
Mersin Müzesi PPS ve Fotoğraflar : Aynur Koç
Bu sunuyu özellikle Gezgin Arkadaşlarım için hazırladım.
Mersin Müzesi’nde görevli uzman arkeolog Filiz Kerem’e sanat dolu yüreğini benimle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum.
23.04.2008
Aynur Koç
k_aynurkoc1@yahoo.com.tr
**

***

**
**

***

***

***
*
Miyosen 26 Milyon yıl
**
***
***
*
Tüm resimler için aşağıdaki bağlantıya gidiniz!
http://www.hisse.net/forum/blog.php?b=434#comments
******



(Elaiussa Sebaste antik yerleşimine ait olarak,
deniz kıyısı yönünde,
benim tarafımdan çekilmiş diğer fotoğrafları görmek için :
http://www.negatif.com/kullanici/fotolar/ToplumVeTarih
bağlantısına gidiniz...)
Elause Sebaste'de İlginç Bir Amfora
Elaiussa Sebaste Antik Kenti
Mersin'den Tarih Fışkırıyor
Mersin ve Müzesi
*****
http://mersin.kultur.gov.tr/dosyagoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=260405&DOSYAISIM=01_Giris.pdf
MERSİN
Ören Yerleri
Kaleleri
Müzeleri
……
BAŞLARKEN
yönelik hazırlıklara da öncü olacaktır. Birinci sayıda öncelikle ören yerleri, kaleler ve müzeler ele alınırken, seyahatlerimiz sırasında yol üzerinde görülen han, köprü gibi kültür varlıkları da kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır. Yerleşimlerin isimleri verilirken öncelikle antik, sonra bugünkü isimleri yazılmıştır. Ancak bazı yerleşimlerin antik isimleri bilinmediği için sadece bugünkü isimlerinin verilmesiyle yetinilmiştir. Metin kısmında doğudan batıya ve kuzeyden güneye olmak üzere mümkün olduğunca yol güzergahlarına bağlı kalınırken, Köy Hizmetleri il Müdürlüğü'nden alınan harita, ilçe sınırlarında baz alınmıştır. Krokiler
veya planlar basit tarzda ölçeksiz olarak çizilmiştir. Bazı yerlerin planları da bitki örtüsünden tespit edilemediği için çıkarılamamıştır. Metin kısmında bazı isimler, anıldığı yerin önemini vurgulamak amacıyla ayrı başlık halinde verilmiştir. Yine metin kısmında 4. yüzyıla kadar İ.S. ibaresi kullanılmış bu yüzyıl ve sonrasında İ.S. ibaresi kullanılmamıştır.
Bu kitaptaki bigiler bölge üzerine yapılmış bilimsel çalışmalar ile müze kaynakları taranarak ve birebir arazi çalışması yapılarak elde edilmiştir. Bu bilimsel kaynaklar ayrıca dip not olarak verilmeyip "Yararlanılan Kaynaklar" bölümünde belirtilmiştir. Tarafımdan çizilen plan ve krokilerde isim belirtilmeyip, yararlandığım kaynaklardan alınan planlar ve krokilerin yazarları belirtilmiştir. İkinci baskıda kitaba yeni yerler eklenirken, bazı fotoğraf eksiklikleride tarafımdan giderilmiştir.
2000 yılından itibaren havadan, denizden ve karadan, yürüdüğümüz yollar hariç, araçla yaklaşık
Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürü İsmail SALMAN'a, ingilizce çevirileri yapan başta Serpil AKSOY olmak üzere, Filiz KALALI, Gülyüz YILDIZ, Fatma YAKARYILMAZ, Erdoğan ÖZCAN, Neşegül UYSAL, Sevilay BAL, Fatma ERTUĞRUL, Banu ÇİÇEK, Erdoğan GÖKMEN, Ebru ÖĞÜNÇ, Münevver GENÇ, Mustafa Can EKİZ, İpek AYÇA, Tufan KURT, Tuba KURT, Dilek ÇETİN 'e, yine bazı yerlerde fotoğraf desteği sağlayan Çamlıyayla, Gülnar, Taşucu Belediye Başkanlıklarına, meslektaşım Yaşar ÜNLÜ'ye, bilgisayar konusundaki desteklerinden dolayı Ahmet GÜLLÜ'ye, Ebru NAVRUZ'a, Haluk POYRAZOĞLU'na ve Halil Özgün KEREM'e teşekkür ederim.
Filiz KEREM
Kilikia ve
Kilikia Bölgesi kabaca Melas (Manavgat) Çayı'ndan başlayıp, Toros Dağları'nın güney etekleri boyunca
Amaños Dağları'na kadar uzanmaktadır.
