Belgeler,Altanlar... ve Eski Toplumu Tanımanın Önemi
“Geçmişe bakıldığında, Türkmenbaşı çizgisinin öncüleri arasında İdi Amin'i, Çavuşesku'yu görüyorum. Çok eskilere gidersek de, Firavunlar.” (M. Belge) Geçmişte, Doğu'da, 'kötü toplum'larda en fazla, "çok eski" olarak “Mısır Firavunu”nu bulabilen, bilgi hazinesi bu noktada daha fazlasına sahip olmayan bir insanın, günümüzde, “toplum tahlili” yapması, “kişiye tapınma kültü” üzerine ahkam kesebilmesi için, önce utanç duyması lazım... … ve Akad, “Sümer”, “eski toplum” ve “eski din”ler gibi kavramları tanımaya; içeriğini giderek öğrenmeye çalışması lazım ... Bu nokta üzerinde biraz durmamız gerekecek.... *** İki diktatör Murat Belge 23/12/2006 “Bugün (cuma) gazetelerin büyük haberlerinden biri Türkmenbaşı'nın ölüm haberi. Onun kadar büyük olmamakla birlikte, Saddam mahkemesindeki yeni bir gelişmeyle ilgili bir haber daha vardı. Bu iki adın aynı günün gazetelerinde yan yana gelmesi ilginç göründü. Ne denir böyle adamlara? Neyse ki fazla benzerleri yok, demekten başka... Din Kuralları ile Toplumsal Yapılanma Arasındaki İlişkiler Din'ler Nasıl Elestirilebilir? Belge'nin Hıristiyanlık Kavrayışı... Belge'ler...ve Eski Toplumu Tanımanın Önemi 'İyi -Kötü Toplum'dan 'İyi -Kötü Din' Ayrımına... Murat Belge Nasıl Bir Ateist ?! Murat Belgelerin Hiristiyanist ‘Ateizm’i .. Murat Belge,Hıristiyanlık ve Yuhanna Murat Belge, Hıristiyanlık ve Yuhanna–2 Murat Belge, Hıristiyanlık ve Yuhanna–3 Murat Belge, Hıristiyanlık ve Yuhanna–4 Murat Belge, Hıristiyanlık ve Yuhanna–5 Murat Belge, Hıristiyanlık ve Yuhanna–6 "Dinsizim Elhamdüllah" Çizgisinin Tartışılması..
Geçmişe bakıldığında, Türkmenbaşı çizgisinin öncüleri arasında İdi Amin'i, Çavuşesku'yu görüyorum. Çok eskilere gidersek de, Firavunlar. Bunun yanında Saddam daha sönük ve sıradan kalıyor.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208090 )
İki diktatör
Murat Belge
23/12/2006
Bugün (cuma) gazetelerin büyük haberlerinden biri Türkmenbaşı'nın ölüm haberi. Onun kadar büyük olmamakla birlikte, Saddam mahkemesindeki yeni bir gelişmeyle ilgili bir haber daha vardı. Bu iki adın aynı günün gazetelerinde yan yana gelmesi ilginç göründü. Ne denir böyle adamlara? Neyse ki fazla benzerleri yok, demekten başka...
Aslında 'Diktatör değil mi, hepsi aynı' denecek gibi görünmüyor bana. Aralarında bayağı ciddi mizaç farkları var. Saddam daha sıradan bir diktatör; davranışlarında ahlak yok, iyilik yok, olumlu denecek bir şey yok, ama mantık var. Birtakım aşağılık çıkarları için, birtakım aşağılık işler yapıyor. Bu çıkarlarla bu eylemler arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurabiliyorsunuz, 'Şöyle yaptı, çünkü...' diyebiliyorsunuz.
Ötekinde daha çok ahlak, daha çok iyilik olduğunu söylemek pek mümkün değil, ama mantık da yok. Çünkü o bir 'eksantrik'!
'Diktatör' deyince akla hemen gelecek avadanlığın başında 'heykel' yer alır. Heykelini yaptırmayan diktatör azdır. Bu ikisi de istisna değil. Ama, işte, burada da aralarında fark var bence. Saddam, yıkılışını seyrettiğimiz o koca heykelini dikiyor, çünkü bununla öncelikle toplumda kendisine, gücüne, etkisine karşı bir hayranlık ve teslimiyet duygusu uyandırmak istiyor. Heykel onun mutlak iktidarının simgesi. Öteki ise heykelini diktirip altınla kaplatıyor, ama onun öncelikle derdi toplum değli, kendisi. O, kendi kendine hayran olmak için sağa sola dikiyor bunları. Narsisizminin bir gereği: her baktığı yerde ona kendisini (altından) yansıtacak aynalar olmalı;bunu bulundurmanın yolu da dağı taşı kendi heykeliyle donatmak.
Geçmişe bakıldığında, Türkmenbaşı çizgisinin öncüleri arasında İdi Amin'i, Çavuşesku'yu görüyorum. Çok eskilere gidersek de, Firavunlar. Bunun yanında Saddam daha sönük ve sıradan kalıyor.
Saddam'ın iktidar kullanımı, gene toplumu sindirmeye yönelik, böyle bir amacın 'rasyonel' aracı mahiyetinde. Türkmenbaşı çok zaman akıldışı, manyakça kararlar verip uyguluyor, çünkü verdiği emrin akıldışı olması ölçüsünde gücünün de büyüdüğüne inanıyor. Onun için günlerin, ayların adını değiştiriyor.
Aralarında böyle ciddi mizaç farkları da olsa, yaptıklarının etkilerini toplumun hissetmesi çok farklı değildir, zaten pek olamaz da.
Saddam'ın duruşmasında Türkiye'ye 'Kürtleri beraberce imha edelim' önerisi konuşulmuş.
Türkiye'nin Kürtler karşısında 'yumuşak' davrandığı, 'demokratik' davrandığı pek söylenemez. Burada mücadele veren Kürtlerin 'devlet'in kendilerine yaptığı haksızlıkları nasıl anlattığını yıllardan beri bilirim.
Ama Türkiye, Saddam'ın o önerisine 'Aman ne parlak fikir! Hemen uygulayalım!' diyemez. Nitekim dememiş. Burası da ikide bir 'darbe' yiyen, her daim otoriter bir ideoloji altında yaşayan bir toplum, ama elbette ki burasıyla Saddam'ın Irak'ı arasında dağlar kadar fark var. Türkmenbaşı ve Türkmenistan'la da olduğu gibi.
Bunu elbette, 'Bakın, beterin beteri var, buna razı olun' anlamında söylemiyorum. Demokrasi ve insan haklarının 'son noktası'na varmış olduğu bir yer dünyada yok, çünkü zaten öyle bir 'nokta' yok.
Ayrıca, mücadele gevşedi mi, var olan haklar hemen geri gider, tutanağından kurtulmuş zemberek gibi. Elbette Türkiye çok daha demokratik, ama Türkmenbaşı'nı hayranlık ve gıptayla seyreden Türkler de burada.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208090

