Bedeni tahrip edilenler: sünnetli kızlar

 

Foto: UNICEF

 

Almanya'da sünnet edilen kız çocukları

Bedeni tahrip edilenler

 

Tehdit altındaki çocuklar ve kadınlar koruma altına alınmalı Laufer, 30 yıldır kadınların ve kız çocuklarının sünnet edildiğine dair haberler çıkmasına, bu uygulamanın Almanya'da da yapıldığı bilinmesine rağmen, hala hiçbir failin yakalanmamış olmasına duyduğu kızgınlıkla 2007 Şubatında "Cinsel Organ Tahribatına Karşı Etkili Önlem Çalışma Grubu"nu kurmuş.

Kuruluş konuya bakış açısının değişmesini talep ediyor: Faile nasıl ulaşılıp, nasıl belki ikna ederiz sorusunu değil, kurbanı nasıl koruruz düşüncesini merkeze oturtmak gerektiğini savunuyor. Laufer "Diğer Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalar, sünnet tehlikesi altındaki kız çocuklarının, yüzde 35 ila 80'inin gerçekten kurbana dönüştüğünü gösteriyor." diye sözüne devam ediyor.

Almanya'da ise kurbanları korumak için henüz aktif bir tedbir alınmış değil. Laufer'e göre "Alman devleti bu noktada koruma yükümlülüğünü yerine getirmiyor. Devlet, yaşama ve vücudun dokunulmazlığına ilişkin temel hakkın burada yaşayan göçmenler için de geçerli olması amacıyla aktif çaba harcamalı.Yoksa bir ayrımclık var demektir."

Bu nedenle oluşturulan çalışma grubu, risk grubundaki genç kızların erginliğe ulaşıncaya dek düzenli olarak muayene edilmesini talep ediyor. Amacını da "en nihayet vücudu tahrip edilmeyen bir kuşağın yetişebilmesi" olarak özetliyor. Bu arada Fransa'daki tecrübeler gösteriyor ki, denetim olduğu sürece, kız çocuklarının bedenine dokunulmuyor.

Kurban sayısı çelişkili

Kadın ve insan hakları örgütü Terre des Femmes 30 yıldan beri bu konuyla ilgili toplumları bilgilendiriyor ve Almanya'da, toplam 30 bin kurban, yaklaşık da 4000 kız çocuğunun tehdit altında olduğunu tahmin ediyor. Örgüt Sözcüsü Franziska Gruber "bilinmeyen vaka sayısı kesinlikle çok daha fazla."diyor.

Gruber'e göre bunun sebebi, yasadışı olarak Almanya'da yaşayanların olması, ayrıca Alman pasaportuna sahip Afrikalılar gibi Iraklı Kürt kadınların da istatistiklere girmemesi. Çalışma Grubu'ndan Ines Laufer, bilinmeyen vaka sayısını da hesaba katarak tehdit altında 30 bin kız çocuğu olduğu ve Almanya'da toplam 60 ila 80 bin kurbanın yaşadığı sonucuna varıyor.

Unicef, "Terre des Femmes ve Jinekologlar Derneği'nin 493 Alman kadın hastalıkları doktoruna uyguladığı ortaklaşa anketin sonucu, kız çocuklarının karşı karşıya olduğu tehlikeyi farklı bir şekilde ortaya koyuyor: Ankete katılan 35 doktor, bazı hastalarımızın kendi ülkelerinde kızlarını sünnet ettirmek isteğinden haberdarız, diyor; 48 doktor bu uygulamanın Almanya'da da olduğunu biliyor, üçü ise kendilerine kızları sünnet etme yönünde talep geldiğini söylüyor.

Almanya'da yaşayan Afrikalılar arasında sünnet için ödenen paralar konuşuluyor. Alman-Afrikalı Doktorlar Derneği'nden Sudanlı Doktor Abdul Kangoum, kendisine iki kız çocuğunu sünnet etmesi için 10 bin Euro teklif edildiğini anlatıyor. Başka bir ülkeden Almanya'ya getirilen sünnetçilerin ise kaldıkları süre içinde birden çok kızın cinsel organını tahrip etme karşılığında 2000 Euro aldıklarını söylüyor.

Renate Bernhard

© Qantara.de 2008

Almancadan çeviren Tuba Tunçak

 

http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-674/_nr-171/i.html

 

 

 

***

 

KADIN SÜNNETİ

Kadın sünneti bir hak ihlalidir

Sünnet dendiğinde Türkiye’de akla erkekler gelse de, dünyada 150 milyon sünnet edilmiş kadın yaşıyor. Üstelik bunlara her 11 saniyede yeni bir kadın ekleniyor. Amaç, kadınların cinselliklerini kontrol altına almak. “Terre des Femmes” örgütü, kadınlara âdet ve doğumda normalin üstünde sancılar çektiren, cinsel ilişkiden zevk almasını engelleyen, hatta ölümlerine neden olan bu “gelenek”e karşı mücadele ediyor.

Sünnet dendiğinde kafamızda canlanan resim şatafatlı giydirilmiş erkek çocuklarının küçük bir ameliyat atlattıkları günün sonunda süslü yataklarına uzanmış, eğlence izlemeleridir. Ancak birçok Müslüman ülkede uygulanmasına rağmen çoğumuzun hiç haberdar olmadığı bir sünnet daha var. Bu sünnet, cinselliklerini kontrol altına almak için kız çocuklarına uygulanıyor. Dünyada 150 milyon sünnet edilmiş kadın yaşıyor. Bu sayıya her yıl Afrika, Arap ülkeleri, Endonezya ve Malezya gibi bir çok ülkeden sekiz bin kadın daha ekleniyor. Yani her saniyede 11 kız çocuğunun gelenek adı altında cinsel organları neredeyse yok ediliyor. Söz konusu kadınların çoğu Afrika kökenli olduğundan ve fakir Afrika ülkelerini çok uzak olarak düşlediğimizden bu sorun hâlâ çok az yankı yaratıyor. Özellikle Batı dünyası, belki de bu soruna nasıl yanıt vereceğini bilmediği için hâlâ seyirci kalıyor; sünnete kültürel bir gelenek olarak saygı mı gösterilmeli, yoksa kızların insan hakları mı korunmalı, tartışmaları sürüyor. Yine de sorunun vahametini fark edip, çözümü için çalışan örgütler de var. “Terre des Femmes” bir çok ülkede bilgilendirme kampanyaları düzenleyerek genç kızları acı talihlerinden kurtarmak için savaşıyor. “Terre des Femmes”in uzmanlarından Franziska Gruber sorularımızı yanıtladı.




*-*

 

- Kadın sünneti ne anlama geliyor?

Kadınlar çeşitli şekilde sünnet ediliyor. Bazılarının sadece Prepuslaları ile birlikte klitorisleri kesiliyor. Bunun daha ağır versiyonu, küçük ve büyük dudaklarının bir kısmının da kesilmesi. En acımasız ve ne yazık ki en yaygın olan üçüncü bir sünnet türü var. Biz buna Infibulasyon diyoruz, ameliyatta kızların klitoris ve prepus ile birlikte küçük ve büyük dudaklarının neredeyse tümü kesiliyor, sonra açık yaranın dış çeperleri bir araya getirilerek dikiliyor, sonunda sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği küçük parmak genişliğinde bir delik bırakılıyor.

- Kaç yaşında uygulanıyor?


8-14 arasındaki her kıza uygulanıyor. O kültürlerde bir genç kızın evlenebilmesi için sünnet olması şart, yoksa koca bulamaz. Hatta bazı aileler kızının başlık parasını cinsel organ açıklığının büyüklüğüne göre belirtiyor. Sünnetten sonra kızların kadınlığa geçtiği düşünülüyor. Birçok kültürde kızın sünneti ailesi ve yakınları tarafından kutlanıyor.

- Ya kızların içinden geçenler, onlar bu duruma nasıl tepki gösteriyorlar?


Kızlar gerek küçük yaşlarından, gerek bu uygulamanın acısı ve yan etkilerinin konuşulması bir tabu olduğundan o ana kadar neye uğradıklarını bilmiyorlar. Onlara sadece bunun gerekli olduğu anlatılıyor. Durumu anladıklarında zaten iş işten geçmiş oluyor ve bir ömür boyu sünnetin zararlarıyla yaşamak zorunda kalıyorlar.

- Ne gibi zararlar, bunlar?


Sünnet sırasında kan kaybından ölebiliyor. Kızlara ameliyat esnasında narkoz verilmiyor, çektikleri acılar tarif edilir gibi değil. Karnın alt kısımlarında durmadan meydana gelen kronik iltihaplanmalar, özellikle idrar yollarında ve yumurtalıklarda kısırlaşmaya neden olan enfeksiyonlar... Âdet kanamalarında, cinsel ilişkiye girdiklerinde ve doğumda korkunç acılar çekiyorlar. Hatta birçok kadın çocuğunu doğururken ölebiliyor. İdrar keselerine zarar verilen kadınlar idrarını tutamaz hale geliyor. Ayrıca aletler steril olmadığından ve bir çok kız aynı zamanda kesildiğinden AIDS mikrobu bulaşabiliyor.

- Yani sünnet sadece yapılırken yaşanan acıyla atlatılmıyor...


Yok, kesinlikle. Ayrıca bir kadın iltihaplardan dolayı doğurganlığını kaybettiğinde yine toplumdan dışlanıyor. Evli ise eşi tarafından terk ediliyor. AIDS bulaşması yine apayrı bir felaket. Ayrıca, kızlarda yarattığı psikolojik olumsuzluklar yeterince araştırılmadı ama bunun en az vücutlarına verilen zarar kadar ağır olacağını tahmin etmek zor değil. Acının yanı sıra kadınların klitorisleri alındığından cinsel ilişkiye de daha az istekli oluyorlar. Birçok kadın cinsel ilişkiye sadece kocalarının isteği üzerine girdiklerini söylüyorlar.

- Kadınları sünnet etmenin arkasında yatan fikir ne?


Kadının sünnet edilince evliliğe bakire olarak girmesinin sağlanılacağı düşünülüyor. Bu toplumlar kadının o organları alınmadan cinsel isteklerine yenik düşeceği ve dolayısıyla evlendiğinde sadık bir eş olamayacağını savunuyorlar. Yani ataerkil toplum kadının cinselliğini kontrol ederek vücudu üzerinde hüküm sürüyor.

- Kadınlar buna karşı ayaklanmıyor mu?


Ayaklanmaları çok zor. Sünnetin konuşulması bile büyük bir tabu. Anneler kızlarının sünnet edilmesine karşı çıksa o kızın evlenememesine sebep olur. O yüzden biz de ilk önce tabuları yıkarak kadınların konuşmalarını sağlıyoruz. İlk ve en zor adım kadınların suskunluğuna son vermek. Erkekleri de bilgilendiriyoruz, ama asıl zorluğu kadınlar çıkarıyor...

- Kadınlar mı?


Evet, çünkü kadınlar sünnetle birlikte belirli bir statüye sahip oluyor. Özellikle yaşlı kadınlar bu toplumlarda söz sahibi ve kendilerini kültürlerinin koruyucuları olarak gördüklerinden geleneği sürdürme taraftarılar. Ayrıca, çoğu toplumda sünneti de kadınlar gerçekleştiriyor ve hem bu işten iyi gelir sağlıyorlar, hem de toplumda çok saygın kişiler oluyorlar. Biz bunun önüne geçebilmek için bu kadınlara ebeliği öğretiyoruz. Böylece hem farklı bir gelir kaynağı elde ediyorlar, hem de saygınlıkları sürüyor.


