"Aişe Validemiz" Kaç Yaşında Evlenmiş!

"Aişe Validemiz" Kaç Yaşında Evlenmiş!

Veya Muhammed "Aişe Validemiz"i Kaç yaşında Bellemiş!


**

Diyanet İşleri Eski Başkanı

Mehmet Nuri YILMAZ

Hürriyet - Sorular ve cevaplar

1 Ekim 2006 tarinde yayınlanan yazıdan alıntıdır.


Hz. Aişe, Peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyr b. Mutam ile nişanlanmıştır. Cübeyr’in babası, ailesi içerisine İslamiyet’in girmesini istemediğinden bu nişanı bozmuştu. Bundan sonra Hz. Peygamber’le nişanları yapılmıştır. Bu hadise Hicret’ten 3 yıl önce idi. Hemen bütün siyer kitaplarında Hz. Aişe’nin 6-7 yaşında iken Mekke’de nişanlandığı ve nikáhının kıyıldığı, 9-10 yaşında da Medine’de zifafa girdiği yazılı ise de Hz. Aişe’nin evlendiğinde yaşının çok daha büyük olduğunu ablası Esma’nın biyografisinden öğrenmiş bulunuyoruz. Esma, Hicret’in 73. yılında 100 yaşında vefat etti. Hicret’in vukuunda 27 yaşında idi. Esma, Hz. Aişe’den 10 yaş büyük olduğuna göre, demek ki Hicret zamanında Aişe 17 yaşında idi. Zifafın Hicret’ten 8 ay sonra olduğu dikkate alındığında yaşının 18 olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu konu çeşitli Arapça kaynaklarda mevcuttur. Türkçe olarak da Süleyman Nedvi ve Mevlana Şibli’nin kaleme aldıkları "Sadr-ı İslam ve Asr-ı Saadet" isimli eserde, ayrıca Diyanet yayınları arasında bulunan "Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed" adlı kitabın Aişe bölümünde bu bilgiye yer verilmektedir. Hz. Aişe’nin Peygamberimizden önce Cübeyr’le nişanlanmış olması, onun yetişkin, evlenme çağına gelmiş bir kız olduğunu göstermektedir.

***

 

Portre

Hazreti Aişe (r.a.) (614-678)


Hakkında ayet nazil olacak kadar fazilet sahibi, müminlerin annesi, Sıddık-ı Ekber'in ölüm döşeğinde, "...senden daha sevimli servet bırakmıyorum. Seni kaybetmekten daha büyük bir fakirlik ise bilmiyorum" dediği, Habibullahın sevgilisi, Müslüman hanımlara en büyük örnek, çok kısa süren evlilik hayatına çok büyük kazanımlar sığdıran mübarek bir insan.


Peygamber Efendimizin (asm) hanımı olduğu için "ümmü'l-müminin" ve Hz. Ebubekir (ra)'ın kızı olduğundan "es-Sıddıka" ünvanlarıyla anılan Hz. Aişe, 614 yılında Mekke'de doğdu. Annesi Ümmü Ruman bint Amir b. Uveymir, Kinane kabilesindendir. Kendi ismiyle tanınmakta olup künyesi, Ümmü'l-Müminin Aişe Ebi Bekr es-Sıddik el-Kureyşi şeklindedir.


Babası, Hz. Muhammed (sav) ile beraber hicret ettiği için kendisi daha sonra Medine'ye hicret etti. Hicretten önce nikahları kıyılmakla birlikte düğünleri daha sonra 624 yılında iki bayram arasında yapılarak Peygamber Efendimiz ile evlendi. Bu evlilik hayatında çok büyük değişikliklere vesile oldu. Peygamber hanımları müminlerin anneleri ve başkasıyla evlenemeyecekleri hakkındaki Kur'ani hükümden (Ahzab S. 33) dolayı ümmü'l-müminin ünvanıyla anılmaya başlandı. Bunun yanında en önemli husus, Peygamber terbiyesi ile büyümesi ve en çok hadis rivayet eden sahabeler arasında yer almasıdır.


Yaşının da elvermesiyle gelişme, yetişme ve şahsiyetini Peygamberimizin evinde pekiştirdi. Çocuğu olmadığından ve Araplarda hanımların erkek evlatlarının isimlerini künye olarak almalarından ötürü, Peygamber Efendimiz kızkardeşi Esma'nın (ra) oğlu Abdullah'a nisbetle, Ümmü Abdullah künyesini kendisine verdi. Peygamber Efendimiz onu çok sevdiğini saklama ihtiyacı duymamış, bazı hadis ravileri Hz. Aişe'den yaptıkları rivayetlerde, "Allahın sevgilisinin sevgilisi, semadan inen ayetle temize çıkan" (Mustafa Fayda; "Aişe", TDV. İA II. C. İstanbul, 1989,s. 202) ifadelerine yer vermişlerdir.


Hz. Aişe, Peygamber Efendimize nazlanır ve Onu çok kıskanırdı. Hz. Muhammed de onunla sohbet etmekten, sorularına cevap vermekten büyük mutluluk duyardı. Sevgi ve saygı üzerine kurulu bir aile hayatları vardı. Davetlere onunla beraber gider, seyahatlerde onunla sohbet etmekten hoşlanırdı. Zeki, hafızası güçlü, konuşması düzgün ve Kur'an-ı Kerim ile Peygamberi çok iyi anlardı. Ailesinde aldığı terbiyeyi Peygamber ocağında aldıklarıyla mezc ederek mükemmel bir seviyeye getirdi. Bilmediklerini ve anlayamadıklarını sormaktan çekinmeyerek her türlü cevabı kaynağından öğrenme şansına sahip olması, olgunlaşıp derinleşmesini netice verdi. Peygamber Efendimize soru sorar ve onunla müzakere ederdi.


Peygamber Efendimizin Hz. Aişe'yi çok sevmesinin hikmetleri vardır. Hz. Hatice (ra)'tan sonra en çok onu sevdiğini izhar etmesi sebepsiz değildir. Bunun en güzel cevabı, "hanımları arasında sadece Hz. Aişe'nin yanında bulunduğu zaman vahiy geldiği" ifadelerinde yer almaktadır. Bu ifade aynı zamanda Hz. Aişe'nin diğerlerinden daha faziletli olduğunu da göstermektedir. Kendisi de Hz. Muhammed'i çok sever ve emirlerine uymada büyük titizlik gösterirdi. Onunla beraber ibadet eder, gece namazlarını Onunla beraber kılardı. Günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. Kimsenin aleyhinde konuşmaz, mütevazi ve cömert idi. Bir çok köle ve cariyeyi azat etti.


Hazreti Muhammed, kendisine çok değer verir kimseye söylemediği şeyi Hazreti Aişe'ye anlattığı olurdu. Mesela, Mekke seferi hazırlıkları yapılırken sefer yapılacak yeri gizli tuttu ve bunu sadece Hz. Aişe'ye anlattı. Hz. Ebubekir seferin Mekke üzerine olduğunu kızından öğrendi. Hz. Aişe muhtelif seferlere katıldı. Bu seferlerden bir tanesi Beni Mustalik seferidir. Sefer dönüşü gerdanlığını kaybettiğinin farkına varan Hz. Aişe, bunu aramaya çıkınca ordunun hareket ettiğini gördü. Çünkü, konak yerinden ayrıldıktan sonra kafileden ayrıldığından haberdar olunmadığı gibi, hareket esnasında kafile ile beraber olduğu sanılıyordu. Kendisini almaya gelmelerini beklerken orduyu geriden takip etmekle vazifeli Safvan b. Muattal onu devesine bindirip orduya yetiştirdi.


Bu olay, savaşa katılmış bulunan münafıkların lideri Abdullah b. Selül tarafından bir iftira şeklinde kullanılarak çeşitli dedikodular ortaya atıldı. Bu iftiraya farkında olmadan bazı Müslümanların da alet olması neticesinde Hz. Aişe ve ailesi büyük sıkıntı çektiler. Nazil olan Nur Suresinin on bir ve on ikinci ayetleriyle Hz. Aişe'nin masumiyeti bizzat Cenab-ı Hakk tarafından bildirilmiş oldu. Hz. Aişe'nin üstün şahsiyetiyle ilgili başka bir olay; kardeşi Esma'dan ödünç aldığı gerdanlığı kaybetmesi sırasında cereyan eder. Bulunulan yerde arama yapılırken suyun olmamasından dolayı namazın geçme tehlikesi karşısında Hz. Ebubekir ve bazı Müslümanların Hz. Aişe'ye kızmaları sonrasında yaşandı. İşte bu sırada teyemmüm ayetinin nazil olması üzerine kendisine kızanların, hayırlı bir işe sebep olmasından ötürü kendisine dua etmeliyle neticelendi. Bu iki zor olayda Kur'an-ı Kerim'in onu zor durumdan kurtarması üzerinde büyük bir önemle durulması gerektiğini tüm Müslümanlara gösterdi.


Peygamber Efendimiz son nefesini onun yanında verdi ve burada defnedildi. Bunun üzerine on sekiz yaşında dul kaldı. Kur'anın hükmüne uyarak bir daha evlenmedi ve kırk yedi yıl bu şekilde yaşadı. Vefatı büyük üzüntüye sebep oldu (678). Kıskanç olarak bilinmesine rağmen; Peygamber Efendimizin diğer hanımları, kızı Hz. Fatıma, Hz. Ali ve diğerlerinin faziletlerini naklettiği hadislerle tanınmalarını sağlayacak şekilde alicenap bir kişiliğe sahipti.


Peygamber Efendimizin vefatı sırasında henüz on sekiz yaşında olmasına rağmen kendisini çok iyi yetiştirmiş ve çok önemli bilgilere sahip olmuştu. Aynı zamanda hitabeti de çok güzel olup Arap dili ve edebiyatına da vakıf idi. Arapça'yı çok iyi kullanırdı. Dolayısıyla çok etkileyici konuşma yapan bir hatipti. Babasının vefatından sonra kabri başında yaptığı dua, ile Cemel olayında yaptığı konuşma hatipliğinin önemli örneklerini teşkil eder. Diğer yandan, Arap tarihi, cahiliye döneminin sosyal durumu, örf ve adetler konusunda da önemli bilgilere sahipti.

………..

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=01.12.2000&TextID=38

 

 **

 

http://www.enfal.de/ecdad7.htm

 

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilk iman eden onun en sadik arkadaşı Hz. Ebu Bekr es-Siddîk'in kızı ve Hz. Peygamber'in zevcesi. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de doğdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir ibn Umeyr'dir. Hz. Âişe çok küçük yasta Müslüman olmuştur.


Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü'l Kübrâ hayatta iken başka bir kadınla evlenmemişti. Onun vefatından sonra bir süre daha evlenmedi. Resulullah, Hatice (r.a.)'in ölümüne çok üzüldü. Osman ibn Maz'un'un hanimi Havle binti Hakim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Siddîk'in kızı Âişe ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e giderek kızı Âişe 'yi istedi.


Hz. Âişe 'nin Resulullah'a nikâhlanması Hicret'ten iki veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nikâhlanma sırasında Hz. Âişe 'nin yaşının küçük olduğunu kaydetmektedir. Nikâhın kıyılmasından iki yıl kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmuştur. Hz. Âişe'nin o zaman dokuz veya on bir yaşında olduğu rivayet edilmektedir.


Bu rivayetleri bazı tarihçiler cerh etmekte ve Âişe validemizin evlendikleri zaman daha büyük olduğunu ileri sürmektedirler. Âişe validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrâil Âişe 'nin resmini ipek bir hırka içinde Resulullah'a getirmiş ve "Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir." demişti. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bâkire olarak nikâhladıkları tek zevcesi vâlidemiz Hz. Âişe'dir.


Resulullah onu çok severdi. Ona 'Hümeyra' lâkabını vermiş ve: "Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan âliniz" buyurmuşlardır. Hazret-i Âise, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katildi ve diğer sahâbe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat meşgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardim için Peygamber Efendimizin hep yanında kalmıştı. Hatta, peygamberimizin Uhud'da müşriklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı. Hz. Âise bir ara Uhud'da kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade etmemiştir.


Âişe 14-15 yaşlarında iken Benu Mustalik (Müreysi') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüşü tuvalet için geride kalması yüzünden iftiraya uğradı; savaşa ganimet için katılan münafıklar Hz. Âişe'nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardından yanında Ashabtan Safvan ile birlikte geldiğini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir şekilde yorumladılar. Yolda bu dedikodulara bazı Müslümanlar da karışınca Hz. Âişe çok üzüldü; Medine'ye gelince hastalandı. İftira, dedikodu etrafa yayılmıştı. Ateşi yükselerek yatağa düştü. Bu arada kendisini fazla aramayan Rasûlullah'tan izin isteyerek babası Ebû Bekir'in evine gitti. Orada bir müddet kaldı; sabırla bekledi. Bu arada Rasûlullah diğer hanımlarına ve sahabeden en yakınlarına Âişe 'nin durumunun ne olabileceğini sordu. Hepsi de Hz. Âise'nin temiz ve suçsuz olduğunu söylediler; "Peygamberini fenalıklardan koruyan Cenâb-i Hak, size böyle bir şeyi revâ görmez, sabreyleyin" dediler.

Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danışmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir'in evine uğradı. Hz. Âişe 'yi, anne, babası ve sahâbeden bir hanımla ağlar buldu: "Ya Âişe, senin için bana söyle söyle söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değilsen; Allah'u Teâlâ yakında senin doğruluğunu tasdik eder. Eğer bir günah islediysen, tövbe ve istiğfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. " buyurdular. Resulullah'in mübarek sesini işitince ağlamayı kesen Hz. Âişe babasına bakıp cevap vermesini istedi. Hz. Ebû Bekir ve Âise'nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece şaşırdıklarını söylediler. Hz. Âişe ise: "Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki kulağınıza gelen lâfların hepsi yalandır, iftiradır, Allah biliyor ki benim bir şeyden haberim yoktur. Yapmadığım bir şeye evet dediğimde kendime iftira etmiş olurum. Sabretmek iyidir. Onların söylediği şey için Allah'u Teâlâ'dan yardım bekliyorum." dedi. Günahsız olduğundan, kalbinin temizliği ile ve kendinden emin olarak bekledi.


Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah'in başının altına bir yastık koyup üzerine çarşaf örterek beklediler. Vahiy tamamlanınca Resulullah terlemiş yüzünü örtünün altından kaldırarak:


"Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allah'u Teâlâ seni temize çıkardı. Senin pak olduğuna şahit oldu."


deyip Kur'an'daki Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu.

Hz. Ebû Bekir hemen kalkıp kızı Âişe 'yi başından öptü, "Kalk, Resulullah'a teşekkür et." dedi. Kendisi için ayet ineceğini aklından geçirmeyen Âişe şaşkınlık içinde: "Hayır kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan başkasına şükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti." dedi. Ama, çok sevindi. İftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular.


Peygamberimiz (s.a.s.) 632 senesinde hastalanınca son gününü Hz. Âişe validemizin evinde geçirdi. Rebiü'levvel ayinin onikinci pazartesi günü öğleden önce mübarek başı, Hz. Âise validemizin göğsüne yaslanmış olduğu halde vefat etti. Resulullah'in vefatından sonra Ashâb-i Kirâm, Hz. Aişe validemize müminlerin annesi adini vererek, ona büyük hürmet göstermişlerdir. Hz. Âişe de, sahabe içinde, kırk yıla yakin bir müddet daha yaşamış ve pek çok hadis rivayet etmiştir.


Yunus Emre ÖZULU

Kaynak: Samil İslam ansiklopedisi

 

**

 

Hz. Âişe'nin Düğünü

Resûl-i Ekrem, Hz. Âişe ile Mekke'de nikâhlanmıştı. Fakat düğün tehir edilmişti. Medine'ye gelinince hicretin birinci yılı Şevvâl ayında düğünleri yapıldı. Peygamber Efendimiz o sırada 55 yaşında idi.

Cahiliyye Devrinde iki bayram arasında nikâh kıyma uğursuz sayılırdı. Resûl-ü Ekrem Efendimiz Şevvâl ayında Hz. Âişe ile evlenmekle bu yersiz itikadı ortadan kaldırdı. Efendimizin bu hareketi üzerine aynı ayda başka nikâhlar da kıyıldı.Şu da var ki, Peygamber Efendimizin "İki bayram arasında nikâh kıyılmaz" hâdisleri halk arasında yanlış anlaşılmıştır. Bundan kasıt şudur: Bayram Cuma gününe rastgelirse, Bayram namazı ile Cuma namazı arasında nikâh kıymak münasib olmaz. Çünkü, Bayram gününün telâşesi pek fazladır. Nikâhı bu telâşelerle birlikte Bayram namazı ile Cuma namazı arasındaki kısa zamana sıkıştırmak pek uygun olmaz. Ancak, bunu yaptığı takdirde, şahıs herhangi bir haram da işlemiş sayılmaz.
……..

Töre ve Tören Kaynakları...

Modern toplumun içindeki eski toplum  

 

Kutsal Evliliğin Kaynakları

Sümer Kutsal Kadınları...

‘Kızlar 9 yaşında evlenebilir’ diyen Profesör ve Muhammed

“Töreniz Batsın” Ve “Amin”

"Çocuk cinsel istismarı' Üzerine 2

 

Eski toplumda "iğdiş"lik kurumu

 

Eski Ahit'te "Kutsal Erkek Fahişeliği"

 

Eski Ahit’te Erkek Sünnet’i Motifleri

Eski Ahit'te bir Adem tanımı ve Aden!

 

Kutsal 'İlk Ürün...'

'İlk oğul' kurbanı ve Eski Ahit

 

19. Yüzyılda BEKTAŞÎLİK-1

Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti

 

ABD'de Bekáret Yemini,Bekâret fetvası...Zifaf..Kadın Sünneti

 

Erkek Çocuk Sünneti Ve Kirvelik

  

Hitit Kraliçesinin 'Kardeş Kocası'

 

Musa Yasalarında 'Kayınbiraderlik Görevi'...

 

Eski toplumda "iğdiş"lik kurumu

 

Asur Ticaret Kolonileri Devrinde kadın -1

 

“Mercimeği Fırına Verdiler”

 

İnanna'dan Havva Ana'ya...

 

Eski Ahit'te "kardeş karı-koca"lık...

 

 

Eski Ahit'te "kısır"lık...

 

Eski Toplumda “Monogami” ..

 

 

Kutsal Evliliğin Kaynakları

Sümer Kutsal Kadınları...

Kutsal Kadın Fahişeliği ve Kutsal Erkek Fahişeliği - 1

Eski Ahit'te "Kutsal Erkek Fahişeliği"

Lut'un 'Melek'leri ve Erkek Fahişelik...


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !