Dikili Taş 38'in sağ yüzü şans eseri çevre duvarı tarafından kapatılmamıştır. Burada altı hayvan görülmekte; beklendiği gibi hepsi sağa doğru (yapının ortasına bakacak şekilde) durmakta. Ancak kabartma oldukça kötü durumda korunagelmiş; kesin olarak görülebilen ise sadece ayaklar ve Dikilitaş 2'deki boğada olduğu gibi aynı pozisyonda işlenmiş başın karakteristik bir bölümü.
Dikili Taş başının altındaki gövde yüzeyinde boğa ile karşılaştırıldığında daha iyi seçilebilen, ama çok iyi korunamamış tilki görülmekte. Bunun altında ise çok iyi durumda olan ve neredeyse dikilitaş 12'dekinin ikizi sayılabilecek bir erkek yaban domuzu bulunmakta.
Erkek yaban domuzunun altında ise yatay olarak soldan sağa dizilmiş üç tane kuş görülmekte. Solda kısa bacaklı, ördek benzeri bir kuş söz konusu.Onun önünde ise daha farklı, uzun ayakları ve uzun gagaları olan diğer iki kuş türü görülür.Belki bir leylek ama belki de heykeltraşın kötü şekilde resmettiği bir turna.
....
Şimdi ise, bu buluntu grubunun "yıldızı" olan dikilitaş 33'deki çok sayıda diğer kuş betimine yöneliyoruz. Şans eseri, çevre duvarı bu dikili taşın sadece arka yüzünü kapatmakta, böylece bize geniş yüzeyi görme şansı vermekte.
Önce sağ tarafı inceleyelim. T başta, C yapısında Dikilitaş 12'de bulunan "ağdaki" kuşları anımsatan, ördek benzeri üç hayvan görünmekte. Bunlar büyük olasılıkla toy kuşları.
Otistar da, büyük toy kuşu, iri ve ağır, koşucu bir tür kuştur. Bozkırda yaşayan bu tür, küçük gruplar halinde hareket etmektedir. Uçuş sırasında ise boynu, turna ya da leylekte olduğu gibi uzunca açılmaktadır.
Bu kuş türünü Göbekli Tepe'deki hayvan kemikleri arasında yoğun şekilde tespit ettik.
....
Dikilitaş başından gövde yüzeyine, aşağıya doğru baktığımızda, önce uzun bacakları ve dikey boyunları ile iki büyük kuş görmektedir.Bunlar büyük olasılıkla turna kuşudur....
Leylekler ise diğerlerine göre daha kısa boyuna sahiptir....
....
Acaba burada turna kıyafeti giymiş insanlar mı betimlenmiştir? Buna rağmen burada bir tebdili kıyafet sahnesinin söz konusu olabileceği o kadar kolay vazgeçilebilecek bir görüş değildir. Çünkü turna kılığına girmiş insan dansı, turnanın dansıdır ve tasarlanan, dansta turna olma düşüncesidir.
Böylece betimler dans edenlerin turnaya dönüşümünü göstermiş olabilir. - yani sadece maskeli bir kişiyi değil-.
sf . 157
.....
Az ya da çok açıkça belli olan, çok sayıda doksan döndürülmüş, yükseklikleri on dört santimetre olan H biçimli piktogram işaretidir. Taşı işleyen kişinin önceki resimlerle neler yapmak istediğini bilememekteyiz.
Ancak döndürülmüş H işaretlerinin turna boyunlarının önünde en azından dört kez görüldüğünü açıkça tespit edebildik.
Doksan derece döndürülmüş H işaretinin gizemini şimdilik çözebilmiş değiliz; yine aynı şekilde bu döndürmeyle, Dikilitaş 18'de tespit ettiğimiz "doğru" yerleştirilmiş H işaretiyle aralarında içeriksel bir anlam farklılığının olmadığını da bilememekteyiz. Söz konusu olan aynı sembolün oyunsal bir değişikliği de olabilir. Bu iki işar etin neredeyse her zaman yılanlarla, yani yılan grupları ile birlikte görülmesi belki de bu düşüncenin geçerliliğini ortadan kaldıracaktır.
sf 158
...
İkinci H işaretinin altında çok net seçilebilen ancak pek dikkat çekmeyen bir başka desen bulunmakta.Burada altı ayaklı böcek türü şişman batınlı ve böceklerden tanıdığımız antenli üçgen kafası olan bir hayvan söz konusudur. Bu böceği yeniden üç tane büyük yılan izlemekte. Şimdi ise sağ taraftan dördüncü küçük bir yılanda resmin içine girmeye çalışmakta. Yılan kafalarının altında ise on santim uzunlukta çok küçük sola doğru bakan, olasılıkla bir koyun bulunmakta.
.....
Bunu yeniden daha önceden belirttiğimize benzer şekilde çalışılmış çok ayaklı başka bir hayvan izlemekte. Ama bu sefer sekiz ayağa sahip ve bu nedenle de kesinlikle bir örümcek olarak tanımlanabilir.
....
Daha başlangıçta Göbekli Tepe'de daha kazı yapanlar olarak tilkilere, yabani domuzlara, yılanlara ve boğalara çoktan alıştık. Böcek ve örümcek desenleri ise-örümcekler zoolojide kendi başlarına bir familya oluşturdukları için böceklerden ayrılmaktadır-, beklenmedik yeni şeylerde büyük benzerlikleri nedeniyle, gerçekten iki farklı hayvan türünün söz konusu olup olmadığı hemen soruldu. Betimlerin uzunlukları yirmi santimetreyi bulmakta.
Böceğin sadece çok kesin olarak tespit edilemeyen bacak sayısı ele alındığında, sayı hatalı da olsa esas olarak önem taşımayan bir örümcek türü dahi olup olmadığı kesinlik kazanamamıştır.
Sf 160-161
...
Resimsel turna betimlerinin sadece bir av hayvanı olarak yorumlanması yetersiz kalmakta. Göbekli Tepe'de betimlenen diğer hayvanlarla (boğa ve tilki)olan ilişkisi de bizi, bu konuyu sadece bir "av topluluğu "şeklindeki acele bir yoruma götürmemeli. Gerçi turna av hayvanı olarak yenebilir de, ama bu durum Neolitik Çağ'da oldukça sık betimlenen tilki için kesinlikle söz konusu olamazdı. Yılan desenlerini düşünelim: Zor durumda kalındığında yılanlar yenebilir ama sadece bu nedenle yılan bir dikilitaş üzerine av hayvanı olarak resmedilir miydi?
Sf 219
Bu tür masalların kökeni Sümerlere gider, ancak bizlere ulaşması ise orta ve yeni Asur metinleri ile gerçekleşmiştir. Bunların resimlere yansıması da Eski Doğu'da gerçekleşmiştir.
Örneğin Ur'daki kral mezarlarında "Mavi Sakal Boğa'sı" olarak isimlendirilen betimin ön ayaklarının arasında basık midye kabuğundan yapılma bir mozaik bulunmaktadır. Burada büyük olasılıkla bir fabl resmedilmiştir: Üst üste yerleştirilmiş resim alanlarının en üstünde insan yüzlü iki bizonu kucaklayan bir kahraman görülmekte. Daha sonraki alanda ise, elinde bir bira kupası ve bir tabak olan ve sola doğru adım atan bir aslan; onun önünde yine aynı yöndeki bir tilki, üstünde but, dana ve domuz kafası olan bir sehpada yemek yemekte. Onun altında bu grup içinde bir tek sağa doğru dönmüş olan eşek lir çalmakta, onun hemen önünde ise bir ayı dans etmekte, arada ise bir tavuk fülüt çalmakta. En alttaki alanda ise akrep kılıklı bir insan zil çalarak dans etmekte, onu ise elinde içki kabıyla bir ceylan izlemekte. Sağında ise bir bira kupası durmakta. Bu resimle ilgili masalı bilmemekle beraber tüm bunlar bize biraz olsun bildiğimiz "Hayvanlar Balosu" hikayesini hatırlatmaktadır.
Bundan sonraki araştırmalarımızda ise tilkiye tüm tanrıların anası olan Enki ve Ninhursak (Ninmah) destanında rastlıyoruz. Burada Enki, ışığı, hayatı, gelişmeyi ve sahip olunan her şeyi yaratan fallik- yaratıcı tanrı olarak karşımıza çıkmakta. Enki, Ninhursak ile cinsel ilişkiye girer. Ancak bu ikisi arasındaki ilişki saf bir ilişki değildir. Ninhursak ortadan kaybolur; çaresiz tanrılar onu aramaya başlar ve başarısız çabalardan sonra tilki bulur onu ve iyi bir karşılık sonucunda geri getirir.Bu masalda da tilki karşımıza bildiğimiz bir özellikle, kurnazlığıyla çıkar.
