Bu elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak;
öyle ki, RAB`bin yasası hep ağzınızda olsun.
Mısır'dan Çıkış
Kimse öldürmesin, dokunmasın diye Tanrı’nın, bu küçük kardeş katili olan ‘büyük oğul’ Kabil/Kâin’i nasıl ‘işaret’lediğini tam bilemiyoruz.
Eski Ahit’te daha sonra, başkaları Musa’ya inansın diye, Tanrının ona sihir gücü verişi sırasında bir ‘beyaz el’ motifi ile karşılaşıyoruz. Tanrı, ona, ‘asa’yı ‘yılan’a çevirme gücü verdikten sonra Musa’ya şöyle der:
“Elini koynuna koy” dedi. Musa elini koynuna koydu.
Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. (Mısır'dan Çıkış)
Musa tekrar elini koynuna sokunca bu beyazlık kaybolup normale döner. “Beyazlık” dönüşümünün hangi eski motifle bağıntılı olduğuna bakmamız gerekecek.
Mısır’dan çıktıktan, tanrılarına tapındıktan, kutsal mayasız ekmek yiyerek kurbanlar sunduktan sonra ise, Musa, kendi kavmini, artık bir ‘geçiş’ yaşamış kavim olarak ‘damgalamaya’, işaretlemeye başlamaktadır:
“Bu, elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak;
öyle ki, RAB`bin yasası hep ağzınızda olsun.” (Mısır'dan Çıkış)
Daha önce saç kesme ve şapka biçimlerini ele aldığımızda ‘alın’ işaretinin erken dönemden beri kullanıldığını görmüştük. Daha sonra bir başka peygamberin anlatımında da bu “alın işareti” deyimi kullanılmaktadır:
“Yeruşalim(Kudus,Siyon) Kenti`nin içinden geç,orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy dedi.
Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın. Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar. (Hezekiel )
Burada, basitçe “alın işareti” olarak geçen bu ifade, Eski Ahit’in yabancı dil yayınlarında, tam haliyle “alınlık olarak gözlerin arası”ndaki bir ‘işaret’ halinde ifade edilmektedir. (*)
“İki kaşın arası...” üzerine bizde kullanılan aşk türküsü deyimleri, bu türkülerin bulunduğu yörede, böyle bir döğme tarzının (hala) kullanıldığını gösteriyor ama, Musevilerin burnun alınla bitişme noktası anlamına da gelebilen ‘iki göz arası’ndaki bu döğme-işaret biçimine ilişkin bulgulara (Urfa yöresinde…) bakmak zorundayız.
“El ve alın işareti” üzerine Eski Ahit’in bu sözlerle ifade ettiği kural, aradan 3 bin yıla yakın zaman geçtikten sonra, şimdi günümüzde,13 yaşına ulaşmış erkek çocuğun taşıdığı “Tifil” sembolleri olarak, uygulanmaya devam ettiği görünmektedir. Bizde ‘küçük’ ,yetişkin olmayan anlamında kullanılan ‘tıfıl’ sözcüğüyle bağıntılı görünen, iki adet ‘kare’ (bunu eski Hitit rahiplerinin başlarının üzerinde de görmüştük…) şeklinde, ‘batim’, ‘beytim’ ( Tapınak..) olarak da adlandırılan semboller haliyle devam ediyora benzemektedir.
13 yaşına gelmiş Musevi erkek çocuğu, bir törenle, bu sembollerden birisini başına, ötekini de koluna takmaktadır. Eğer çocuk ‘solaksa’ sağ koluna, sağ elini kullanan ise, sol koluna takmaktadır. Bunların içinde yazı yazılacak kâğıtlar da bulunuyor ve Eski Ahit’ten bölümler yazılıyor. Doğal olarak eskiden, parşömen olmadığı şartlarda bunlar, kil, taş, madenler üzerine çizilmiş şekiller veya harfler olmalıydı. Bu semboller bir dizi ayrıntıya bürünmüş ayinle ilgili olarak kullanılmaktadır.(**)
Eskiden kız çocukları için de 12–13 yaşlarında uygulanan bu işlemin artık bulunmadığı anlaşılıyor.
Bu sembollere, “Beyt” adının da verilmesi, ilgili erkek çocuğun “Eve” yani tapınağa ait olduğunun bir işareti olarak algılandığını gösteriyor. Bu, bir çeşit tanrıya ait oluş ve aynı zamanda dokunulmazlık hakkı kazanmadır da.
***
(*)Attache les en signe sur ta main, et porte les comme un fronteau entre tes yeux.» (Deutéronome 6:4-9)
Tu les lieras comme un signe sur tes mains, et ils seront comme des fronteaux entre tes yeux.( http://www.awmach.org/webo/BLS/de.htm)
**
(**)Voici la façon de les mettre (aucune parole ne doit être prononcée pendant leur pose et aucun temps d'arrrêt ne doit être observé) :
1. On prend la téfilah du bras, que l'on pose sur le muscle interne du bras gauche, orienté vers le coeur. On récite alors la bénédiction se terminant par "poser les Téfilines". On l'entoure 7 fois autour du bras, le premier passage n'étant qu'un demi-tour (en s'assurant que la lanière soit du côté de la peinture noire).
2. Ensuite, après avoir "coincé" la lanière autour de la paume, on prend la téfilah de la tête et on la pose, en prenant soin que le bas du boîtier soit sur les cheveux et non sur le front ainsi que directement au-dessus des yeux. La lanière entoure la tête et s'attache par un noeud qui doit se situer à l'arrière et au centre de la tête et non sur la nuque (le Téfilah de tête ne repose que sur le crâne). On récite en le mettant la bénédiction pour la pose de Téfilines.
3. On "décoince" la lanière de la paume et l'entoure une seule fois sur la paume puis on l'enroule de cette façon autour du majeur : une fois sur la phalange inférieure et deux fois sur la phalange supérieure et l'on continue à l'enrouler autour de la paume.
4. Après l'office, on retire dans l'ordre inverse de leurs poses les Téfilines.