Kilikia Bölgesi jeolojik yapısına göre Dağlık ve Ovalık Kilikia olarak ikiye ayrılmıştır. Dağlık Kilikia (Tracheia, Áspera) ile Ovalık Kilikia'nın (Pedias ve Campestris) sınırı bazen Lamos (Lamas) bazen de Soli olmuştur.
Strabon "Lamos'tan sonra önemli bir kent olan Soli'ye gelinir. Burası Issos'u da içeren diğer Kilikia'nın başlangıcıdır" ifadesiyle Dağlık Kilikia ile Ovalık Kilikia arasındaki sınırın Soli olduğunu belirtmektedir. Dağlık Kilikia ile Ovalık Kilikia'yı birbirinden ayıran bir başka sınırın Lamos (Limonlu) Nehri olduğu, hatta İ.Ö. 44 - 43 yılında Kilikia Pedias'ın Suriye'ye bağlandıktan sonra batı sınırını Lamos Nehri'nin oluşturduğu bilinmektedir.
Gezenlerin bildiği üzere zorlu arazi yapısına sahip olan bu bölgeye girişi sağlayan üç kapının varlığı bilinmektedir. Bunlardan birincisi Mut'un kuzeyinde yer alan Sertavul Geçiti'dir. İkincisi Pozantı istikametinde Gülek Boğazı olarak bilinen ve boğazda bir kaya üzerinde "Kilikia Sınırı" yazısı bulunan Kilikia Kapısı ve
Hatay istikametinde yer alan Belen (Suriye) Kapısı'dır.
Bu geçitlerden en tanınmışı olan Kilikia Kapısı'nın mitolojisi Hititler'e kadar gitmektedir. Hitit mitolojisinde Hititler'in denize ulaşmak için bu geçiti bir boğanın boynuzlarıyla açtığı aktarılmaktadır. Ayrıca Hitit Dönemi'ne ait İmamkulu kabartması üzerinde boğanın çektiği bir savaş arabası, Dağ Tanrıları üzerinde yer alan Fırtına Tanrısı ve elinde mızrak ile yay taşıyan Kuwalanamuwa isimli prensin tasvir edilmiş olması anlatılan bu Hitit mitolojisi ile özdeşleştirilmektedir. Aslında Kilikia Kapısı ilerde de anlatılacağı üzere günümüze kadar bir çok kez genişletilmiştir.
Kilikia Bölgesi Prehistorik açıdan fazla araştırılmadığından bu dönem hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. Ancak Kelenderis yakınındaki Gözsüzce'de ele geçtiği belirtilen pişmiş toprak idollerden bir tanesi
Prehistorik Dönem'e tarihlenmiştir.
Mersin Yumuktepe ve Tarsus Gözlükule'de yapılan bilimsel kazılar sonucunda Kilikia Bölgesi'nin tarihinin Neolitik Dönem'e kadar gittiği tespit edilmiştir. Bu höyükler bölgede yer alan sürekli ve kesintisiz yerleşim olduğunun kanıtlarıdır.
Yumuktepe'de ortaya çıkartılan sur duvarları, yine kazılarda ortaya çıkartılan az sayıdaki epigrafik ve arkeolojik malzemeler, ( Soli-Pompeiopolis ve Yumuktepe'de ortaya çıkartılan düğme biçimli ve damga mühürler) seramikler ve Hemite ile Sirkeli kaya kabartmaları, Hititler'in Anadoluya egemen oldukları İ.Ö. 2. bin boyunca Kilikia'da da faaliyette olduklarının kanıtları olarak gösterilmektedir.
Kilikia ismi ilk kez İ.Ö. 8. yüzyılda Asur dökümanlarında "Hilakku" şeklinde görülmüştür. Bu nedenle Kilikia isminin Asur kaynaklarında özellikle Dağlık Kilikia için kullanılan "Hilakku" kelimesinden kaynaklandığı
Ancak bundan önce İ.Ö. 1480 yılında Firavun III. Tutmosis zamanında "Qode" isminin Ovalık Kilikia Bölgesi'nde yer alan Kizzuwatna Krallığı için kullanıldığı belirtilmektedir. Kilikia'nın batısında ise Tarhundaşşa Krallığı bulunuyordu.
III.Tiglat-Pileser döneminde (İ.Ö. 745-727) Asur'a karşı oluşturulan Urartu koalisyonunda Kilikia'nın o dönemdeki önemli bölgesi Que'nin de (aynı Asur kaynaklarında Ovalık Kilikia'nın ismi olarak geçmektedir) bulunduğu görülmektedir. Bu koalisyondan sonra Que, Asur Krallığı tarafından haraca bağlanan kentlerden birisi olmuştur. Que üzerinde bu kadar hakimiyet kuran Asurlular, Dağlık Kilikia üzerinde kurmak istedikleri hakimiyeti sağlayamamışlardır. İ.Ö. 612'de Medler'in İskidler ile işbirliği yapması sonucunda bölgedeki Asur idaresine son verilmiş ve sonrasında koloniler kurulmuştur.