Onun dışında bazı tilki betimlerine ise, Babil’in sınır taşları olan Kudurru Taşları'nda rastlamaktayız. Bunlardan birisinde tilki, olasılıkla tanrı Enlil'in sembolü olarak gösterilmiştir; kedi tanrı Anunna'yı; keçi balığı ise tanrı Ea'yı sembolize eder. Enlil,MÖ 3. binde kent tanrısı Nippus ile birlikte Sümerlerin en yüksek tanrısıdır.Büyük Ayı Takım Yıldızı'daki tilki yıldızı ise Enlil'e aittir.
……
Peki o zaman Göbekli Tepe'de karşımıza çıkan çok sayıdaki tilki betiminin nedenini, tilkinin günümüzdeki yorumuyla mı açıklamaya çalışacağız. Acaba insanlar basit araçlarla büyük zahmetlere katlanarak, çetin taş işçiliği ile yaptıkları büyük dikili taşları, bu basit, komik hayvan kahramana anıt dikmek için mi gerçekleştirmişlerdir?
Göbekli Tepe tilkilerindeki derin anlama yaklaşabilmek için acaba yoruma ait en önemli öğelerden yoksun muyuz?
Sf. 222
…
T biçimli dikili taşların açık bir şekilde sitilize edilmiş, insan benzeri varlıkları gösterdiğini ortaya çıkaran farklı araştırmalar, bunların önemini daha da vurgulamaktadır. Bu insan biçimli dikili taşlar, tanrılar, atalar ya da diğer varlıkları temsil ediyor olabilir; ama her ne olursa olsun en azından inşa edilmelerinin, Göbekli Tepe'de etkin olan insanların hayatında büyük bir rol oynadığı netleşmektedir. Göbekli Tepe'deki jeomanyetik çalışma sonuçları, bilinen yapıların dışında, daha en az on beş yapının, toplam olarak da 200'den fazla dikilitaşın olduğunu bize göstermektedir.
Taş ocaklarındaki çalışmaların, tonlarca ağırlıktaki monolitik ve çoğunlukla her düzeyi büyük bir özenle işlenen kireç taşından yapılma dikilitaşların taşınması ve dikilmesinin, daha önce de birçok kere belirttiğimiz gibi az insanla gerçekleştirilmesi imkansızdır. Bu, tarz ve işgücü olarak Mısır Firavunları zamanındaki Obelistleri akla getirmektedir.
Artık Göbekli Tepe'de karşımızda bir ritüel merkezi-hem de merkez kavramının vurgulandığı bir yer anlamı da - olduğunu haklı nedenlerle kabul edebiliriz. Böylece buranın çevresindeki yerleşmelerde insanların yerleşik hayata geçme sürecinin gerçekleşmekte olduğunu öne sürebiliriz:Çayönü, Nevali Çöri, Tell Abr, Mureybed, Jerf El Ahmar, Tel Qaramel ve hiç kuşkusuz henüz bilmediğimiz pek çok diğer yerdeki insanlar, yapıları inşa etmeye devam etmiş ve burada belirli bir nedenle, hep birlikte ya da temsilcileri tarafından ritüellerini gerçekleştirmişlerdir.
Sözü geçen yerler yaklaşık 200 kilometrelik bir alan içinde yer almaktadır. Sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan bir merkeze bağlı böylesi bir iç bölgenin varlığı gerçekçi gözüküyor; çünkü bizler buralarda sadece, yukarı Mezopotamya etkisindeki Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a(PPN)ait ve büyük oranla birbirleriyle ilişkisi olan maddesel kültür öğelerini değil, ama aynı zamanda Göbekli Tepe'de anıtsal biçimde karşımıza çıkan sembolleri, genelde sadece minyatürize edilmiş olsalar da bulmaktayız.
......
sf 279
Evet sonuç olarak: katılan herkesin anlayabildiği bir sembol sistemini geliştirmekteydi. Göbekli Tepe'de çok sayıda dikili taşın üzerine sıralanmış soyut işaretler ve hayvan betimleri olduğunu hatırlayalım.
Gördüğümüz gibi burada, acele ile kazınmış işaretler değil, sığ kabartmalar söz konusu. Özellikle sık karşılaşılan ise H biçimli semboller ve 90 çevrilmiş H biçimli semboller ile yılanlar ve dört ayaklılardır.
Sf 282