Ahura Mazda'cı inançtan geriye kalan bu kaya yazıtları Henry Rawlinson
tarafından 1840 yılından itibaren çözümlenmeye
başlanmıştı ve bunlar İngiltere'de yayınlanıyor, bütün dünya bu bilgilere
İngiltere üzerinden ulaşıyordu.
Marks ve Engels'in bütün bu arkeolojik verilere,
geçmiş tarihin aydınlığa çıkarılması çabasına,
"mitoloji" denilen bir tür tarih aktarım tarzına karşı tutumları, sadece tipik "aydınlanmacı" , "pozitivist" yaklaşımların suskun ve utangaç devamı olmuş görünüyor....
1841 yılında, İran'da, iki araştırmacı eski yazıtları kopyalıyorlar..
Deux personnages relevant des inscriptions
Voyage en Perse, 1841.
Paris, BnF, Estampes.
Déchiffrement de l’écriture cuniforme
Bununla birlikte Avrupalı uzmanlar ve amatör tarih meraklıları uzunca bir süre yalnızca Mezopotamya'nın kuzey bölgeleriyle ilgilendiler. Çünkü bu bölgenin ulaşım olanakları ve çalışma koşulları, aşağıya doğru çölleşen Güney bölgesine göre daha elverişli idi. Üstelik Victor Place, Layard ve Botta isimli kazıt teknisyenleri Niniv ve Nemrut kalesinde birbiri üzerine sansasyonel kalıntılar buluyorlardı. İngiliz ressam Robert Ker Porter, Kiş=El Ohemir'de Babil Kıralı Hammurabi yazıtının parçasını bulmuştu; Mackay bu parçanın eksiklerini ancak 1924'lerde tamamlayabilmiştir. Baillie Frazer ve Doktor Ross 1834-35 yıllarında Ur = Mukayyar'da çalışmışlardı. Bütün bunlar dikkatlerin güney Mezopotamya'ya, Sümerlerin ilk yerleşim alanlarına tam olarak yönelmesini engelleyen etmenlerdi. İlk Sümer yerleşim birimlerine yönelim İngiliz jeolog ve Türk-İran Sınır Komisyonu üyesi William Loftus aracılığıyla ancak 1849'lara doğru gerçekleşecektir.
http://toplumvetarih.blogcu.com/yagmalanan-emanet/270064
...........
Tufan’dan Önce - Tufan’dan Sonra
Benim, eski toplumun ilişkilerini anlama çalışmam özel olarak ‘Sümer’leri öğrenme isteği olarak şekillenmedi….Bugünkü toplumu, onun davranış ve inanç kaynaklarını kavrama çabası içinde, yazılı kaynaklar bakımından bilinen en eski uygarlık alanı olarak, Mezopotamya topluluklarına zamanla ulaştım.
Bu geç kalmış bir çalışmadır. Sadece kendi bakımımdan değil fakat…
Avrupa aydınlanmacılığı, dine karşı tutumunu politik nedenlere çok dayandırmıştı. Marksist formasyona bağlı akımlar içinde, eski topluma karşı, eli-yüzü düzgün bir çalışmaya yönelimin bulunmuyor olması bir rastlantı değil.
F. Engels’in, sağlığında keşfedilen Turuva’ya karşı gösterdiği ölü suskunluğu, orada, kendi teorilerinin eksik temellerine yönelmiş tarihsel bir yanıt bulunuyor olmasına bağlıydı herhalde. Turuva’nın keşfiyle aynı zaman diliminde ortaya çıkan Amerikalı Morgan ve Darvin’in eserlerine kapılarını sonuna kadar açan Engels, Turuva’nın keşfini "ölü suskunluğuyla" geçiştirmişti.
Turuva'nın keşfi, bir hayaller toplamı olarak ele alındığı ölçüde, mitolojinin sonudur gerçekte; başlangıcı değil! Oysa "mitoloji" kavramına öylesine kötü anlamlar yüklenmiştir ki, onu kullanmaktan korkuyorum.
Eski toplum, o "mitolojilerde" kendi tarihini anlatır. O toplumlar, kendi tarihlerine üstelik, yapısal düzenlenişinin devamı için, çok sıkı bir şekilde bağlı kalmak da zorundaydı. Yazının olmadığı toplumlarda bu, sözel ilahi, şarkılar biçiminde, ezberlenmesi kolay tarzlarda, babadan-oğula, nesilden nesile aktarılıyor olmalıydı. Her topluluğun veya tercih ettiğim kavramlarla, her “toplum birim”in kendi özel bir “tarih çetelesi” ve buna bağlı “tarih anlatımı” bulunuyor olması çok doğaldı.
http://toplumvetarih.blogcu.com/tufan-dan-once-tufan-dan-sonra/672155
***
Tarih, Turuva ve mitoloji...
Engels, analık hukuku kavramına karşı çıkarken hukuku da modern hukuk anlamıyla sınırlama eğilimindedir ve yalnızca dinsel örtülü hukuk kurallarından söz etmekle yetinmiştir.
***
Abdullah Öcalan ve Sümerler Konusu
ESKİ TOPLUM’DAN GÜNÜMÜZE-1 (Önsöz)
Toplum Ve Tarih Dizini-1 Yayınlandı...
TvT Arşiv'i
Toplum Ve Tarih Arşivi-2006
İnsanbilim ve Ateizmin Güçlendirilmesi (2007-2008 Yılı)
TOPLUM VE TARİH Düşünce Atölyesi!
Ateizmin Bilimsel Temellerde Güçlendirilmesi
ToplumVeTarih'in picasaweb albümü
*****************