Anasayfa / Genel / İnsanbilim ve 'Devrimci Dede' (DD)ler...1

İnsanbilim ve 'Devrimci Dede' (DD)ler...1

Kendisi hapishanede olan A. Öcalan’ın kitaplarını veya görüşme notlarını okuduğumuz zaman, onun, giderek artan bir sıklıkta, “Sümerler” veya  5000 yıllık Sümer medeniyeti” gibi vurgular yapmakta olduğunu görüyoruz.

Bunlar, her hangi bir kişinin, yazılarını veya konuşmalarını “güçlü kılmak” için araya serpiştirdiği yaldızlı süslemelere pek benzemiyor. A. Öcalan’ın, “5000 yıllık Mezopotamya, Sümer medeniyeti” konularını, insan toplumu tarihine, Kürtlerin tarihine eklemleyerek günümüzle bağlar kurmaya çalıştığı anlaşılıyor.

 

Örneğin şunları okuyoruz:

[[ Abdullah Öcalan …. görüşmede  “ Wallerstein Türkiye'ye gelmiş. Wallerstein'e Selamlarımı iletiyorum. Kendisinin çok önemli ve dünya için geliştirdiği beş yüz yıllık kapitalist dünya sistemini bir de beş bin yıllık Mezopotamya-Sümer medeniyeti açısından da değerlendirirse nasıl bir sonuç ortaya çıkar? Bir de bu açıdan değerlendirmelidir. Bu konudaki düşüncesini merak ediyorum. Sanıyorum çok ilginç olacak”  dedi. http://www.koxuz.org/anasayfa/node/3064 ]]

 

Veya yine şöyle demektedir:

 

[[ Sümerlerden bu yana tarihin seyrini iyi çözümledim, biliyorum. Tarihin nereye doğru evirildiğini de biliyorum. Tüm sistemleri çözümledim ve bu sistemlerin nereye doğru evirildiğini, değiştiğini görüyorum. …..]]

http://www.koxuz.org/anasayfa/taxonomy/term/2

 

Öcalan’ın bu konulardaki “çözümlemeleri”nin doğruluğu veya derinliği elbette tartışılabilir. Mesela :

 

[….Dersim'in kültürü alevi kültürüdür. Beş bin yıllık tarihten bu yana gelen direniş kültürü var. Hurrilerden bu yana süregelen bir direniş kültürü var….]]

 

vb. dediği zaman, bunların doğrulukları denetlenmeye muhtaçtır. Örneğin bu noktada, "direnme  kültü" yerine neden "saldırı kültü"nden bahsedilmediği; "direnme kültü"nün "kurban olma-edilme kültü" ile bağları  ele alınabilir ve  Alevi olmayan Kürtler bakımından bu iddianın doğru olmadığı ileri sürülebilir...

 

Ama olsun.

 

Hikmet Kıvılcımlı’nın  “Sümer-Akkad” değerlendirmeleri ve Dinin kaynakları hakkındaki düşünceleri de, sorunlu bir dizi yan taşıyor olduğunu şimdi görüyoruz... Fakat öyle olsa bile, Türkiye’de o, kendi döneminde, açıkça ad vererek,  “Sümer-Akkad  tarihi dönemlerine kadar gidebilen, bunlardan bahsedebilecek  kadar araştırılmış bilgilere sahip  ender  politisyen, teorisyenlerden birisiydi.

 

O dönemlerden kalma bir dizi “eski tüfek”in yazılarını günümüzde hala okuyoruz. Marks’ı, Engels’i, Lenin’i hala sayfa sayfa, dipnot dipnot aktaran bu arkadaşların ezici çoğunluğu için “Mezopotamya tarihi” lafının ötesi acaba biliniyor mu?

 

Çok şüphelidir…

 

Üstelik bunlar “hapishane”de değiller!

 

Araştırma, inceleme olanakları daha çok olmalı…

 

Öcalan’dan farklı olarak, bir bölümü belki  yabancı dil de biliyordur …

 

Ama neyi görüyoruz?

 

Onlar fizik olarak özgür ama,  düşünceleri bakımından hapishanede” bulunuyor gibidirler.

 

Cebine kapalı zarfla para konmasını  vb. anlatan, Konferans ve-ya Panel gezici “Devrimci Dede (DD)(*1)”ler….

 

Bunlar  20 veya 30 yıl önce yazdıklarını, biraz parlatıp yeniden yazıyorlar, yineliyorlar…

 

8 heceli türküleri tekrar ve tekrar okuma”tan bıkmayan bağlamalı aşıklar gibi!

 

Bunlar belki ağır  ithamlar ama, yine de kimse beni suçlamamalı…

 

*-*-*

 

Eskiden hazır şablonlara oturtulmuş programlar vardı ve

 

“ulusal ölçekte” programlar yayınlamak, pek öyle ciddi çabalar gerektirmiyordu.

 

Küresel çağ”, kaçınılmaz bir şekilde içinden geçilmekte olan yeni bir sürecin tahlil edilmesi, çözümlenmesi ile tanımlanabilir olacaktır. Üstelik, burada, “Marksizme dayanarak” kendimize “yepyeni ufuklar  yaratamayız. Çünkü  Marksizm, eski tarihin yeterince bilinmesi ve incelenmesine dayan-ma-maktadır.

 

Tıpkı “devlet”le sorunlu anarşist teorisyenlerin, bilinebilir hale gelmiş erken Mezopotamya toplumlarının içinde “devlet”in doğuşunu, şekillenişini incelemek yerine, “veryansın” edebiyatını yeğlemesi gibi…

 

“Büyük Marksist”, “büyük sosyolog” falan olarak tanınan uluslar arası şahsiyetlerin de, erken Mezopotamya tarihinin incelenmesine yeterince yönelmediklerini görüyoruz. Tam da bu nedenle, Öcalan, Wallerstein'a

 

“… beş yüz yıllık kapitalist dünya sistemini bir de beş bin yıllık Mezopotamya-Sümer medeniyeti açısından da değerlendirirse nasıl bir sonuç ortaya çıkar?” diye sorabilmektedir.

 

Bu cümlenin öteki yüzünde, Wallerstein'ın tarihsel inceleme alanlarının işte bu kadar sınırlı olduğu  vurgusunu okumak gerekiyor.

 

Bu noktalar çok önemli. Çünkü, “tarih, tarihsel araştırma” denildiğinde, soyut bir belirsizlik halinde gözümüzde büyüyen bu tür çalışmalar, artık daha yakından tanıma olanağına sahip olduğumuz “Akado-Sammaru” tarihiyle birlikte ifade edilmeye başlanınca, birden bire, aslında “tarihin çok küçük bir bölümü” halini almaktadırlar.

 

Marksizmin Manifesto’sundaki ifade de böyledir. Manifesto’nun “bütün tarih sınıf mücadelesi tarihidir” vb. türündeki genellemesi o kadar “kazığından fırlamış bir iddia” idi ki, bizzat yazarları, ona,  bir yıl geçmeden bir parantez eki  düzenlemesi yapmak ihtiyacı duymuşlardır: [[(“İlkel komünal toplum hariç”)]]

 

Burada ifade edilen  tarih”in, “yazılı tarihi kast ediyor olup olmaması pek önem taşımaz. Parantez içi “düzeltme” de,  teorinin bir “düzeltme”si  sayılamaz.

 

Çünkü parantez eki dışında, “manifesto”nun içeriğinde bir “düzeltme” olmamıştır.

 

Çünkü, burada bir “teorik yaklaşım”, bir “ tarihsel belirlenim” , bir “sosyolojik kategorizasyon” vardı ve böyle şeyler, “parantez ekiyle” düzelmezler!

 

İşte, Marksizm'i eleştirdiğim makalemde  ,“kölecilik dönemi” tartışması, bu bağlamı açığa çıkarmak için konulmuştur. Orada şöyle deniyordu:

 

“Bilinen anlamıyla Atina ve Roma köleciliği dünün bir ürünü sayılır. ….. Dolayısı ile Marksizmin kendi değerlendirmesi bakımından  sınıf mücadelesine dayalı insanlık tarihi’nin geçmişi, rakamlarla ifade etmek gerekirse, üç- dört bin yılın ötesine gitmez.

 

Demek ki, böylece görüyoruz ki, Manifesto’nun “tarih” algısı, hiç olmazsa, yazılı kaynaklarına sahip olduğumuz “Mezopotamya, Sümer medeniyetleri” bakımından, günümüzden sadece  5000 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Daha fazlası değil !

Bu tarih, Musevi kaynaklarında “Dünyanın, Evrenin, İnsan’ın Yaratılması” olarak kavranıp anlatılan ( onlara göre “Evrenin Yaratılmasının Tarihi” 5790 yıl kadardır…)  erken dönem Mezopotamya toplum birimleri arasında ittifak düzenlerinin bilinçli olarak kurulmaya başlandığı dönemden daha da kısadır!

 

Manifesto’nun bu tür değerlendirmelerinin nedenleri ve sonuçları vb. uzun uzun irdelenebilir. Ama bütün bunlardan bağımsız olarak saptanmalıdır ki, 1848’lerde şimdiki ölçülerde tanınma olanağı olmayan “Mezopotamya tarihi”, günümüzde oldukça detaylı olarak bilinmektedir; elimizde yazılı kayıtlar bulunmaktadır ve “devlet” yapısından “ordu”ya; miras dağılım biçim ve gerekçelerinden “ilk oğul” ve “ilk kız” evlat üstünlüğüne; doğuran kadının doğurduğu evladı emzirme yasağından “süt akrabalar arası evlilik yasak”larına (veya gereklerine) … kadar bir dizi temel konuyu inceleme olanağımız vardır.

 

Şimdiki sorun, bu belgeleri hala “yok sayıp”  1848’lerde yazılanlar üzerinden, küçük diskolarda eli kulağa atarak,  DD”lik yapmaya devam etmektir.

 

Biz bu tutumu temelden reddediyor, öyle davrananları da kınıyoruz.

 

*********

(*1http://www.koxuz.org/anasayfa/node/3547

 

*-*

İnsanbilim ve Marks Abdullah Öcalan ve Sümerler Konusu

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*--**--*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*--**-*

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!