Bu kıyıcı geleneğe son vermek için gerçekten tüm köyü bilgilendirmek gerekiyor. Aksi takdirde bazı aileler dışlanıyor ve çevreden gördükleri baskılarla yine kızlarını sünnet ettirmek zorunda kalıyorlar.

***
Anne bana ne yaptın?

Benim adım Lul. Somali’de dünyaya geldim ve başkent Mogadischu’da büyüdüm. Sünnet edildiğimde altı yaşımdaydım. Ailem bana bir gün öncesinden sünnet olacağımı haber verdi. Ertesi sabah “iyileştirici” geldi -bir erkekti. O kadar ufak olmama rağmen çok iyi hatırlıyorum, hiç de unutamayacağım. Acılarım tarif edilir gibi değildi... Sünnetin ardından yaralar kapansın diye bacaklarımı birbirine bağladılar. İdrarımı yapmak bile ölümdü. Annem, kuzu kesip çok özel yemekler yaptı, akrabalarımız annemi tebrik ediyor, bana hediyeler getiriyorlardı, ama o sancıların arasında onları görmem imkânsızdı. Ben sadece ağlıyordum. Etrafımdakiler bana “Ağlamamalısın, kuvvetli olmalısın, bu normal, cesur ol” gibi sözler ediyorlardı. Ailem bana
bunu yaptırmanın görevleri olduğunu söyledi. Üç gün sonra birden çok şiddetli kanamam oldu. Kansızlıktan hastaneye kaldırıldım. Doktorlar iltihap kaptığımı söyleyip ilaç verdiler. Ağrılarım dinmiyordu, ama ağlamak ve konuşmak ayıptı. İçime atmaya çalıştıysam da sonunda dayanamayıp anneme şunu sordum: “Anne, bana ne yaptın?” Annem sert bir şekilde bana “Burası Somali, bunu yaptırmak zorundayız” dedi. Benden sonra “iyileştirici”nin sokağımızda yaşayan birkaç kıza daha gittiğini biliyorum. Ancak yıllar sonra kız arkadaşlarımla bu konuyu konuşabildim. Sünnette gerçekleşen yaralar kadını bir ömür boyu etkiliyor, gerdek gecemde çok büyük sancılar çektim. Ayrıca âdet kanamalarımda da normal sancıların çok ötesinde acılar yaşıyorum. Bunun bir gelenek olarak müsamaha görmemesi gerekiyor. Bu, insan haklarına aykırı vahşi bir uygulama.

 

****

 

 

 

 

 

 

http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=18999&p=3&rid=2

 

 

****

 

Erkek ve Kadın Sünnetinin Temelleri

 

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine Eski Mısır'da Erkek Çocuk Sünneti Erkek Çocuk Sünneti Ve Kirvelik Erkek Çocuk Sünneti ve Fallus Kültü

 

Kadın Sünneti Eski Ahit'te Erkek Sünnet'i Motifleri  Kürtlerde Kadın Sünneti Geleneği

 

Eski Ahit'te "kısır"lık..

 

Erkek Çocuk Sünneti ve Fallus Kültü

Eski Mısır'da Sünnet..

'Kurban'ın Kökeni ve ... “Eski Harran’da...Kurban"

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-2

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-3

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-4

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine-5

Erkek Çocuk Sünneti Üzerine / 6

“Kirve”lik Ve Evlilik Yasağı-1

“Kirve”lik Ve Evlilik Yasağı-2

Eski toplumda "iğdiş"lik kurumu

 

Eski Ahit'te "Kutsal Erkek Fahişeliği"

 

Eski Ahit’te Erkek Sünnet’i Motifleri

Eski Ahit'te bir Adem tanımı ve Aden!

 

Kutsal 'İlk Ürün...'

'İlk oğul' kurbanı ve Eski Ahit

 

19. Yüzyılda BEKTAŞÎLİK-1

Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti

 

ABD'de Bekáret Yemini,Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Yorum Yaz