..

Sağlam bir ateist çerçevede yer alabilmek, ‘Rönesans Aydınlanma’cılığına ait "sığ ateizm" ve  Batı propagandası temellerinden kurtulmakla ve toplum yasalarını  (yeniden) tanımakla başlayabilir.

(…)

“…İslam karşısında olsun da, ne olursa olsun, kabulümüzdür….” türü bir yaklaşım, Türkiye’de nihilizmin temel düsturu ola gelmiştir. Murat Belge de, bu akımın dışında değil, hatta tam göbeğinde. Din tanımazların yapacağı iş ise, dinler arası bir karşılaştırmayı, şartlı da olsa, bir tercihle sonuçlandırmak olamaz, olmamalı.

Bu dinleri, o halleriyle  şekillendiren erken toplulukların bu davranışlarında fazla özgür olmadıklarını biliyoruz. ‘Marul’u yeme/yememe konusunda; fasulye veya mercimek yeme/yememe konusunda onlar için bir “özgür seçim” söz konusu değildi. Tıpkı ‘balık’ yeme veya yememede;  tavşan, domuz, deve, midye vb. yeme veya yememede olduğu gibi... Bütün bu Bitki-Hayvan Totemlerin bir kısmı silinmiş, kaybolmuş olsa bile, eski toplumda, farklı toplulukların totem-sembolleri idi ve onlara, kendi aid’leri olan insanların kurban edilmesi yerine, inek, koyun, kuzu, keçi, balık, buğday, üzüm, mercimek, marul, tavuk, horoz, ceylan, eşek, fıstık vb. sunma ve böylece ilgili insan’ın canını kurtarma olanağı sağlıyordu. Eski toplum, öküze, ata, domuza, deveye zeytin’e, hurma’ya tapmış, onu ata, ana, baba, hala vb. kabul etmiş; kendi varlığı ile birebir özdeşleştirmiş, “kurtarıcı tanrı” olarak baş köşelere oturtmuş ise, onlar kendi canını kurtarabildikleri içindi…

Şimdi bir insana “odun”, “öküz”, “eşek”  denildiğinde; bir kadına  “piliç”, “güvercin”, “fıstık” denildiğinde, sadece bu eski totem araçlarla tanımlanmış eski  insan toplulukların kalıntılarına dayanmış oluruz ve bu nedenle, bazı dinsel günlerde balık kesinlikle yenilmez ve fakat bazı günlerde balığın mutlaka yenilmesi gereklidir, vb… Bu 'balık', şimdiki dinlerde, eski toplumda denizdeki, nehirdeki “hayvan balık”  halinde algılanmaya başlanmadan önce; doğrudan doğruya bir “insan toplumu”nun adı olarak ele alınıyordu;bu topluluklar “Balık adam”lar, “Balık burçlular”, “Nisan oğulları” olarak algılanıyor olmalıydılar.. Özel olarak Enki'nin “Yunus balığı” olarak tanımlanan Rahipleri, Ermenilerin Ohannes’inin  ve bizim Belge’mizin dayandığı Yuhanna’nın da etimolojik, dini kaynağıdır.

 

İsa, İncil anlatımlarında, 5000 kişiye ‘Balık ziyafeti’ çektiğinde, bu ziyafetin “Balık”ları, tarihteki biçimiyle “balık topluluğunun insanları”ndan, “balık adam”lardan sunulan kurbanlardan oluşuyor olmalıydı. Bu nedenle şimdi Hıristiyan yortularında, haftanın belli günlerinde balık ya yasak, ya mutlaka yenilmesi gereken “hayvan” olarak yer alır. Üstelik bu balıkların türü bile belirlenmiştir. Bu özellikleriyle de, domuz yemeyen İslam’la, Musevilikle; tavşan yemeyen Alevilikle; marul veya fasulye’den, köpek’ten “iğrenen” Yezidilikle temelde en küçük bir mantık ayrılığına sahip değildir.

 

Din üzerine  gayet bilgiç laflar eden Bay Belge, İsa’nın ‘Tanrı Oğlu’ oluşuna da 3. sınıf bir kesiş kafasıyla yaklaşır: tek farkla, biri  'olur' der, öteki  “mantığı zorlar” der. ..

Oysa “Tanrı” veya “Tanrı Evlatları” şeklindeki tanımlar, eski toplumda, bir topluluğun tamamının sıfatı idi. Bu nedenle de dini kitaplarda “Dünya” ve “Gök” ayrımı bulunuyor; Gök topluluğunun tamamı, İslam’da “melek-şeytan” vb. topluluğu ; “Yerdekiler” ise, “âdem topluluğu”nu oluşturuyordu.

Eski-yeni Ahit'lerde ise, “Gök topluluğu”, çok açık biçimde “tanrısal varlıklar”, tanrısal evlatlar, İbn’ullah  olarak ve “Dünya- Toprak- Yer- Kara” topluluğu da  “İnsanoğlu varlıkları”  diye ayrılırlar. İşte bu “tanrısal varlıklar”, “Yer'deki İnsanoğlu kızları”yla evlenirler. Bu, elbette, Mezopotamya toplulukları arasında gerçekleşen, gerçek bir evlilik yoluyla ittifak ediminin, dinselleşmiş ifadesinden başka bir şey değildi. Bu toplulukları, Asur, Akad, Samiri’ler, Samara’lılar arasında aramalıyız; şimdiki anlamıyla 'gök'lerde değil!

Akado sammaru topluluklarından  beri de  “Tanrı Oğulları” ve “İnsanoğulları”  ayrımı, kişisel düzeyde değil, iki temel farklı toplum birim düzeyinde, vardır. Bay Belge, çok etkilendiğini söylediği Yuhanna’yı doğru düzgün, anlama amacıyla, okusa idi, orada da o 'etkileyici' Yuhanna’nın, “kendilerinin bütününün 'tanrı oğulları' olduğu”nu defalarca ve gerekçelendirerek açıklamış olduğunu görebilirdi.

 

Bütün bu noktaları  bilince çıkardıkça, dinlerin, genellikle değer değiştirmiş kavramları eski toplumda farklı bir anlam bulmaya başlayacak, dinlerin eski toplumun yapı ve ilişkilerinin yansıtıcıları olduğunu daha berrak görebileceğiz.

 

Fakat, Murat Belge’nin hatırını kırmayalım da, ille de bir karşılaştırma yapalım diye düşünürsek, söylemeliyiz ki, ‘insan sevgisi’  konusunda Hıristiyan söylemin arka yüzü, gerçek bir yamyamlık edimidir ve tipik Hıristiyan ailenin toplu yemek yeme alışkanlığının;  yemeğe  ‘giriş’ ve yemeği bitiriş dualarının kaynağını bu iç yamyamlığın ifadeleri de olan  ‘Pardon’ ve ‘Şükür’ duaları oluşturur.  Çünkü Papa hazretlerinin, ötekiler de 'şahit-tanık'  olsun diye kaldırıp gösterdiği kadehin içinde bütün o kurban edilmiş  İsa’ların kanı; eline alıp dişlediği ‘ekmek’ veya ‘yiyecek’te ise İsa’ların eti bulunur!

Dinsizim-elhamdullah/1

Dinsizim-elhamdullah-2

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*--*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!