"Başlangıçta
….
Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu".
(Eski Ahit)
O, Gökleri ve Yer’i örnekleri yokken yaratandır.
(Diyanet)
Göklerin ve Yer’in örneksiz yaratıcısı O'dur.
(E.Hamdi Yazır)- Enam
Eski Ahit ve Kuran’da ‘yoktan varediş’ biçiminde, şimdiki 'yoktan var ediş' türünde bir ‘yaratılış’ anlatımı yer almaz. Bu sonraki nesillerin yorumuyla, ‘yoktan varediş’ haline getirilmiştir.
Eski Ahit ve öteki dini kitaplar, eski akado-sammaru kaynaklarına dayandıkları için, orada ‘yoktan varedis’ olamazdı. Çünkü bırakalım 'başka' şeyleri, tanrıları bile o topluluk ‘var etmişti’ zaten.
H.Yahya’ların ‘yoktan’ var ediş tezine, genellikle anlamını bozarak dayanak aldığı ‘yoktan var etme’ sözleri, Kuran’da, hem ‘sulardan’ başlayan bir yaratma anlayışı olduğu için uygun yorum değildir ve hem de ilgili bolümde, ‘örnekleri yokken’ gibi ifadeler vardır ki, bu, genel anlatım içinde, sadece, erken dönemdeki topluluklar arası düzenleniş sırasında ‘yeni’ olana bir vurgu anlamı taşır... Daha fazlası değil.
***
Eski Ahit, “bir haftalık” kutsal var ediş sırasında Tanrı’nın su’ların yaratmadığı ve fakat var olarak kabul ettiği bir anlatım tarzına sahipti. Yaratılış günlerinin henüz başlamadığı o an şöyle tanımlanmaktaydı:
« Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu;
engin karanlıklarla kaplıydı.
Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. » (1)
Anlatıma göre, Yaratış’ı sırasında Tanrı, zaten var kabul ettiği bu
"Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın"
veya
«Göğün altındaki sular bir yere toplansın ve kuru toprak görünsün »
diye buyurduğunda, su’ların zaten var olduğundan yola çıktığını ortaya koymaktaydı.
Su’ların yaratılmadığı, en başından itibaren var olduğu ve hatta bizzat su’yun (Tatlı Su ve Tuzlu Su) bir yaratıcı olarak göründüğü bu anlatım tarzı, benzer biçimde Kuran tarafından da kullanılmıştı.(2)
“Yok’tan var etme” biçimli günümüzün “Yaratılış” yorumlarıyla uyuşmayan bu metinsel ifadeler nedensiz değildi. Çünkü şimdiki “Kutsal Kitap”lar Sümer-Akkad kaynaklarına dayanıyordu ve bize ulaşan haliyle, eski Sümer-Akkad ilk yaratılış ilahileri, “başlangıç” anını
«Tatlı Su - Tuzlu Su » kavramları ile ifade edilen varlık-lar-ın, araçların bulunduğu bir noktadan başlatıyordu. Akado-Sümer erken “başlangıç” dönemini tanımlıyor görünen ve yazının ortaya çıkışından sonra kaydedilmiş olması gereken bu eski sözel ilahi şöyle başlıyordu:
«Adı yokken Göğ’ün daha
Yer'in daha adı yokken
Babaları (tatlı Su) Abzu’dan
Anaları (Tuzlu Su) Tiamat’a
Sular akıp bir oluyordu. »
Tablet olarak bulunmuş ve çözümlenmiş erken Sümer ilahilerinin, kendi tarihlerini başlattıkları bu nokta, en başta ,«Su» kavramıyla ifade edilen (kutsal) varlık-lar-ın bulunduğu nokta idi. İlahide, ‘okyanus’ olarak çözümlenen Apsu veya Tiamat kelimeleri üzerinde durmuştuk.
İfade tarzından anlaşılıyor ki, ‘Gök’ ve ‘Yer’ olarak ifade edilen kavramlar ortaya çıktıktan (Gök’e ve Yer’e ad verildikten) daha sonra, geriye dönük olarak yazılmış bu ilahide, Sümer ataları henüz “yok’tan var etme” anlamındaki bir ‘yaratma’ kavrayışına ulaşılmış değildiler. İlahi, su’larla ilgili olan iki kavramın bulunduğu bu şartları, Gök ve Yer’e henüz “ad verilmemiş” olduğu bir ortam olarak tanımlamaktaydı. Bu dönemin ‘ad verme’, ’adlandırma’, ‘sınıflama’, ‘tanımlayarak var kılma’, “karşılıklı tanınma” biçimli kavram ve kavrayışları, süreç içinde ‘yaratma’, ‘yoktan var etme’ anlamlarına doğru evirilecek ve eski ilahiler bu şekilde yorumlanarak yeni nesillere aktarılacaktır.
Sümer tarihsel gelişimine göre, daha sonraları ‘Yer’ ve ‘Gök’, onlara ad verilerek oluşturulmuş, işte bu anlamda ‘var edilmiş’ti. Fakat Yer ile Gök (toplulukları) birlikteydiler; içiçe yaşıyorlardı.. İlk kez Enlil, Yer’in Gök’ten, Gök’ün de Yer’den ayrılmasını düşünüp, bunu gerçekleştirmişti. Bu ayrıştırma, ilahide aynı zamanda “Sümer ülkesinin yaratılması” gereğine de bağlanıyordu.
Sümer tarihinde farklı dönemleri anlatan bu ilahilerin Gök kavramının şimdi anlaşılan haliyle Gök ve Yer kavramının da şimdi anlaşılan haliyle Gök ve Yer kavramı olmadığına işaret etmiştik.
Bununla birlikte, her birisi farklı tarihsel aşamalara denk düşen bu ilahilerin anlattıkları dönemler geride kaldıkça, ayrıntılar giderek silinmiş; Sümer başlangıç tarihin anlatımlarının ana başlıkları birbirini takip eden bir sürecin ifadeleri olarak ardı ardına sıralanmaya başlanmışa benzemektedir.
Eski Ahit ve Kuran’ın su’ların yaratılmadığı bir yaratılış metnine sahip olmalarının nedeni, önceki Sümer topluluklarında gelişen dini inanç geleneğinin devamı olmalarından; eski anlatımlara dayanmalarındandır Böyle olmasaydı, Eski Ahit ve Kuran yazarları, bu işlem sırasında kendilerine “Tanrı Suları neden yaratmadı?” diye soracak kadar birikimli olmalıydılar... Eski kutsal metinlere dayanan Eski Ahit, bu yüzden, mantığına hiç uygun olmasa bile, bu nedenlerle, suları var kabul eden bir yaratılış metnini aktarmaktaydı.
Eskil Ahit’in yaratılış metninde var olduğundan yola çıkılan “su” olgusuyla, yok ediş olarak anlatılan Tufan sırasında yeniden karşılaşıyoruz. Tanrı,
"Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım, çünkü onları yarattığıma pişman oldum »
diyerek bir Tufan yapmak istediğinde, onları bu kez de “Su”lara baş vurark, suda boğarak öldürmeyi benimseyecektir. Birçok ayrıntıyı açıklayan Tanrı’nın insanlarla birlikte, hayvan, sürüngen ve kuşları da kapsayan Tufan cezasını uygularken, onları neden mutlaka “suda boğma yoluyla öldürmeyi” tercih etmiş olduğuna ilişkin bir açıklaması bulunmamaktadır. “Suda boğma yoluyla” cezalandırma tercihinin anlamını, eski toplumu anlamaya çalışarak, eski ceza biçimlerinin anlamlarını ortaya çıkararak, cehennemin kaynar su motiflerini inceleyerek,Kudüs tapınağının girişine konulmuş 44.000 litrelik “Kazan-Deniz’i tanıyarak ; İsa’nın “Tatlı Su” olan Ürdün nehrindeki ölüm-dirilim vaftizini inceleyerek vb. bizim ortaya çıkarmamız gerekmektedir.
Din bilginlerimizin pek ele almadığı ve yazılı metin ile kutsal mantık arası uyuşmazlık yaratan bu kavramların Sümer kayıtlarındaki başlangıç anlamlarını ortaya çıkardığımız ölçüde, eski toplumun yapısı ve işleyiş düzeni de berraklık kazanacaktır.
Bu çaba,aynı zamanda, Kutsal kitapların metinsel dayanaklarının doğrudan doğruya Sümer-Akkad kaynakları olduğunun da açıklanmasını sağlar.
(1) « Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.
Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı.
Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.
Tanrı, "Işık olsun" diye buyurdu ve ışık oldu.
Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı.
Işığa "Gündüz", karanlığa "Gece" adını verdi. Akşam oldu,
sabah oldu ve ilk gün oluştu.
Tanrı, "Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın" diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Tanrı kubbeye "Gök" adını verdi.
Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
Tanrı, "Göğün altındaki sular bir yere toplansın ve kuru toprak görünsün" diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana "Kara", toplanan sulara "Deniz" adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Tanrı, "Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar ve türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin" diye buyurdu ve öyle oldu.
Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar ve tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.
Tanrı şöyle buyurdu: "Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin. " Ve öyle oldu.
Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı.
Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gök kubbeye yerleştirdi.
Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.
Tanrı, "Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun" diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan bütün canlıları ve uçan varlıkları türlerine göre yarattı.
Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, "Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın" diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.
Tanrı, "Yeryüzü türlü türlü canlı yaratıklar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler türetsin" diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı türlü türlü yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
Tanrı, "İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım" dedi, "Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun. "
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsadı ve, "Verimli olun, çoğalın" dedi, "Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun.
İşte yeryüzünde tohum veren her otu ve tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. »
Bu bölüm, bütünüyle eski Sümer ilahilerinin, zamanla bozulmuş bir anlatımına dayanmaktaydı.
Öte yandan hem Yaratılış’ta ve hem de (Yokediş) Tufan anlatımında «6 gün 6 gece » süren bir takvim değeri kullanılmış olduğundan bahsetmiştik. Eskiden günün 24 saat değil de, belki 15–16 saat sürmüş olabileceği vb. biçimindeki düşünceler, konuyu başka bir alana taşımaktır. 10 saat veya 30 saat sürmüş olsa da veya Kuran’da tanrısal bir gün ‘bin yıl gibi’ (Hac suresi) veya ‘ellibin yıl’ olarak tanımlansa da, 6 günlük bir takvimsel değer kullanılmış olma olgusu değişmemektedir.
Eski Ahit ve Kuran’ın, 6 Gün 6 gece takvim değerini kullanması, onun eski Sümer ilahilerine dayanmasından ve bu ilahilerin de Sümer toplulukları arası ilişkileri yansıtan özellik taşımasından ötürüdür.
(2) Eski Ahit’in su’ların var kabul edildiği yaratılış aktarımı, Kuran’da da, yaklaşık olarak
Takip edilmiştir:
« O (Tanrı), hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır"
« O,(Tanrı) hanginizin daha güzel davranacağı hususunda sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı; arş’ı su üstünde idi. » (Hud Suresi,7.ayet).
Kuran, Eski Ahit’ten farklı olarak, bütün canlıların su’dan meydana getirildiğini de açıkca söyler:
« İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? » (Hud Enbiya)
Kuran’ın doğrudan doğruya bir Eski Ahit tekrarı olmadığını yineleyelim. Öyle görünüyor ki, başka yazılı kaynaklardan da yararlanmıştı.
“Yaratılış Bilmecesi”ni Çözmek !
Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri-2
"Üç Kutsal Din Kitabının Sümer-Akkad Yazın Kaynakları"
"Çünkü Kuzu, rablerin Rabbi, kralların Kralı`dır"
Eski Çizimlerde, Yıldız, Dünya, Adam..
“Hamurlu Ekmek-Hamursuz Ekmek”
Murat Belge,Hıristiyanlık ve Yuhanna
Murat Belge Nasıl Bir Ateist ?!
Belge'ler, Eski Toplum ve Dinler
Belge'nin Hıristiyanlık Kavrayışı...
Hıristiyanlığın Su Vaftizinin Biçimleri
Papa XVI. Benedikt: 'Hıristiyan Kökenlere Vurgu'