Mavi Gözlü Dev

Filme adını veren 'Mavi Gözlü Dev' kitabının yazarı ve Nâzım Hikmet'in dostu Zekeriya Sertel'in kızı olan Yıldız Sertel, 'Bu filmin devamı çekilmeli' dedi

Filmde de takip sahneleri var.
İLHAN: Evet, takip sahneleri var. Bir de araba ile suikast girişimi olduğunu biliyoruz ama Bursa Cezaevi'nden çıktıktan sonra... MİT deyince, filmi çekmeden önce ilginç bir olay yaşadık. Destek almak için Tanıtma Fonu'na başvurmuştuk, bir gün kapı çaldı, açtığımda iyi giyimli, son derece saygılı bir beyefendi kendisini "Milli İstihbarat Teşkilatı'ndanım" diye tanıtarak "Mavi Gözlü Dev" filmiyle ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Arkasında bir teşkilat olup olmadığını sordu. Çok şaşırdım. Yani hâlâ Nâzım Hikmet ile ilgili bir şey yapmak takip konusu oluyor.
http://www.milliyet.com.tr/2007/04/02/siyaset/asiy.html


DERYA SAZAK: "Mavi Gözlü Dev, Nâzım Hikmet" filmi, ünlü şairin 1938-1950 yılları arasında Bursa Cezaevi'nde geçen günlerinin, eşi Piraye'ye olan aşkının, memleket sevdasının, ülkesini terk etmek zorunda bırakıldığı için Moskova'da son bulan çileli yaşamının sinemaya aktarıldığı başarılı bir "biyografi." Nâzım'ın dostları Sertellerin kızları Yıldız Sertel ile filmi ve o dönemi konuşacağız. Yönetmen Biket İlhan ve Nâzım Hikmet'i canlandıran Yetkin Dikinciler ile birlikte... Yıldız Hanım filmi seyrettiniz mi?
YILDIZ SERTEL: Seyretmez olur muyum, ilk hafta gittim ve çok beğendim.

Film, adını babanız Zekeriya Sertel'in 'Mavi Gözlü Dev' adlı kitabından almış. O döneme ilişkin neler hatırlıyorsunuz?
SERTEL: Nâzım benim çocukluk aşkımdı.

Evinize gelir gider miydi?
SERTEL: Tabii çok küçüktüm ilk geldiği sıralar. 5 yaşında sanırım. Filmdeki Nâzım daha sessiz sakin gözüküyor. Öyle değildi. Coşkulu, gümbür gümbür bir insandı. Devrimciydi. Moskova'dan gelmiş. Vala Nurettin, babamın çıkardığı "Resimli Ay"a getirmiş. "Duvar" şiirini okumuş. Bizim evde de okurdu:


'O duvar,

O duvarınız vız gelir bize vız!

Bizim imanımızdaki hız

Ne bir din adamının...'


Nâzım beni hep etkilemiştir. Ancak filimde hapishane koşullarında daha sönük bir Nâzım olması çok doğal. Çünkü orada haksız yere hapsedilmenin ezikliğini çekiyor.

Sinemada Nâzım Hikmet projesi nasıl doğdu? Pek çok belgesel çekildi ama ilk filmine yönetmen olarak siz imza attınız. Aşk ön planda gibi... Siyasi arka plan biraz zayıf mı kalmış?

Nâzım'ı putlaştırmadık

BİKET İLHAN (Yönetmen): UNESCO, Türkçenin büyük şairinin 100. doğum yılını dünyada "Nâzım Hikmet Yılı" ilan etmişti. Proje o sırada ortaya çıktı. Çekimlere başlamamız 2006'yı buldu.
Elbette "Nâzım Hikmet" filmi çekmek kolay değildi. Tüm yaşamını bir filme nasıl sığdırabilirdik? Nâzım'ın bir aydın olarak, düşüncelerinden ötürü 12 yıl haksız yere ceza çektiği Bursa Cezaevi dönemini beyazperdeye yansıtmayı seçtik.


"Ben Türk Şairi Nâzım Hikmet,

 Ben tepeden tırnağa insan,

 Tepeden tırnağa kavga

Hasret ve ümitten ibaret'

diyen bir şairi, aşklarıyla, acılarıyla kavgalarıyla, direnciyle, zaaflarıyla anlatmaya çalıştım. O bir efsane ama aynı zamanda bir insan. Nâzım'ı putlaştırmadık!
Pablo Neruda'nın İtalya'daki sürgün hayatını anlatan "Postacı" filmi nasılsa, Picasso'nun aşkları beyazperdeye nasıl aktarıldıysa öyle bir film yapmaya çalıştık.

Nâzım Hikmet'i canlandıran Yetkin Dikinciler'e soralım... Sizi "Babam ve Oğlum" filminden tanımıştık. Nâzım'ı oynama düşüncesi nasıl doğdu? Nâzım'a benzerlik...
YETKİN DİKİNCİLER: Senaryoyu Metin Belgin bana ilk verdiğinde Nâzım'ı oynayacağım hiç aklıma gelmemişti. Okumamı istedi. Sonra tiyatroda sahnelediğimiz bir oyunun galasına yönetmen Biket İlhan geldi. Kalabalıkta tanıştık. Bir ara uzaktan beni izlediğini sezdim. O an içime bir şeyler düştü. Senaryoyu okuyup Metin'i aradım, başarı diledim. "Bizim Nâzım'ımız olur musun?" diye sordu. Bir saniye bile düşünmedim. "Olmaz mıyım?" dedim.

Çocukluk aşkınız Nâzım karşınızda. Olmuş mu, benzemiş mi?
SERTEL: Benziyor... Nâzım da dev gibi bir adamdı.

Nâzım'ı oynarken en çok nerede zorlandınız?
DİKİNCİLER: Tutsaklığını hissetmek çok zordu.

Yıldız Hanım, 1930-40'lı yılların Türkiye'sinde siz çocuk yaşta olmanıza karşın Sertellerin kızı olmanız, Nâzım'ın evinize geliş gidişi nedeniyle o dönemin siyasi havasını da yakından soludunuz. Bir şairin "komünist" diye, askeri okulda genç bir subayın üzerinde çıkan şiir kitabı nedeniyle "orduyu isyana teşebbüs"ten 12 yıl cezaevinde süründürülmesi nasıl bir duygudur?

Atatürk, Nâzım'ı severdi

SERTEL: Atatürk öldükten sonra bunlar Nâzım'ın başına geldi. Mustafa Kemal severdi Nâzım'ı. Koruyordu. Sonradan "komünizm propagandası"yla suçlandı. Ve ağır bir haksızlığa uğradı. 1950'de af çıkmasaydı belki de cezaevinde ölecekti. Açlık grevine dahi başladı. O günler korkunç günlerdi. Bir gün babam Nâzım'ı ziyaretten geldi ve "Nâzım'ın hali fena, karnı şiş, ateşi var" dedi. Bu çok ürkütücüydü.
Sonunda babam Zekeriya Sertel, Abidin Dino, Mehmet Ali Aybar gibi bazı aydın Nâzım'a mektup yazdılar. Türkiye'nin seçim arifesinde bulunduğunu, hakkında karar alabilecek hükümet bile bulunmadığını söyleyip grevi seçim sonrasına ertelemesini istediler. Nâzım zorla açlık grevini bıraktı da kurtuldu.

İşgal ve mandacılar

Moskova'ya ilk gidişi, Milli Mücadele sırasında. İstanbul işgal altında. Sonradan Bursa cezaevinde 7 yılda yazdığı "Kurtuluş Savaşı" destanında İstanbul'u dizelerine yansıtır:

"Biz ki İstanbul şehriyiz,

Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan

 bir de Yunan

Vahdettin Sultan ve damadı Ferit

 ve İngiliz muhipleri ve Mandacılar

 Biz ki İstanbul şehriyiz Yüce Türk halkı

malumun olsun çektiğimiz acılar..."


SERTEL: O zamanki aydınların ruh hali buydu. Osmanlı çökmüş. İstanbul işgal altında. Nâzım'ın isyanı da emperyalist işgaleydi. Namık Kemal şiirleriyle büyümüş bir kuşaktı Nâzım da, Mustafa Kemal de...
Milli Mücadele başlayınca 1921'de Anadolu'ya geçti. Rusya'da devrim yaşanıyordu. 19 yaşında Moskova'ya gitti. Biraz gençlik serüveni, üniversiteye giriyor, Rusça öğrenmek derdinde hatta kiliseye bile gidiyor ama kızlarla konuşmak için. Doğasında aşk vardı. "19 yaşım" şiiri vardır. Bu şiir onun daha o yaşlarda Moskova'da devrim coşkusunu duyduğunu anlatan şiirdir. Vatanını seven bir insandı Nâzım. 1928'de İstanbul'a dönüyor. Resimli Ay'da çalışmaya başlıyor. Düzeltmen olarak... Edebiyatçılara bayrak açıyorlar "putları kırıyoruz" diye...

Kaçış öyküsü

Nasıl kaçtı? Sonradan öyküsü yazıldı ama yurtdışında karşılaştığınız oldu, anlatmış mıydı motorla kaçışını?..
SERTEL: Hayır. Sormazdık da. Uzun yıllar sır olarak kaldı. Sonradan Refik Erduran'ın kaçışına yardımcı olduğu anlaşıldı. Ama neden kaçtığını biliyorum. 1950'de cezaevinden çıktıktan sonra huzursuzdu. Yine takip ediliyordu. Onu askere alacaklardı. 35 yaşında ve anjinpuatrini olan bir insanı askere almaları maksatlıydı. Bunun kendisi için büyük bir tehlike olduğunun farkındaydı. Kaçmasının nedeni buydu.
O yıllarda hepimiz aynı durumdaydık. Ben üniversiteye İngiltere'de gittim, ABD'ye geçtim. Döndüğümde baktım İstanbul'da takip ediliyorum. Oysa, siyasetle hiç ilgim yoktu.
Nâzım hapisten çıktıktan sonra Üsküdar'ın sapa bir köşesinde Vâlâ Nurettin'in evinde kalıyordu. Annem babam ve ben ziyarete gittik. Gece yarısından sonraya kalmışız, "Bu saatten sonra nasıl taksi bulacağız" diye düşünürek dışarıya çıktık ki, taksi bizi bekliyor. Eve kadar götürdü. Bugünkü gibi öyle uzaktan dinleme falan değil, alenen, peşinize birisi düşüyor ve nereye gitseniz orada. Böyle de hizmet verirlerdi.
Mesela bizim evin karşısında parkta bir boyacı vardı ama hiç ayakkabı boyamazdı. Çünkü işi Sertellerin evini gözetlemekti. MİT o zaman böyle çalışırdı.

