Hititler ve Hitit Döneminde Anadolu / 3

 

Hititler Devrinde Anadolu, Ahmet Ünal ]

 

 

(Bir) Nart efsanesine göre, babası ölen Peterez, oğlan evlat olduğu için anne karnındayken terk edilmeye mahkum edilmiştir:

 

"Eğer kız olarak doğarsa dikiş sepeti ördürür, oturtursunuz bir köşede. Eğer erkek doğarsa, engin denizlere, azgın dalgalara atarız. Tanrı Peterez'i erkek yaratır. Sıkı bir kamışlığa bırakırlar. Engin denizlere ve azgın dalgalara ula­şınca, engin deniz beşiğim, azgın dalgalar giysimdir" der. Fırtına sonucu kıyıya vuran Peterez'i çobanlar bulurlar ve büyütürler ( Y. Ö. Özbay, Mitoloji ve Nartlar, 1990, s.31).

 

Güneş Tanrısı ve inek efsanesinde, Güneş Tanrısının inekle çiftleşmesinden olan ço­cuğun macerası anlatılır. Söz konusu inek, yeşil çayırlıklarda otlamış ve iyice beslenmiş ve güzelleşmiştir. Gökyüzünden onu gören Güneş Tanrısı ona tutulur ve ye­re inerek onunla “flört” etmeye başlar; her nedense efsane, klasik Grek mitolojisin­de tanrı Zeus/un boğa kılığına girerek Phoinix’in kızı Europe’yi Girit’e kaçırmasını anımsatmaktadır:

 

“ [Çobanlar ineği] hep buralara sürüyorlardı; [ama inek çobanlardan kurtuldu] ve kaçtı gitti. Çayırlıklarda [serbestçe otlamaya başladı] artati-otlarını, [çiçekleri, ta]ze otları [hep yiyip yutmaktadır]. İnek semirmiş ve [güz]elleşmişti.

 

Güneş Tan­rısı (gökten) aşağıya ona bakınca, içinde ineğe karşı şehvet duyguları kabardı. (He­men) genç bir delikanlı [kılığına girdi], gökten yere indi ve ineğe sitem etmeye baş­ladı: “Sen kim olduğunu sanıyorsun da hep bizim çayırlıklarımızda otluyorsun? Otlar taze ve körpe olur olmaz [buralara geliyor} ve çayırlığı(mızı) tahrip ediyor­sun!” [İnekle Tanrı arasında geçen konuşmalar, söz düelloları oldukça kırık, tercü­me edilecek durumda değil. Bu kırık yerde ikisi çiftleşiyor ve inek hamile kalıyor.]

 

Üçüncü, [dördüncü, altıncı, yedinci, sekizinci], dokuzuncu ve onuncu ay geldi [ve inek doğum yaptı.] İnek yukarı, göğe [haykırdı ve] öfkeyle [Güneş Tanrısına] bak­tı (ve) [Güneş Tanrısına] dedi ki: “Şimdi sana sormak istiyorum, lütfen (dinle!) [Be­nim buzağımın] dört ayağı olması gerekmez mi? Nasıl oldu da ben bu iki ayaklı yaratığı doğurdum ki?”

 

Tıpkı bir arslan gibi inek ağzını ayırdı ve çocuğu yemek üzere onun üzerine atıldı. (Evet) inek [başını] denizin dalgaları gibi aşağı eğdi ve [yemek üzere] çocuğa saldırdı. Güneş Tanrısı gökten aşağı bir baktı ki (ne görsün?) [Hemen aşağı yere indi] ve ineğin yanı başında durdu [ve ona] 'Sen de kimsin? [Ni­ye] yemek için [şu çocuğun üzerine gidiyorsun?'] dedi. [Metin yeri kırık. Burada Gü­neş Tanrısı ineğin çocuğu yiyip yutmasını engelliyor ve onu okşadıktan ve birtakım nasihatlar vererek eline bir çomak tutuşturduktan sonra tekrar gökyüzüne çıkıyor. Kendisine benzemeyen iki ayaklı bir insan çocuğunu istemeyen inek, çocuğu dağ­lara terk eder. Çocuk yırtıcı kuşlar ve zehirli yılanların arasındadır, hayatı çok teh­likededir.]

 

[ .. .] kuşları, zariyanalla-kuşları, [ ... ] arwanalla-kuşları, [akbabalar, atmacalar] çocuğun üzerinde [uçuşmaktadır. [Bırak] kartallar [gelsin ve] oklarıy­la (o yırtıcı kuşları) çocuğun üzerinden kovalasınlar! Kıvrılmış (ve çocuğu ısırmak için bekleyen) yılanları [kovalasınlar!l

 

[ Metinde kırıklık var. Bu arada çocuğu ol­mayan bir balıkçı o civardaki dağlarda dolaşmaktadır. Kuş ve yılanların çocuğa tam saldıracakları sırada tesadüfen çocuğun üstüne varır. ]

 

[Balıkçı çocuğa yaklaşınca] zehirli yılanlar uzaklaşıp gittiler. (Balıkçı) başıyla çocuğun uzuvlarını ok­şamaya başlar. [ ... ]. Onun gözlerini okşar [ ... ]. Balıkçı kendi kendine der ki:

 

“Tan­rıları memnun etmiş olmalıyım ki, onlar (benim) taş (masamdan) uğursuz ekmeği alıp götürdüler. Güneş Tanrısı beni görmüş olmalı ki, beni (buraya), [çocuğun] üze­rine yöneltti.

 

Ey Güneş Tanrısı, sen beni (iyi) tanıyordun, benim çocuğum olmadı­ğını biliyordun ki, onun için beni (buraya), bu çocuğun üzerine getirdin, değil mi? Gerçekten Güneş Tanrısı sevdiği insanların masasına ekmek koyar!”

 

Balıkçı çocu­ğu yerden kaldırdı, üstünü başını temizledi, onun korkusunu yatıştırdı, bağrına bastı ve evine getirdi. Balıkçı, (memleketi) Urma kentine geldi, evine gitti ve is­kemlesine oturdu. Balıkçı karısına dedi ki:

 

“Sana söyleyeceklerimi iyi dinle! (He­men) bu çocuğu al, yatak odasına git, yatağa uzan ve (sanki doğum sancın tutmuş gibi) bağır! Kent halkı işitsin ve “Balıkçının karısı bir çocuk doğurmuş!” desin! (Ve böylece) birileri bize ekmek, diğerleri bira, diğerleri de koyun yağı getirsin!”

 

(İşte ideal) kadının aklı mantığı yerinde olur; o kendini diğer insanların buyruğundan kurtarmasını bilir, ama tanrı iradesine de sıkı sıkıya bağlıdır. Bir kadının olgunluğuna ulaşmıştır ve kocasının sözlerini asla geri çevirmez. Kocasının dediklerini dinleyen (kadın) [yatak odasına] gitti, yatağa uzandı [ve (sanki doğum sancıları çekiyormuş gibi) bağırmaya başladı.}

 

Bunu işiten kent halkı “[Balıkçının] karısı [doğum yapıyor!]” dedi.

 

Bunu [söyleyen] kent halkı [ona hediyeler] yağdırmaya baş­ladı. Birileri [ekmek, diğerleri] koyun yağı [ve bira getirdiler.”

 

Tabletin alt yazısın­dan hikayenin devamı olduğu anlaşılıyor, ama bu tabletler henüz elimize geçme­miştir. Balıkçının evinde büyüyen bu bulma çocuğun ilerde büyük işler başaracağı­na ve onun belki de Eski Asur ticaret kolonileri çağında büyük bir krallık, Mama krallığı kurmuş olan Anumbirbi ile aynı kişi olabileceğine, yukarda değinmiştik.

 

Hurrice başka bir metin, Hurri edebi geleneğinin Boğazköy'de ne derece köklü ve derin bir geçmişi olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Metnin içeriği Elam ve Akad hanedanlarıyla, yani Naramsin ve Sargon'la ilgilidir. Bu krallarla ilgili ayin­ler sırasında Hurrice şarkılar söylenmektedir. Bundan dolayı, Akadca'dan Hiti­tçe'ye tercüme edilip naru edebiyatı olarak bilinen, Akad kralları Naramsin ve Sar­gon'un efsanevi Anadolu ve Kuzey Suriye seferleriyle ilgili metinlerin tercümesin­de Hurrilerin ne derece etken oldukları sorusu da gayet yerindedir ve haklıdır. Bu metin ayrıca eski Hititçe' de Puha kroniği olarak bilinen metinle de ilgilidir. “Dağ­lar Teşub'un danası Şarruma'yı (sinesine) alsın!” nakaratı hep tekrarlanmaktadır. Metin, Gezbeli geçidindeki Hanyeri ve İmamkulu kabartmalarında bir boğa üze­rinde tasvir edilen Fırtına Tanrısı Teşub ile ilişkiye geçirilmek istenmektedir.

 

Son olarak 1983'ten beri Boğazköy'ün Yukarı Şehir bölgesinde bulunan ve Anado­lu Medeniyetleri Müzesi'nde muhafaza edilen Hurrice-Hititçe edebi metinlerden bazı örnekler verelim. Bu metinlerin pek çoğu Orta Hitit devrine tarihlenmekle bir­likte aslında I. Hattuşili devrine kadar geri gitmektedir. Hititler bu edebiyat çeşidi­ni Kuzey Suriye'de bir yerden, büyük bir ihtimalle Ebla' dan almışlar ve sonradan Hititçe'ye de tercüme etmişlerdir: Bu anekdotlar La fontaine hikayelerinin öncüleri­dir. Mantıklı düşünüp, akıllıca karar vermekten yoksun olan hayvanların aptallığına karşın, ademoğlunun üstün zekası söz konusudur. Ayrıca kıssadan hisse çıkarma motifinin en eski örneklerindendir. Kurnaz ve ihtirasli insan sonunda mutlaka kay­bedecek, dürüst olan kazanacaktır.

 

Önce KBo 32.13'te anlatılan efsaneyi dinleyelim; Hititçe tercüme, Hurricesinden ayrıcalıklar göstermektedir. Bu farklar Türkçe tercümemizde gerekli yerde dikkate alınmıştır:

 

"Bir zamanlar Fırtına Tanrısı (Teşub) bir seyahate çıktı ve Yerin Güneş Tanrıçasının (Hurricesi Allani) sarayına geldi. Fırtına Tanrısı krallar gibi kapıdan içeri girdi ve bir arşın (?) boyundaki (kocaman) bir tahta oturdu. Ayaklarını kocaman bir tabureye uzattı.

 

Fırtına Tanrısı ve Su­waliyatta aşağıya, karanlık yeraltına indiler; orada Yerin Güneş Tan­rıçası, yeraltı dünyasının kapı sürgüsü, beline bir kuşak bağlamış (ola­rak) Fırtına Tanrısına döndü ve (onun şerefine) güzel bir ziyafet düzen­ledi.

 

Yüce Fırtına Tanrısı huzurunda 10.000 adet sığır, 30.000 adet de yağlı kuyruklu koyun kestirdi; (buna ilaveten de) çok sayıda oğlak, ku­zu ve koyunlar da (kestirdi).

 

Fırıncılar (ekmek) sundular; hizmetçiler servis için hazır beklediler, aşçılar göğüs etlerini hazırladılar ve her bi­risi (yemeklerle) dolu olan tepsilerle taşıdılar. Ve yemek başladı; Kral Fırtına Tanrısı yemeğe oturdu. Eski tanrılar Fırtına Tanrısının sağında oturdular. Yerin Güneş Tanrıçası, Fırtına Tanrısına sakilik yaptı. (Fır­tına Tanrısının) elleri büyümüş, parmakları (çok) uzamış, sakalı aşağı­ya sarkmaktaydı."

 

KBo 32.14'de ise şu anekdotlar anlatılır:

 

"Dağ, geyiği kendisinden kovdu; geyik başka bir dağa gitti ve orada ot­layarak semizledi. (Birden) hırçınlaştı ve (otladığı) dağı lanetlemeye başladı: 'Şu otladığım dağı ateşler yaksın, Fırtına Tanrısının (yıldırımı ona) çarpsın ve ateş onu yaksın!' (diye).

 

Dağ bunu duyduğunda kalbinin içinden gücendi ve dağ geyiğe lanet yağdırmaya başladı: 'Bağrımda beslediğim şu geyik beni lanetliyor ha? Onu avcılar vursun, onu kuş av­cıları yakalasın ve yağını avcılar alsın, derisini de kuşçular alsın!'

 

Ama (anlatmak istediğim) bir geyik değil, bir insandır. O insan, memleketi olan kentinden çıktı ve başka bir ülkeye gitti. O (da birden) hırçınlaş­tı ve (içinde yetişmiş olduğu) memleketini kötülemeye başladı. (Ama) memleket kentinin tanrıları da onu lanetlediler (ve cezasını buldu)".

 

"(Ama) bu hikayeyi bir tarafa bırak; size başka bir hikaye anlataca­ğım, bunu şimdi iyi dinleyin, keza size kıssalı bir hikaye anlatacağım:

O bir geyiktir. Irmağın bu tarafındaki çayırlıklarda otlamaktadır, (ama) gözleri hep ırmağın öbür tarafındaki çayırlara dikilidir. Ne var ki, ne o çayırları bulabilmiş, ne de oralara ulaşabilmiştir."

 

"Söz konusu olan bir geyik değil, insandır. O insanı efendisi hudut be­yi olarak atamıştır. Evet o bölgeye hudut beyi yapılmıştır. (Ama) göz­lerini hep başka bir hudut beyliğine diker. Tanrılar ona bir ders verdiler ve o ne (ilk atandığı) beyliği, ne de (göz diktiği) ikinci beyliği bulabil­di. (Ama) bu hikayeyi bir tarafa bırak; size başka bir hikaye anlataca­ğım, bunu şimdi iyi dinleyin, keza size kıssalı bir hikaye anlatacağım:

 

"(Bir zamanlar) bir bakır ustası büyük bir özenle bir tas yapmıştır. Onu kalıpla dökmüş, güzelce işlemiş ve kakmalarla süslemiştir. (Ka­bın) içini (?) perdahlamıştır (ve kalaylamıştır). Nankör bakır, kendisini kalıba döküp işleyen ustaya lanetler yağdırmaya başlamıştır: 'Beni kalıba döken eller kırılsın. Sağ tarafındaki sinirler tutulsun!'

 

Bakır us­tası (bunu) duyunca, kalbinin derinliklerinde kırıldı. Bakır ustası ken­di kendine dedi ki: 'Kalıba döktüğüm bakır beni niçin lanetliyor (aca­ba)?' (Şimdi) usta da tası lanetlemeye başladı:

 

'Fırtına Tanrısının hış­mına uğrayası! Kakmaları dökülesi! (Kendisi) arklara düşüp de kak­maları ırmağa dökülesi!' Ama söz konusu bir tas değil, bir insanoğlu­dur. O insanoğlu büyüyünce babasına düşmanca duygular beslemeye başladı. Delikanlılık çağına gelince de babasının yüzüne bile bakmaz oldu. (Ama) onu babasının tanrıları lanetledi".

 

"(Ama) bu hikayeyi bir tarafa bırakın; size başka bir hikaye anlataca­ğım, bunu şimdi iyi dinleyin, keza size kıssalı bir hikaye anlatacağım:

 

Köpek fırından bir ekmek parçası çaldı, (yani) onu fırından dışarı taşı­dı. (Ekmeği) yağa (ve) pisliğe bandırdı, oturdu ve yemeğe başladı. Söz konusu olan köpek değil, bir insanoğludur; beyi onu idareci yaptı. (Ama) o, kentte vergileri arttırdı ve çok kibirlendi. (Ama) o kenti (bir daha) göremedi. Beyi huzurunda foyasını meydana çıkardılar ve (hak­sız) yere yemiş olduğu vergileri beyinin huzurunda (itler gibi tek tek) kusmaya başladı."

 

"(Ama) bu hikayeyi bir tarafa bırak; size başka bir hikaye anlataca­ğım, bunu şimdi iyi dinleyin, keza size kıssalı bir hikaye anlatacağım:

 

Bir [gün] giluşi hayvanı (Hurricesi: kammi) fırından bir ekmek parçası çaldı, (yani) onu fırından dışarı taşıdı. (Ekmeği) yağa (ve) pisliğe ban­dırdı, oturdu ve yemeğe başladı. Söz konusu olan [bir giluşi] hayvanı değil, bir insandır. Efendisi onu ülke beyi yaptı. (Ama) o, [kent]te ver­gileri arttırdı ve çok kibirlendi. (Ama) o kenti (bir daha) [göremedi]. Be­yi huzurunda foyasını meydana çıkardılar ve (haksız) yere yemiş oldu­ğu vergileri beyinin huzurunda (tek tek) kusmaya başladı."

 

"(Ama) bu hikayeyi bir tarafa bırakın; size başka bir hikaye anlataca­ğım, bunu şimdi iyi dinleyin, keza size kıssalı bir hikaye anlatacağım: [Bir mimar], özenle bir kule yaptı. Temel taşlarını ta Yerin Güneş Tan­rıçasının derinliklerine kadar döşedi. Sur dişlerini (ise) Göğün Güneş Tanrısına varacak kadar yüksek yaptı. (Bak gör ki) nankör [kule] ken­disini yapan ustayı lanetlemeye başladı: 'Beni yapanın elleri kırılsınI [Sağ] tarafındaki sinirleri tutulsun!'

 

Mimar bunu işitince kalbinin de­rinliklerinde [gücendi. [Mimar] (şimdi) kendi kendine konuşmaya baş­ladı: 'Benim yaptığım bu duvar beni acaba niçin lanetliyor ki?' Mimar [kuleye karşı] lanet okumaya başladı: 'Onu Fırtına Tanrısı çarpsın! Te­melleri yukarı dönsün; köşe duvarları aşağıya kanala düşsün; kule dişleri de ırmağa dökülsün!'

 

"Söz konusu olan bir kule değil, bir insanoğludur. Babasına karşı düş­manca duygular beslemektedir. Delikanlı olup [erkekllik çağına gelin­ce, babasının yüzüne bakmaz oldu. (Ama) babasının tanrıları (da) onu lanetledi."

 

 

KBo 32.15'de dile getirilen konu ise, Hurrilerin tanrılarını ne derece az ciddiye aldıklarını gösterir, keza pantheon'un başı Teşub burada bir dilenci şekline sokulmakta­dır. Bu metin ayrıca edebiyat türü olarak nasihatnamenin en eski örneklerinden birini oluşturan kral naibi Pimpira'nın tavsiyelerini de anımsatmaktadır (KBo 3.24)

 

“Eğer Teşub'un gümüşü yoksa, biz her birimiz ona birer şekel gümüş ve­relim. Teşub, biz sana yarım şekel altın, bir şekel (de) gümüş vermek is­tiyoruz. Eğer Teşub aç ise, biz her birimiz tanrı için yarım ölçek arpa dökelim. Eğer Teşub çıplak ise, biz her birimiz ona bir elbise giydirelim . ... Eğer Teşub kurumuş ise, biz herbirimiz ona birer şişe güzel yağ vere­lim ... Teşub'u kurtaralım”.

 

 

Kaynakça:

 

A. Alpman, "Anadolu' da Hurriler", Acts of the IIIrd International Congress of Hittitology (1998) 27-37.

 

G. Buccellati-M. Kelly-Buccellati (eds.), "Urkesh and the Hurrians", Studies in Honor : Lloyd Cotsen, in: Bibliotheca Mesopotamica vol. 26, Urkesh/Mozan Studies 3 (1998) .

 

M. Giorgieri, "Schizzo grammaticale della lingua hurrica", La Parola del Passata 55 (2000) 171-277.

 

N. Haroutyunyan, Korpus Urartskikh Klonoobraznikh Nadpisey (2001).

 

S. de Martino, "Il regno hurrita di Mitanni. Profilo storico politico", La Parola del Passa­55 (2000) 68-102,298-320.

 

W. Mayer, "Taide oder Wassukanni? Name und Lage der Hauptstadt Mitannis", UF 1:­(1986) 231-236.

 

E. Neu, Das hurritische Epos der Freilassung I. Untersuchungen zu einem hurritisch-hethitisc­hen Textensamble aus Hattusa, StBoT 32 (1996).

 

Y. Ö. Özbay, Mitoloji ve Nartlar (1990).

 

M. Salvini, "La civilta dei Hurriti, popolo del' Asia enteriore antica. Introduzione alla sto­ria degli studi e alla documentazione testuale", La Parola del Passato 55 (2000) 7-1 r.

 

M.-C. Trémouille, "La religione dei Hurriti", La Parola del Passato 55 (2000) 114-170.

 

A. Ünal, "Hurriler. Hurri Tarihi, Kültürü ve Arkeolojisiyle İlgili Yeni Buluntular ve Ge­lişmeler", 1996 Yılı Anadolu Medeniyetleri Müzesi Konferansıarı (1997) 11-35.

 

I. Wegner, Hurritisch. Eine Einführung (2000).

 

G. Wilhelm, Grundzüge der Geschichte und Kultur der Hurriter, WBG (1982); İngilizcesi: The Hurrians, translated from German by J. Barnes with a chapter by D. L. Stein (War­minster 1989).

 

 

[ (Hititler Devrinde Anadolu, Ahmet Ünal, Kitap I, s.101/106 ) ]

 

 

*-*-*-*

Hititler Üzerine....

Akadca Kısa Sözlük ,

Hititçe Kısa Sözlük

Hititçe Kısa Sözlük-2

Hititçe Kısa Sözlük-3

Hitit Hiyeroglif Örnekleri

 

Hititler ve Hitit Döneminde Anadolu / 1

Hititler ve Hitit Döneminde Anadolu / 2

 

Eski Anadolu’da Haberleşme

ESKİ ANADOLU'DA KÖLELİK MÜESSESESİ-1
ESKİ ANADOLU'DA KÖLELİK MÜESSESESİ-2

Asur Ticaret Kolonileri Devrinde kadın -1
Asur Ticaret Kolonileri Devrinde kadın -2
Eski Toplumda “Monogami” ..
KANiŠ KARUMU KARARIYLA NiŞAN BOZULMASI


YERLi HALK iLE ASURLU TÜCCAR...-2
YERLi HALK iLE ASURLU TÜCCAR...-3

ANADOLU’DAKİ ESKİ ASUR KOLONİ MAHKEMELERİ

MISIR SAVASl'NA KADAR ANADOLU-1
MISIR SAVASl'NA KADAR ANADOLU-2


HATTUŞİLİ VASİYETİ Üzerine

HATTUŞİLİ VASİYETİ Üzerine–2



Hitit Topada Yazıtı-1
Hitit Topada Yazıtı-2
Hitit Topada Yazıtı-3


"Göksel Kıraliyet" :Hitit Motiflerinden Hıristiyan Motiflerine..
Hitit tanrısı Ullikummi’nin Doğuş Ilahisi
«Hitit Efsaneleri»
Hitit Kraliçesinin 'Kardeş Kocası'
Hattuşa Kıralı "Kussara'lı Adam"


HATTUŞiLi VASİYETİ Üzerine
HATTUŞiLi VASİYETİ Üzerine-2
HATTUŞiLi VASiYETi Üzerine-Açıklama Notları

Hititlerde 'Kardeş' kavramı ve 'Kardeş'ler Arası Cinsel İlişki Yasağı

 


HİTİT KRALLIĞI'NDA VELİAHDIN BELİRLENMESİ

Eski Hitit Dönemine Ait Bir Ferman


İnsan kurban edilen bir Hitit ritüeli üzerine-1
İnsan kurban edilen bir Hitit ritüeli üzerine-2
İnsan kurban edilen bir Hitit ritüeli üzerine–3
Akkad Ayinleri

Akkad Ayinlerinden Günümüze-1

Akkad Ayinlerinden Günümüze-2

Akkad Ayinlerinden Günümüze-3
Akkad Ayinlerinden Günümüze-4
Akkad Ayinlerinde 'ağaç','sopa','değnek','asa'...
 Eski Ahit’te “çizgili, noktalı, kırçıl tekeler”
Akkad Ayinlerinde Kaz,Ördek,Kumru Sunuları-2

Tef,Lir,Kaval,Çenk,Zil,Borazan Ve Ayinler

 

Hitit Müzik Kültürünün Analizinde Arkeolojik Verilerin Rolü-1
Hitit Müzik Kültürünün Analizinde Arkeolojik Verilerin Rolü-2

 

Makam'dan Makam'a- 1

Makamdan Makama- 2

Ezan'da Makamdan Makama- 3

5 Vakit Ezan'ı 5 Farklı Makam'da Okuma Nedenleri...

*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-**-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Yorum Yaz