Kilikia isminin nereden geldiğine dair başka bir bilgiyi ünlü tarihçi Heredotos aktarmaktadır. Boğa kılığına girmiş Zeus, Fenikeli Agenor'un kızı Europe'yi kaçır-
dıktan sonra, onu aramaya çıkan kardeşi Kilix'in bir süre sonra aramaktan vaz geçip burada yerleştiğini ve onun adından dolayı bölgeye Kilikia denildiğini nakletmiştir.
Heredotos bölgenin "Hypachoea" diye adlandırdığından da bahsetmektedir.
Kilikia'nın batısında İ.Ö. 8. yüzyıl sonu ve İ.Ö. 7. yüzyıl başlarında Hellen kolonizasyon hareketlerinin başladığı ve bunun sonucunda Kelenderis, Nagidos, Soli gibi şehirlerin kurulduğu bilinmektedir. Ancak Kelenderis'te yapılan bilimsel kazılar sonucunda ortaya çıkartılan birtakım seramik parçalarına göre İ.Ö. 7. yüzyıl öncesinde de yerleşim olduğu ileri sürülmektedir. Daha sonra Kilikia'da İ.Ö. 6. yüzyıldan itibaren Pirundu yerel krallığı, Babil ve Pers egemenlikleri görülür. Pirundu yerel krallığının özellikle Lamos (Limonlu) ve Kalykadnos(Göksu) nehirleri arasındaki güçlerini İ.Ö. 557 yılında Babil Krallığı yıkmıştır. Bu yıkımdan bölgeyi İ.Ö. 546 yılına kadar yöneten Syenesis sülalesi kazançlı çıkmıştır. Pers istilası sonucu ele geçen Kilikia Bölgesi'nde İ.Ö. 521 yılında Kral Darius ile birlikte bir satraplık kurulmuştur. Bu zamanda bölge yine yerli bir sülale tarafından idare edilmiştir ancak Persler'e vergi vermişlerdir.
Büyük İskender, Doğu seferi sırasında İ.Ö. 333 yılında Persler'i yenerek Kilikia'yı imparatorluk sınırları içine katmıştır. Ancak Büyük İskender genç yaşta
(İ.Ö. 323) ölünce İskender'in fethettiği topraklar içerisinde yer alan Kilikia, I. Seleukos Nikator tarafından yönetilmeye başlanır. I. Seleukos Nikator, Olba ve çevresini yönetme hakkını yerli Teukrid
hanedanına bırakır. Böylece bölgede bildiğimiz rahip-krallık yönetim sistemi 0lba'da uzunca bir süre uygulanmıştır.
İ.Ö. 1. ve İ.S. 1. yüzyıllarda Seleukoslar'ın yönetimi zayıflamaya başlamıştır.
Bu durumdan faydalanan Romalılar bölgede etkilerini artırarak bir çok yerleşimin bağımsızlaşmasını sağlamışlardır.
Bu dönemde yine Kilikia kıyılarını tehdit
Son derece stratejik bir noktada yer alan ve askeri eyalet konumunda olan Kilikia'daki korsanlık faaliyetlerine General Pompeius (İ.Ö. 56) son verir. Kilikia'nın sınırları içerisine bir ara İ.Ö.
İ.Ö. 51 yılında ünlü Hatip Cicero Kilikia, Pisidia, Pamphilia ve Kıbrıs prokonsülü olarak bölgeye atanır. İ.Ö. 47 yılında Kıbrıs'ın Mısır Eyaleti'ne bağlanmasıyla bölgeden ayrılır. Kilikia Pedias İ.Ö. 43-44 yılında Suriye'ye bağlanırken, Kilikia Tracheia için Romalılar bölgenin valiler değil krallar tarafından yönetilmesini uygun görürler.
İ.Ö. 44 yılında Caesar'ın ölümünden sonra Kilikia Bölgesi Marcus Antonius'un idaresine bağlanır. İ.Ö. 34 yılında Augustus,
getirir. Böylece Dağlık Kilikia'da Olbalı rahipler tarafından sürdürülen yönetim sistemi İ.S.l. yüzyıla kadar devam eder.
Tiran Zenophanes'in kızı
Ancak İ.S. 38 yılında II. Arkhelaos ölünce Kilikia, Caligula (İ.S. 37-41) tarafından Kommagene kralı IV. Anthiokos'a verilir. Caligula zamanında herhangi bir
gelişme görülmez. İ.S. 74 yılında IV. Anthiokos Vespasianus tarafından tahttan indirilir ve krallığı Suriye eyaletine katılır.
Claudius zamanında (İ.S. 41-54) Suriye'ye bağlı olan Ovalık Kilikia ile Dağlık Kilikia birleştirilir ve tekrar Roma eyaleti olur. Bölge şehirlerinde hızlı bir imar faaliyetine başlanır. Mut'ta Claudius adına, Claudiopolis şehri kurulur. Batı Dağlık Kilikia Bölgesi, Kilikia'dan alınarak, askeri yönetimin daha fazla sivilleşmesi sağlanır.
Pamphilya ile Ovalık Kilikia'yı birbirine bağlayan sahil yolunun yapımı ve Dağlık Kilikia'da Korykos'tan Olba'ya giden yol Vespasianus (İ.S. 69-79) döneminin Kilikia'da çok parlak geçtiğini göstermektedir. Vespasian, Seleukeia'da, Kalykadnos Nehri üzerinde bir de köprü
(İ.S. 77) yaptırmıştır. Hadrianus (İ.S. 117-138) döneminde ise Kilikia eyaleti, Prima ve Secunda olarak ikiye ayrılmış ve dağlık bölge Kilikia Prima, ovalık böl-
ge Kilikia Secunda olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde şehircilik açısından da çok büyük gelişmeler meydana gelmiştir.
İ.S. 2. yüzyılda meydana gelen imar ça-
lışmaları arasında özellikle yol ağları, su
kemerleri sayılabilir. Septimus Severus
zamanında Olba-Diokaesareia arasında
bulunan iki mil taşı aracılığı ile Kory-
kos'tan Olba'ya ve Cambazlı'ya giden
ikinci bir yolun İ.S. 197-198 yıllarında ya-
pıldığı anlaşılmaktadır.
Bölge genelinde görülebilen yapıların ço-
ğu İ.S. 2. ve 3. yüzyıllara aittir. Bunlar
arasında kaya kabartmaları, Olba'daki
su kemeri, nymphaion, Kanytella'daki
(Kanlıdivane) bir çok mezar ve yazıt sayı-
labilir. Araya giren bir durgunluk döne-
yapılanma hareketi görülür. Roma İmpa-
ratorluğu'nun İ.S. 4. yüzyılda ikiye ayrıl-
masından sonra Doğu Roma imparator-
luğu (Kilikia Bölgesi'nin içinde kaldığı Bi-
zans İmparatorluğu) Dönemi'nde bölge-
de çok sayıda dini ve sivil mimari örnek-
leri yapılmıştır.
7. yüzyıldaki Arap akınlarıyla birlikte böl-
gedeki mimari faaliyetlerin kesintiye uğ-
radığı görülmektedir. 8. yüzyılın ikinci ya-
rısından itibaren Kilikia'ya Türkmen aşi-
retleri yerleşmeye başlamış, Abbasiler
Dönemi'nde ise yoğunluk kazanmıştır. 4.
yüzyıldan itibaren yavaş yavaş Anado-
lu'ya göç etmeye başlayan Ermeniler 11.
yüzyıldan itibaren Kilikia Bölgesi'nde var-
lık göstermişlerdir.
Kilikia'ya yerleşen Türkmen aşiretlerin-
den Karamanoğulları bölgenin batısında,
Ramazanoğulları ise doğusunda hüküm
sürmüşlerdir. Kilikia, Anadolu'nun diğer
bölgelerine göre Osmanlı egemenliği'ne
daha geç girmiştir.
Coğrafi olarak batıda
paşa ilçesi, kuzeyde
Niğde illeri, doğuda
Akdeniz ile çevrelenmiş olan
manlı topraklarına 1516 yılında Yavuz
Sultan Selim zamanında katılmıştır. Mı-
sır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tara-
fından yönetilmiş ve daha sonra Osman-
lılar yeniden egemen olmuşlardır. 1924
yılında
1933'de Silifke, Anamur, Gülnar, Mut
çeleri Mersin'e bağlanmış ve vilayetin
adı İçel olarak değiştirilmiştir. Uzun yıllar
kullanılan içel adının; Göksu nehrinin iki
yanındaki bölgeye 12. yüzyılda Türkler
tarafından İçel adı verilmesinden veya
Anadolu Selçuklularının egemen oldukları bu bölgeye Toroslar'ın ötesindeki "Uç ülke, uç diyar" anlamına gelen "Uç- Uç-el”in zamanla halk deyişiyle "İç-il / İç-el" söleyişine dönüşmesinden geldiği düşünülmektedir.
1954'de Erdemli 1987'de Aydıncık, 1989'da Bozyazı ve
Çamlıyayla ilçeleri kurulmuştur. 2001 yılında halkın yoğun isteği üzerine İçel adı tekrar
*******
Elause Sebaste'de İlginç Bir Amfora
Elaiussa Sebaste Antik Kenti
Mersin'den Tarih Fışkırıyor
Mersin ve Müzesi
*******************************************



