Önlerinde narlar,
üzümler salkımdı,
her cinsten hurmalar olgun
Ve sunu sunu kurbanlar
Gümüş’ten Yer sinisinde sıralı,
Sin tanrının yüzüymüş gibi ay parlaklığında
Ya da, eşit güçle karşılıklı oturmuş
tanrıların dört ayaklı masalarında..
İslam'ın Allah'ı,
muhtemelen böylesine kalabalık bir ortamda,
Meleklerden misafirlerle dolu bir mecliste,
Şeytan’ı “huzurdan kovulmuş”lardan birisi yapmaya kalkışmıştı.
Ama ne mümkün!
Allah'ın bu sert tutumuna karşı,
Şeytan'ımız Allah'ın kararının yanlış olduğunu,
üstelik gerekçelendirerek o kadar güzel anlatmaktadır
ve Allah’a en güzelinden öylesine akıllar vermektedir ki, bu anlatımın ortaya koyduğu sahne adeta “teatral”dır!
Bütün tanrılar,
İlah ve ilaheler,
Melek ve melaikeler,
ve kör sinekler,
ve Şeytan cinsinden olanlar,
açmışlar ağızlarını sanki,
hayranlıkla dinlemekteydiler
Şeytan’ı…
En büyük meydanında nasıl dinlemişlerse
bütün Romalılar Julius Sezar’ı,
o Sezar olmadan önce,
en ünlü hitabetinde,
tam tamına değil belki,
belki birkaç yüz yıl hatayla,
tam 3750 yıl kadar sonra!
Turuva önünde,
Birkaç yüz kişinin daha öleceği
Bu yıkım savaşına devam mı edecekler,
Yoksa toplayıp, bir sabah erken herkesi,
Dönüp gitmek için yurtlarına
barış mı yapılsın derhal diye
Karar vermek için toplandığında
Mızrakları parıldayan erler meydanına
Savaşçılar, kahinler ve kıralar önünde
En güzel sözcükler
bir yoğurt torbasından süzülür gibi tek tek,
damlalar halinde
ve kesintiye uğramadan düşerse nasıl
takıldığı çardağın köşesinden toprağa,
sanki emer aç kalmış gibi toprak bu damlayı,
ve en kötü sesli kargalar bile nasıl dinlerse
ötmeden bir tek kere duvarda,
sessiz ve hayranlıkla
hatiplerin birbirinden başarılı söylevlerini.
İşte bütün tanrılar, tanrıçalar
Melek ve melaikeler
Ve Allah,
Dinliyorlardı Şeytan’ı sessizce
İki omzundaki yılanla
Fırlamıştı Meydanın
tam orta yerine
alevler çıkmıyordu sanki
dil yerine ağzından!
Açtıkça bal gibi akıyordu sözcükler
Yakıp dağlıyor,
Merhem gibi su damlası oluyordu
her bir sözcüğü dokundukça hedefe!
Alkışlıyorlardı hep birlikte onu,
öteki küçük Şeytanlar,
Hatta Melekler ve Melaikeler bile
Ne zaman çıksa ağzından sözcük yerine
bir ateş parçası dağlayan,
bir su damlası cennette akan…
“Evet….!”
diye onaylıyorlardı Şeytan’ın adamları,
aldatılmışlar,
hep bir ağızdan…
Bıraksa Allah onları keyfine,
yıkacaklardı neredeyse
Kuruluydu tam dört sütün üzerine
Eni boyuna eşit
Yerin ve Göğün omurgası olan
tapınağı dibinden!
Bas bas bağırıyorlardı,
Tarak değmemiş saçlarını savurarak,
sıvazlayarak su değmesi günah,
ateş değmemiş sakallarını,
Bakıp ters ters Allah’a
Söyleniyorlardı mır-mır duasında gibi
Bir o yana bir bu yana yerinde salınarak:
“Kimmiş ki o,
Tarla’nın, Saban’ın,
Kazmanın Adamı!
Kul olmalıyken bize,
Olabilir mi eşitimiz,
bilgide,
görgüde,
akılda
ve açık gözlülükte
biz Şeytan’larla”
Allah’ı bir düşünce sarmıştı…
Şu Şeytanlar da,
az Şeytanlar değildi hani!
Tutsa eliyle bir tarafı,
Sıçrayıp bağırıyorlardı ters tarafta!
Baş Şeytan'ın bu derin konuşması karşısında,
o kadar da ince düşünmediğini fark eden Allah gerginleşmişti...
Kurmaya çalışıyordu kafasından
yeni tümcelerle sunacağı son kararını
şu hınzır,
şu hazırcevap,
şu akıl yüklü Şeytan’a karşı!
Şeytan'ın sözlerini
kafasında evirip çeviriyordu…
Ne yapsın...
Ne yapmalı sakince…
Ama yine de sonuçta
hakkaniyetli bir Allah’tı..
Haklıya haklı demesi lazımdı!
Yukarda öteki tanrılar var,
Yemin etse başı ağrımaz,
aklına yatıyordu Allah’ın da
Şeytanca fikirleri baş Şeytan’ın..
“Peki” dedi Şeytan’a..
epey düşündükten sonra Allah
-Dediğin üzere olsun…
Kıyamet gününe kadar sana,
izni verdim
kullarımı ayartabilmen için,
istediğin kulumu git ayart!
Madem aptaldır diyorsun,
cahildir,
gözleri kapalı,
bilgisizdirler,
Kazma’dırlar
ve Saban adamıdırlar…
İyi öyleyse…
Dediğin gibiyse,
git aldat onları…
Ama ben akıl’la dolduracağım kullarımı..
Eğer alır gibi olursa kafaları,
Sanmam ki, gelsinler
uyarak senin parlak vaatlerine
bırakıp da beni peşinden senin!
Ama, gelen olursa,
ki bana öyle geliyor,
Epeyi takılacak var galiba senin peşine..
Ne de olsa çiğ süt emmiş bu İnsanoğlu,
Daha Cennet’teyken belki de,
Saptıracaksın Adem’i yolundan
ve karısı olacak Havva’nın çeleceksin aklını!
Eh işte, ben de size yemin ederek diyorum ki,
Böylelerinin sonsuz yuvası olacak,
Ateşten Cehennemleri!
*-*-*
Elbette dinsel metinlerin “düz” bir şekilde okunmasıyla, buradaki Allah'ın konumunu epeyce sarsabiliriz.
Kullarını Şeytan'ın eline bırakmış, dahası kendisi Şeytan'ın aklına uymuş bir Allah!
Fakat, bizim yöntemimiz bu değil... sadece buradaki “düz anlatım”a bağlı kalındığında ortaya çıkabilecek anlamsızlığa dikkat çekmek bakımından, şöyle bir dokunup geçmeliyiz bu noktaları...
Buradaki asıl tartışma konumuz şu olmalıdır:
Bütün Kuran boyunca, Şeytan, Allah'ın karşısında, en zor ve kritik anlarda Allah'a akıl veren bir özellik taşımaktadır ki, bu da bize, İslam'ın din olarak şekillenme aşaması hakkında bilgi vermektedir.
İslam dinini eleştirmek, onu, Mezopotamya kaynaklı öteki dinlerle birlikte ele almakla ve bütün dinsel anlatım ve bu anlatımların temel kavram ve jargonlarını, Mezopotamya ve çevresindeki toplum birimlerin gerçek tarihlerine oturtabilmekle olabilir.
Biz işte bunu yapıyor, yapmaya çalışıyoruz.
*-*-*
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*--*--*-*-*-*-*-*-*-**