MİT, filminin peşinde

Filmde de takip sahneleri var.
İLHAN: Evet, takip sahneleri var. Bir de araba ile suikast girişimi olduğunu biliyoruz ama Bursa Cezaevi'nden çıktıktan sonra... MİT deyince, filmi çekmeden önce ilginç bir olay yaşadık. Destek almak için Tanıtma Fonu'na başvurmuştuk, bir gün kapı çaldı, açtığımda iyi giyimli, son derece saygılı bir beyefendi kendisini "Milli İstihbarat Teşkilatı'ndanım" diye tanıtarak "Mavi Gözlü Dev" filmiyle ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Arkasında bir teşkilat olup olmadığını sordu. Çok şaşırdım. Yani hâlâ Nâzım Hikmet ile ilgili bir şey yapmak takip konusu oluyor.

Yetkin Bey (Nâzım), sizin başınıza böyle bir şey geldi mi?
DİKİNCİLER: Ben filmde yeterince takip ediliyorum zaten.

'Kurtuluş Savaşı Destanı'

Mavi Gözlü Dev kitabında Sertel anlatıyor. Bir gün dergiye geldiğinde kapakta "Kerem Gibi" şiirini okuyor: "Ben yanmasam,/ Biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..." Şaşırıyor Zekeriya Sertel: "Üstat bu ne komünist manifestosu mu?" diye soruyor. Aslı'nın aşkıyla yanıp tutuşan Kerem'den çıkarak müthiş bir başkaldırı şiiri yazıyor. Nâzım, sayfada boşluk kalınca cebindeki buruşuk kâğıttan çıkan mısraları dizgiye gönderdiğini söylüyor.
 

SERTEL: Türkiye Nâzım'ın değerini bilemedi. Kurtuluş Savaşı destanını ondan başkası bu kadar güzel yazamazdı.

Mavi Gözlü Dev, Atatürk'ü de çağrıştırmıyor mu? Kocatepe'de Büyük Taarruzu tasvir eden mısralar... "Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı/ Yürüdü uçurumun başına kadar/ eğildi, durdu/ Bıraksalar/ ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı..." Kurtuluş Savaşı'nı bu denli güzel coşkuyla anlatan bir şair 'vatan haini' olabilir mi?
 

SERTEL: Nâzım bir vatanseverdi. Ama "vatan haini" suçlaması çok ağırına gidiyordu. Ülkesini terk etmek zorunda kaldıktan sonra hep memleket sevdasıyla yaşadı. Moskova'ya gittikten sonra da düş kırıklıkları yaşadı. TKP onu üyelikten çıkardı. Stalin dönemi Rusya'sını ise sevmedi. Orada dünyanın en güzel sıla şiirlerini yazdı. Vatan hasreti en büyük yarasıydı. Bir de o dönemde şiirlerinin Türkiye'de yayımlanmaması onu çok üzüyordu. "Bütün dünya benim şiirlerimi okuyor, benim halkım beni tanımıyor" der ağlamaklı olurdu.

Tan Matbaası olayı

Nâzım'ın çilesine tanık olanlardan birisiniz Yıldız Hanım, bugün de Türkiye'de aydınları hedef alan cinayetler işleniyor. Hrant Dink suikastı örneğin.
SERTEL: Maalesef bunlar bizim aydınımızın kaderi. Sabahattin Ali'yi de göz göre göre öldürdüler. Aslında bu aydın ve fikir düşmanlığı daha Namık Kemal'lere kadar uzanıyor.

Devamı çekilmeli

Devrimci bir şairdi, işçi sınıfı mücadelesine inanıyordu, '68 kuşağı' onun şiirleriyle yollara düştü. Aristokrat bir yanı da var mıydı?
 

SERTEL: Paşazadeydi ama bundan bir nevi utanırdı. Proleter olduğunu ispatlamak için kasket giyerdi.

"Mavi Gözlü Dev, Nâzım" filmiyle noktalayalım.
SERTEL: Nâzım filmi burada bitmedi. Devamı çekilmeli.

Ne diyorsunuz?
İLHAN: Yıldız hanımın filmle ilgili söyledikleri benim için çok değerli. Nâzım'ı yakın tanıyan, onu çok iyi bilen bir tanık olarak filmden etkilenmesi ve başarılı bulması beni çok heyecanlandırdı.

**

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !