Eski Ahit'te, Sara dönemi ile birlikte, 'kızkardeşim, karım' akrabalık terimine, 'kısır olmak' motifi de eklenmektedir.
Aktarıma göre, Sara ile Sara'nın gelini Rebekka ve Rebekka'nın gelini Rakel... hep 'kısır'dılar…
Demek ki, Adem ve Nuh soyunu sürdüren peygamberler olan Abraham, onun oğlu İshak, İshak'ın oğlu Yakup, hep 'kısır' olan kadınlarla evlenmişlerdi.
Sara, Rebekka ve Raşel'in 'kısır'lıkları, Eski Ahit’te üstelik özel bir vurgu konusudur.
Abraham, oğlu İsak ve İsak’ın oğlu, Abraham’ın torunu Yakup'un karılarının bu 'kısır ve kocalarının kızkardeşleri” olma özelliklerinin birarada buluşması ve üç kuşak boyunca sürmesi olgusu, din bilginlerimizin ve toplumbilim uzmanlarımızın dikkatini yeterince çekmiş görünmüyor. Eski Ahit'in 'kısır, kızkardeş, eş-karı' özellikli kadınlarının üç kuşak boyunca sistemli devamı, bir tesadüfe bağlanamaz. Eski Ahit’in din adamları, bu 'kısır' kadınların hepsi sonradan 'çocuk sahibi oldukları' için, konuyu tanrısal mucizeler kapsamında ele almış ve orada da durmuşlardı. (*1)
İnsanbilim bakımından, 'kısır, kızkardeş, eş' motifinin temellerini de ortaya koymak gerekiyor. Eski yazılı yasaların açıklayıcı hükümleri ile dini kurumlar içinde muhafaza edilmiş geleneğin günümüze taşıdığı, rahip ve rahibeler için genel olarak kullanılan 'erkek kardeş', 'kız kardeş' akrabalık terimleri, bu konuyu irdelerken bize ip uçları vermekte, yol göstermektedir.
Tapınaklara adanmış ve ödevi yabancı toplum birim erkekleri ile yatmak olan kutsal fahişeler, süreç içinde hiyerarşik bir yapı kazanmış ve kendi içinde farklı özellik taşıyan kutsal kadın alt kategorileri oluşmuştu. Hammurabi yasalarında, Entum, Sugitum, Naditum, Sal. Zikrum, Kadiştum veya Kulmaşitum olarak anılan 'Kutsal Fahişe'ler, gelişme içinde hıristiyan tapınak ve manastırlarında 'kız kardeş' rahibe olarak da karşımıza çıkacak olan "kutsal genel kadınlar"dan başkası değildir. Sara,Rebekka, Raşel gibi "Bakire Meryem" de, "kocasına çocuk temin eden" türdeki "kısır" veya "bakire" kategorisinde bulunuyor olmalıydılar.
Kutsal fahişelerin her farklı kategorisinin tüm özelliklerini eski yazılı yasalardan tam olarak ortaya çıkarmak mümkün değilse de, yine de, özellikle Hammurabi Yasaları, bu noktada hayli geniş bilgi vericidir.
Örneğin, eski yazılı yasalarda, sonradan 'kısırlık' olarak yorumlanacak olan, 'kocasına çocuk temin et(me)mek' biçimli ifade, Kutsal Fahişe'lerle ilgili hükümler içerisinde yer alıyordu ve bu terimler “kocasına çocuk doğurmak” ifadesinden özellikle farklı tarzda ifade ediliyordu. Kanun metinlerinin dilinde, “çocuk temin etmek” ile “çocuk doğurmak” farklı iki edimin tanımlarıydı ve farklı fiil kökleri kullanılarak anlatılıyordu ve farklı iki hukuki statüye denk geliyordu.
Tapınak veya manastır kutsal fahişelerinin başlangıçta, özel evlilik haklarının bulunmadığı hemen hemen kesindir. Onlar, yabancı erkeklerle cinsel ilişki yükümlülüğünde olan ve bir tek erkeğe ait olamayacak olan 'genel kadın'lardı. Buna karşılık, Hammurabi Yasaları döneminde ise, öyle anlaşılıyor ki, Kutsal Fahişelerin en azından bir bölümü, tek bir bir erkekle evlenebilme hakkına kavusmuş durumdadır. Bu yasalarda, kutsal fahişelerin Sugitum olan bölümü, doğurduğu çocuğu kocasına verebilmekte, 'kocasına çocuk doğurmak'taydı. Fakat, daha eski geleneklerin onlar üzerinde toparlanmış gibi göründüğü Naditum olarak adlandırılan Kutsal Fahişe kategorisindekiler, şimdi artık evlenebiliyor olsalar da, ya onların çocuk yapma yenetekleri ortadan kaldırılmıştı, ya da, doğurdukları çocukları kocalarına değil, ait olduğu toplum birimine ,Tapınak veya manastırlara devretmek zorundaydılar. Eski toplumda, süreç içinde asıl eğilim halini alan, bir kadının, “kocasına çocuk verme yükümlülüğü”, doğurduğu çocuğu kocasına devretmeyen Naditum olan kutsal fahişenin, bir cariye satın alarak , bu cariye aracılığıyla, 'kocasına çocuk temin etmesi' biçimiyle aşılmış gibidir. Bu bakımdan, Akado-sammaru toplumunda, 'çocuk doğurmak' ile 'çocuk temin etmek' başlangıçta birbirinin tam tersi, zıddı olan iki hukuki kavram olarak yasa diline de girmişti. 'Çocuk doğurmak' ve 'çocuk temin etmek' kalıpsal terimleri, bu yasa metinlerinde itina ile birbirinden ayrılmış ve farklı fiiller olarak kullanılmıştı. Hammurabi Yasaları, 'doğurmak' ve ' temin etmek' farklı fiillerini yanyana kullandığı özel bir hükümde şöyle demekteydi:
"§ 137 -Eğer bir adam, ona çocuk doğuran bir Sugitum'u veya ona çocuk temin eden bir Naditum 'u boşamaya karar verirse, ...."
Demek ki, Sugitum, kocasına 'çocuk doğuran' bir kutsal fahişe kadın ; Naditum ise kocasına 'çocuk temin eden' kutsal fahişe kadın idi. Naditum olan kutsal fahişenin, 'doğurmak' değil, 'çocuk temin etmek' yükümlüsü olduğu, Hammurabi yasalarında yinelenmekteydi:
"§ 145 -Eğer bir adam bir Naditum ile evlenirse ve (Naditum) ona çocuk temin etmezse...."
Kocasına çocuk temin etme yükümlülüsü olan Naditum,bu yükümünü, parasını kendi ödeyerek satın aldığı bir cariyenin, kocasından çocuk doğurmasını sağlayarak yerine getiriyordu. Hammurabi yasası, Naditum'un 'kocasına çocuk temin etme' yükümlülüğünü nasıl yerine getireceğini de şöyle ortaya koymaktaydı:
"§ 144 - Eğer bir adam bir Naditum ile evlenirse ve o Naditum kocasına bir kadın köle verirse ve o köle doğurursa..... "
Demek ki, bir Naditum'un cariyesinin doğurduğu çocuk, Naditum'un 'kocasına temin ettiği çocuk' olmaktadır. Cariyesinin Naditum'un kocasından doğurduğu çocuk, eski toplumun akrabalık kavramları uyarınca, bizzat Naditum'un da çocuğu idi. Hammurabi yasalarının bütün bu hükümleri, Kültepe kayıtlarında olduğu gibi, Eski Ahit'in kutsal anlatımı içinde de bir bir doğrulanmaktadır (*2).
Eski Ahit bunu şöyle aktarır:
"Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.
Karısı Saray Avram'a çocuk verememişti.
Saray'ın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı.
Saray Avram'a, "RAB, çocuk sahibi olmamı engelledi" dedi,
"Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim. " Avram Saray'ın sözünü dinledi.
Sara, Mısırlı cariyesi Hacer'i kocası Avram'a karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenan'da on yıl yaşadıktan sonra oldu.
Avram Hacer'le yattı, Hacer hamile kaldı" (Yaratılış-Bl.11- 16)
.....
İshak,... Rebeka'yla evlendiğinde kırk yaşındaydı.
İshak karısı için RAB'be yakardı, çünkü karısı kısırdı" (Bölüm 25)
….
Yakup Rahel'le de yattı.... Oysa Rahel kısırdı...
Rahel,
- 'İşte cariyem Bilha, onunla yat, benim için
çocuk doğursun, ben de aile kurayım' dedi.
Yakup onunla yattı. Bilha hamile kalıp Yakup'a bir erkek çocuk doğurdu.
Rahel,
- 'Tanrı beni haklı çıkardı, yakarışımı duyup
bana bir oğul verdi' dedi. (Yaratılış-BÖLÜM 30)
.....
Kutsal Kitabın günümüzdeki biçiminde yer alan 'kısır'lık terimi, eski toplumda, sadece 'doğurmama'nın değil, Hammurabi hükümlerinde yer alan anlamıyla 'kocasına çocuk vermemek' deyiminin karşılığıdır.
Akado-sammaru toplumunda 'doğurma'nın karşıtı olarak kullanılan 'çocuk temin etmeyen', 'çocuk vermeyen' kavramları, zamanla 'kısır' kavramıyla özdeşleşmiş olmalıydı. Naditum kategorisindeki kutsal genel kadınlar da, 'kocası için çocuk doğurmayan', 'kocasına çocuk devretmeyen' hukuki özellikleri üzerinden fiilen 'kısır' imişler gibi ele alınmaya başlanmış olmalıdırlar.
Böylece, hepsi de peygamber karıları olan ve Tapınağa adanmış yüksek rahibe anlamındaki Naditum’lar olmuş olmaları gereken, Sara, Rebekka, Raşel, kelimenin günümüzdeki anlamı bakımından 'kısır' olarak yorumlanmış ve 'çocuk sahibi' oluşları ise, kolaylıkla Tanrısal mucizeler alanına kaydedilmiş görünüyor...
Eski Ahit yazarlarının, Naditum'lara kutsal fahişe dememek için 'kısır'lık motifine başvurmuş olabileceklerini düşünmek için elimizde veri bulunmuyor.Çünkü bazı hallerde Eski Ahit, İsrail'in başına geçen bir fahişenin oğlu olan Yiftah'dan bahsetmekten çekinmemişti. (Hakimler, Bölüm 11) O halde, buradaki konu daha çok Naditum kapsamındaki kadınları 'kısır' ile anlamdaş kavramaktan kaynaklanmışa benzemektedir. “Sümer”lilerin, değişik kutsal fahişe kategorilerine ait olarak geliştirdikleri atasözleri içinde kocaya çocuk doğuran kutsal fahişeleri olumlayarak aktarmaları, bazı kutsal fahişe alt türlerini ise olumsuzlamaları da bu konuyla ilgili olmalıdır.
Sara'nın, Rebekka veya Raşel'in 'kutsal fahişe', Naditum olmaları eski toplumun değer yargıları bakımından, onları küçültmek şurada kalsın, bir üstünlük belgisiydi de. (*3)
Kutsal fahişeliğin, manastır hücresi rahibeliği ile sokak kadınlığı arasında ayrışması sürecinde, fahişelik kısmı gözden düşmüş olsa da, erken Uruk döneminde, Tanrıça İnanna, tartışmasız olarak Yüce, Kutsal Fahişe idi. Fahişelik kavramı, bu dönemlerde kutsiyetinin doruk noktasındaydı. İnanna'nın 'kutsal bakireliği' de, kutsal fahişelikle anlamdaştır. Eski toplum,erken dönemde kızlık zarı ile bakirelik koruma arasındaki ilişkiyi henüz kurabilmiş değildi. Çünkü “Bakire İnanna”, kutsal evlilik törenlerinin zifafa giren bu Ulu Hatun'u, çiftçi veya çoban Dumuzi ile; Gişzidum, Enkidum veya Gılgamış ile evlenmiş de olsa, onlarla “40 kez”, “50 kez” yatıp sevişmiş de olsa bakire olma özelliğini hiç yitirmiyordu. Eski toplumda cinsel ilişki ile ortadan kalkmayan 'bakirelik' günümüzdeki anlama sahip değildi ve herhalde “ürünsüz”, “meyvesiz”, “çocuk vermeyen” olmayı ifade ediyor olmalıydı. Bu 'çocuksuzluk' ise, çocuğu kocaya devretmemek anlamındaydı.
Gerçekten de, Dumuzi ve İnanna'nın ortak 'çocukları'ndan pek haberdar değiliz. Bildiğim kadarıyla, eski tabletlerde, İnanna ile Dumuzi'nin ortak çocuklarından bahseden bir bölüm, bulunmuyor. Buna karşılık İnanna-İştar'ın kendi çocukları vardı. Tufan sırasında İştar, yarattığı çocuklarına gözyaşı döküyordu. İsa'nın anası "Meryem'in bakireliği" biçimiyle süren 'bakire'lik kavramı, tanrıça İnanna'nın tanımlarından biridir ve manastırların 'yüksek sınıfından' (baş) rahibelerinde 'bakire'lik geleneği biçiminde devam etmiş olmalıdır. (*4)
Bu "üst sınıftan rahibe", evlense ve çocuk doğursa bile, çocuğunu evlendiği erkeğe vermeme anlamında 'bakireliğini'; 'kızlığını' sürdürüyor olmalıydı. Yeni Ahit, bakire Meryem'e bir koca vermiş olsa bile, İsa, tanrı tarafından hamile bırakılan Meryem'den doğan tanrı oğlu olarak tanımlanmaya, Meryem'in kocasına verilmemeye devam edilmiştir. Meryem öyküsünde izlediğimiz, tanrıça İnanna-İştar’ın solmuş, dönüşmüş, bozulmuş bir dizi özelliğidir. Bu durum bizi, Bakire İnanna'nın da, 'kısır' kutsal fahişe olarak değerlendirildiği sonucuna doğru taşımaktadır.
Açıklayıcı Notlar:
(*1) Sara'nın, gelini Rebekka'nın ve Rebekka'nın gelini Raşel'in, 'kadın doğurganlık eksikliği' anlamında 'kısır' olmadıklarını ileri sürme olanağına sahip değiliz. Çünkü Eski yazılı Yasalar, kocanın karısını boşama gerekçelerinden bahsederken, karısının ona çocuk doğurmamasını da ifade ediyordu:
"§ 138 - Eğer bir adam, kendisine çocuk doğurmayan karısını bırakırsa (boşarsa), başlığı kadar gümüşü ona verecek ve babasının evinden getirdiği çeyizi ona tam olarak verecek ve onu (öyle) boşayacaktır. " (Hammurabi yasası)
Fakat şurası da açıktır ki, Abraham,İshak ve Yakup örneğinde, üç kuşak boyunca ortaya çıkan 'kısır'lık, basitçe, bu üç kadının metabolizma bozukluğu ile açıklanamaz.
( *2) Hammurabi Yasasında, her ikisi de kutsal fahişe olan Sugitum ile Naditum arasındaki belirleyici farklardan birisi, 'çocuk doğuran Sugitum' ile 'adama ... çocuk temin eden Naditum' olarak formüle edilmişti. Yasanın ilgili hükümleri hayli açıklayıcıdır.
"§ 137 - Eğer bir adam, ona çocuk doğuran bir Sugitum'u veya ona çocuk temin eden bir Naditum'u boşamaya karar verirse, o kadına çeyizi geri verilecek ve tarlanın, bahçenin, mal ve mülkün yarısı ona verilecek ( O da) evlatlarını büyütecektir. Çocuklarını büyüttükten sonra, çocuklarına verilen maldan varismiş gibi, bir hisse kendisine verilip, gönlünün istediği bir kocaya varacaktır. "
§ 144 - Eğer bir adam bir Naditum ile evlenirse ve o Naditum kocasına bir kadın köle verirse ve o köle doğurursa, (fakat) bu adam (yine de) bir Sugitum ile evlenmeye karar verirse, o adama müsaade etmeyeceklerdir, Sugitum'u alamayacaktır.
§ 145 - Eğer bir adam bir Naditum ile evlenirse ve ona çocuk temin etmezse ve ( O adam) Sugitum ile evlenmegi kafasına korsa, o adam Sugitum'u alacaktır. Onu evine sokacaktır (fakat) o Sugitum, Naditum ile yarışmayacaktır.
§ 146 - Eğer bir adam Naditum ile evlenirse ve bu Naditum kocasına bir kadın köle verirse, köle çocuk doğurursa, sonra o köle çocuk doğurdu diye hanımı ile eşitlik iddia ederse, hanımı (sahibesi) onu para karşılığı veremiyecektir (satamıyacaktır); fakat ona kölelik (nişanı) koyacaktır, onu kölelerden sayacaktır.
§ 147 -Eğer (köle kadın) çocuk doğurmazsa, sahibesi onu gümüş karşılığı verecektir (satacaktır).
§ 181 - Eğer bir baba, Naditum, Kadiştum veya Kulmaşitum (olan kızını) tanrıya adarken ona çeyiz vermezse, sonra baba kaderine gittiginde baba evinin malından varislik hissesinin 1/3'nü alacak, yaşadığı sürece faydalanabilecek, kendinden sonra terekesi (erkek) kardeşlerinindir.
§ 182 - Eğer bir baba, Babil'li Marduk'un Naditu'su olan kızına çeyiz vermezse, ona mühürlü bir belge yazmazsa, baba kaderine gittiginde baba evi malından kardeşleri ile birlikte 1/3 hisse bölüsecektir . Timar sorumlulugunu yüklenmeyecektir . Marduk Naditu'su terekesini istediğine verecektir.
§ 183 - Eğer bir baba, Sugitum olan kızını kocaya verirken çeyizler ve mühürlü belge yazarsa, baba kaderine gittigi zaman baba evi malından hisse almayacaktır.
§ 184 - Eğer bir adam, Sugitum olan kızına çeyiz vermez (ve) kocaya (da) vermezse baba kaderine gittigi zaman, baba evinin gücüne göre( erkek) kardeşleri ona çeyiz verecekler , onu kocaya vereceklerdir .
§ 192 - Eğer saraya ait bir hizmetlinin veya bir SAL. ZIKRUM'un oğlu, kendisini büyüten babaşına ve anasına 'sen babam değilsin, sen anam değilsin' derse dilini keseceklerdir .
§ 193 - Eğer, saraya ait bir hizmetlinin veya SAL.ZIKRUM'un oğlu, öz babasının evini ögrenirse, onu büyüten baba ve anadan nefret edip (kendi) babasının evine giderse gözünü oyacaklardır.
(*3) En eski yazılı yasa metinlerine göre, Sümer-Babil toplumunda, 'baba evi'nde oturmaya devam edebilecek ve baba mirasını bir bölümünden -Hammurabi Yasasında açıklandığı şekliyle - yararlanabilecek olan kız evlat, bütün kız evlatlar değil, sadece Kutsal Fahişe olan kız evlattı. Bu dönemdeki toplumda, kadınlar arasında miras hakkı bulunanlar sadece kutsal fahişe özelliği bulunanlardır. Bu durum, kutsal fahişe olan kız evlatların o toplumda sahip olduğu üstün konuma işaret ediyor.
Lipitİştar (İştar’ın sevgilisi, kocası) Yasasında şöyle deniyordu:
"§ 22- Eğer baba hayatta ise, ister yüksek sınıftan bir rahibe, ister din sınıfından diğer bir rahibe olsun, kızı varis gibi kendi (baba) evinde oturacaktır. "
Tapınaklara adanmış, Tapınak aidi kutsal fahişeler, onların da içinde 'yüksek sınıftan olan'ların doğurdukları çocuklar Tanrısal, Tanrı evladı olarak değerlendiriliyordu. Eski Yunan döneminde Zeus'a adanmış Tapınaklarda hamile kalan birçok kadın, bu nedenle, babaları Zeus olan Tanrısal evlatlar doğurmuşlardı. Babil önceli Akkad (Bağdat) hükümdarı Sargon, anasının bir Tapınak fahişesi olduğunu bir övünç unsuru olarak açıklamıştı. Musa ve İsa'nın analarının, kutsal Tapınak görevlileri olduğunu düşündüren veriler bulunmaktadır. İsa'nın Tanrı oğlu ve hatta Tanrının kendisi olarak değerlendirilmesi bu eski geleneğe ve artık manastır rahibeliğine de dönüşmüş kutsal fahişeliğin, eski etkili gücüne bir anıştırmadır. Rahibelerin evlilik yasağı ve 'Tanrı ile evli olmaları' biçimindeki savunma, kutsiyet ve fahişelik birleşik olgusunun, fahişelik ile kutsallık biçimindeki ayrışmasından geriye kalmış olgulardır.
(*4) Eski Ahit'te Sara'nın kısırlığını aktardığı bölüm soykütük bakımından ilginçtir:
"Avram, (Abram, Ibram) '
Avram'ın karısının adı Saray,
Nahor'unkinin adı Milka'ydı.
Milka Yiska'nın babası Haran'ın kızıydı.
Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu"
Abraham ve Nahor'un karılarının tanıtıldığı bölümün kurgusuna göre, Milka'nın soy kütüğü verilince, doğal olara bunun ardından Sara'nın soy-sop bilgisinin gelmesi beklentisi oluşmaktadır. Fakat Eski Ahit, bu noktada, sadece 'Saray kısırdı' diye soyağacını değil 'kısır'lığını tanıtıcı olarak kullanmaktadır. Daha eski dönemlerde Naditum’lar, Tanrısal olduklari için bir soy kütüğe bağlanmıyor olmalı; Naditum sözü onu tanımlamaya yetiyor olmalıydı. Bu durum, Eski Ahit'teki 'kısır'lık kavramının, anlam olarak, Sara'yı tanımlayan bir başka kavramın yerine kullanılmış olduğuna işaret etmektedir. Bu kavram büyük olasılıkla 'Saray bir Naditumdu' biçiminde olmuş olmalıdır. Eski Ahit yazarları, eski yazılarda okudukları bu sözcüğü 'kısır' olarak yorumlamış olmalılar.
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi
Musa Yasalarında 'Kayınbiraderlik Görevi'...
'Anaerkil- Babaerkil' Toplum ve 'Kan Bağı'
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-4
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-5
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-6
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-7
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-8
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-9
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-10
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-11
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-12
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-13
Evlilik Ahlakı ve Aile’nin Tarihi-14
Eski Toplumda “Monogami” ..
Asur Ticaret Kolonileri Devrinde kadın
Eski Toplumda 'Dul Kadın' ...
Eski Toplumda 'Dul Kadın' -2
"Çocuk cinsel istismarı' Üzerine-1
"Çocuk cinsel istismarı' Üzerine-2
Gudea Mühürü ve Kutsal Evlilik Töreni
Çerkes Topluluğunda Kız-Erkek Çocuk Paylaşımı
Kafkasya'da Sosyal Yasayış ve Adetler...
Eski toplumda "iğdiş"lik kurumu
Eski Ahit'te "kardeş karı-koca"lık...
Hitit Kraliçesinin 'Kardeş Kocası'
Eski Toplumda 'Yakın Akraba' Evlilik Yasağı...
"Çocuk cinsel istismari' Üzerine-1
"Çocuk cinsel istismari' Üzerine-2
‘Kızlar 9 yaşında evlenebilir’ diyen Profesör ve Muhammed
"Çocuk cinsel istismarı' Üzerine 2
Erkek Çocuk Sünneti ve Fallus Kültü
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

